Vandalizmden kent estetiğine: Grafiti gerçekten ehlileşti mi?

İSTANBUL (Medyascope, Suzan Demir) – Bir zamanlar hapis cezasıyla karşılanan grafiti, bugün festivallerin ve kent estetiği projelerinin parçası. Peki bu dönüşüm, grafitinin muhalif ruhunu değiştiriyor mu? Grafiti sanatçıları, Türkiye’de sokak sanatının geçirdiği dönüşümü, kamusal alandaki yerini ve “ehlileşme” tartışmasını değerlendiriyor.

Haberin özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Grafiti, bir zamanlar vandalizm olarak görülürken, artık festival ve kamusal sanat projelerinin parçası haline geldi.
  • Sanatçılar, grafitinin illegal bir ifade biçimi olarak başladığını ve zamanla kamusal alandaki algının değiştiğini belirtiyorlar.
  • Kadıköy, grafiti konusunda İstanbul’da öne çıkıyor; bu durum sanatçıların yaşadığı bölgelerle ilgili.
  • Grafitinin ehlileşip ehlileşmediği tartışmaları sürüyor; bazı sanatçılar hala yasadışı üretim yapmaya devam ettiğini savunuyor.
  • Grafiti, protesto ve ifade özgürlüğü konularında önemli bir role sahip olmaya devam ediyor.

Grafitinin dönüşen hikâyesi

Bir dönem kamu malına zarar verme ve vandalizm olarak görülen grafiti, bugün birçok kentte festival programlarının, kültür politikalarının ve kamusal sanat projelerinin bir parçası haline geliyor. Türkiye’de özellikle İstanbul’da görünürlüğü artan sokak sanatı, yasal zemindeki değişim kadar kamusal algının dönüşümüyle de farklı bir noktaya taşınıyor. Ancak bu değişim, grafitinin protest kimliğinin zayıfladığı yönündeki tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Grafiti sanatçıları Tunç Dindaş (Turbo), Street Artist Kadir M. Ersoy (M?) ve Oktowallz Street Art Platform’un kurucusu Görkem Kızılayak, grafitinin Türkiye’deki serüvenini, kamusal alandaki karşılığını ve “ehlileşme” tartışmalarını değerlendiriyor.

illegal bir sanat olarak gelişiyor

Grafiti

Grafitinin ortaya çıkışında estetik kaygılardan çok kamusal alanda görünür olma ve kendini ifade etme ihtiyacının bulunduğunu belirten sanatçılar, bu pratiğin başlangıçta tamamen “illegal” bir eylem olarak geliştiğine dikkat çekiyor.

“Turbo” lakabıyla tanınan sanatçı Tunç Dindaş, 1988 yılında grafiti yaparken yakalandığını ve dönemin siyasi atmosferi nedeniyle farklı suçlamalarla karşı karşıya kaldığını anlatıyor: “1988’de ben yaparken yakalandığımda ‘Solcu musun, komünist misin?’ diye yargıladılar. Bir yıl hapis aldım o zaman.” Dindaş, o yıllarda duvara yapılan her türlü çalışmanın politik bir eylem olarak algılandığını belirterek, bu nedenle sanatçıların eserlerine Şirinler ya da Mickey Mouse gibi figürler ekleyerek siyasi bir amaç taşımadıklarını göstermeye çalıştıklarını ifade ediyor.

“Grafiti şehirlerin gri yüzüne karşı bir anti-sesti”

“M?” imzasıyla işler yapan Street Artist Kadir M. Ersoy ise grafitiyi yalnızca estetik bir üretim değil, modern kentleşmeye karşı gelişen bir itiraz biçimi olarak değerlendiriyor. Ersoy, dünya genelinde şehirlerin giderek tekdüze ve gri bir görünüme büründüğünü belirterek, grafitinin bu sürece karşı ortaya çıkan bir “anti-ses” olduğunu söylüyor: “Görsel olarak zengin bir şehir yaratmaktan ziyade daha gri bir şehir yapılanması haline geldi tüm dünya. Böyle şekillenen şehirleşme sürecine karşı çıkmış bir anti-ses gibi bir şeydi grafiti.”

Grafitinin, kent yaşamının birey üzerinde yarattığı baskıya karşı bir ifade biçimi olduğuna işaret eden Ersoy, bu üretimlerin “açık hava hapishanesi” hissi veren şehir düzenine yönelik memnuniyetsizliğin dışavurumu olduğunu dile getiriyor.

“Sokağın halkla doğrudan kurduğu bir ilişki var”

Oktowallz’un kurucusu Görkem Kızılayak ise sokağın sanat üretimi açısından galerilerden tamamen farklı bir alan sunduğunu belirtiyor: “Sokak biraz farklı bir alan. Benim zaten bu alana girmemi sağlayan şey de o. Farklı bir duygusu var, farklı bir cesareti var. Sanat dünyasında olmayan direkt bir ilişki var halkla.”

Kızılayak’a göre sokak sanatı, izleyiciyle aracısız temas kurması bakımından geleneksel sanat alanlarından ayrılıyor.

Kadıköy neden grafitiyle öne çıkıyor?

Grafitinin İstanbul’daki coğrafi dağılımı da dikkat çekiyor. Kadıköy, grafiti ve mural çalışmalarıyla öne çıkan ilçelerin başında gelirken, hemen yanı başındaki Üsküdar’da benzer bir görünürlük bulunmuyor.

Kızılayak, bunun temel nedeninin yasal düzenlemelerden çok sanatçıların yaşadığı semtler olduğunu belirtiyor. Geçmişte Gaziosmanpaşa ve Kadıköy’ün çok sayıda grafiti sanatçısına ev sahipliği yaptığını söyleyen Kızılayak, dönüşüm öncesindeki Karaköy’ün ise terk edilmiş yapılarıyla genç sanatçılar için önemli bir üretim alanı sunduğunu, ancak bugün bu imkânın büyük ölçüde ortadan kalktığını ifade ediyor.

Grafiti gerçekten ehlileşti mi?

Öte yandan grafitinin geçmişte geceleri ve ciddi hukuki riskler göze alınarak yapılan bir üretimken bugün belediye etkinliklerinde, festivallerde ve kurumsal projelerde yer alması “Grafiti ehlileşti mi?” sorusunu da gündeme getiriyor.

Kadir M. Ersoy, toplumun grafitiye bakışının önemli ölçüde değiştiğini belirterek insanların artık renkli duvarlardan rahatsız olmak yerine bunları benimsediğini söylüyor. Bu dönüşümün belediyelerin etkinlikler düzenlemesine, şirketlerin grafitiyi reklam amacıyla kullanmasına ve sanatçıların bu alandan gelir elde etmesine olanak sağladığını ifade eden Ersoy, buna rağmen yasadışı grafiti üretiminin hâlâ yasal çalışmalardan çok daha yaygın olduğunu vurguluyor.

Tunç Dindaş ise grafitinin doğasının kaçak üretim olduğunu belirterek, yıllar içinde sanatçıların yaşlarının ilerlemesi ve artan sorumlulukları nedeniyle daha yasal ve sanatsal üretimlere yöneldiğini söylüyor. Street Art’ın gelişiminde de bu dönüşümün etkili olduğunu belirten Dindaş, genç kuşakların ise yasa dışı grafiti üretmeye devam ettiğini ifade ediyor.

Dindaş ayrıca İstanbul’da belediyelerin grafiti için ayırdığı yasal duvarların yurt dışındaki örneklere kıyasla oldukça sınırlı olduğunu, boş alanların kısa sürede reklam panolarına dönüştüğünü ve sanatçılar açısından ciddi bir mekân sorunu bulunduğunu dile getiriyor.

“Yasal alanlar grafitiyi değil, sanatçıyı yaşatıyor”

Kadir M. Ersoy da reklam panolarında ücret karşılığında her türlü içeriğin kamusal alanda yer bulabildiğine dikkat çekerek, grafiti sanatçılarının ise kendilerini ifade edebilmek için çoğu zaman kendi bütçelerinden harcama yaparak yasadışı yöntemlere yönelmek zorunda kaldığını söylüyor. Kamusal alanın ifade özgürlüğü açısından grafiti için en doğal mecra olduğunu savunuyor.

Görkem Kızılayak ise belediyelerle yapılan yasal duvar çalışmalarının sanatçıları tamamen “legal” bir çizgiye taşımadığını belirtiyor. Türkiye’de yalnızca yasal duvar projeleriyle sürdürülebilir bir sanat piyasasının bulunmadığını söyleyen Kızılayak, birçok sanatçının tren boyamaya devam ettiğini, bunun hem Türkiye’de hem de Avrupa’da ağır yaptırımlarla karşılaşan grafiti alanlarından biri olduğunu ifade ediyor.

Kızılayak, bu nedenle yasal projelerin grafitiyi “ehlileştirdiği” görüşüne katılmadığını belirterek, bu çalışmaların sanatçılara üretmeye devam edebilmeleri ve yaşamlarını sürdürebilmeleri için yeni fırsatlar sunduğunu söylüyor.

Muhalif ruh sürüyor mu?

Grafitinin Türkiye’deki yolculuğu, kamusal algının ve kent politikalarının değişimiyle birlikte önemli bir dönüşüm geçirmiş olsa da sanatçılara göre bu değişim grafitinin özünü tamamen ortadan kaldırmıyor. Festival ve belediye projeleri sokak sanatına yeni alanlar açarken, yasadışı üretim pratiği ve kamusal alanda görünür olma arzusu da varlığını koruyor.

Bu yönüyle grafiti, bir yandan kurumsal yapılar içinde kendine yer açarken diğer yandan protest ve muhalif karakterini farklı biçimlerde sürdürmeye devam ediyor. Kent, ifade özgürlüğü ve kamusal alan üzerine süren tartışmaların merkezindeki yerini ise hâlâ koruyor.


Suzan Demir kimdir?

Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde okudu. Hayat TV, ardından Evrensel Gazetesi’nde çalışmaya başladı. Taraf Gazetesi kültür sanat servisinde muhabir ve editör olarak çalıştı. Evrensel Kültür Dergisi’nde röportaj ve yazıları yayınlandı. Arka Pencere online dergide haftalık sinema eleştirileri kaleme aldı. Ataşehir Belediyesi Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nde reklam metin yazarlığı yaptı. Ayrıca BİR+BİR Express dergisinde (hem online hem matbu dergide) www.sabirfikir.com ve Kritik 24 (K24) sitelerinde de haber ve yazıları yayınlandı. Artı Gerçek’te dizi eleştirileri kaleme aldı. Yeni E Dergisi’nde kültür, sanat ve sinema röportajları yapıyor. Hala çeşitli ajanslara politika, ekonomi ve kültür sanat dalında haberler üretiyor. Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) üyesi.

Proje hakkında

Medya Özgürlüğüne Destek – Güçlü Dayanışma, Güçlü Medya” projesi Avrupa Birliği tarafından finanse edilmekte ve Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Gazeteciler Cemiyeti (GC) ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti (IGC) tarafından yürütülmektedir. Programın genel amacı, “Türkiye’de medya çoğulculuğunun ve özgür basının güçlendirilmesine” katkıda bulunmaktır.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş