Bisiklet dünyasının en prestijli yarışı Tour de France, 113’üncü edisyonuyla 4-26 Temmuz arasında düzenlenecek. En iyi bisikletçi, tarihi sarı mayoyu sırtına geçirecek.

Bisiklet sporunun gövdesi üç büyük tur, beş büyük anıt yarış ve yedi görkemli haftalık turdan oluşur. Fakat herkes bilir ki en büyüğü her zaman Fransa Turu’dur. Diğer yarışlar menüsü geniş birer çok katmanlı lezzettir ama Tur, uzun bir sürüşün ardından yudumlanan o ilk kahve ve tarçınlı çörektir.
İmrenilir ama kıskanılmaz, hayran olunur ama haset duyulmaz. Prestijdir; pelotonun kalbindeki huzurdur. En ikonik de en saf da odur. Kokulu tarih sayfalarının en canlı, en görkemli mirasıdır.
Bu yıl Fransa Turu Katalan topraklarından başlayacak. Barselona’daki startın ardından peloton, herhangi bir transfer günü olmadan doğrudan Fransa’nın güneybatısına geçecek. Yarış oradan ülkenin orta ve doğu kesimlerine, ardından güneydoğudaki Alpler’e ve son olarak da kuzeye uzanacak. Yani peloton üç hafta boyunca harita üzerinde güneyden kuzeye doğru devasa bir sarmal çizecek. Bu sarmalda inip çıkacak sporcular ise Avrupa’nın yakıcı güneşi altında taşıdıkları mirasın mükâfatı için yarışacak. Güzel bacaklı ve cılız gövdeli atletler, en iyiler arasında yer alabilmek için bir kez daha sarı mayo uğruna mücadele edecekler.
Son birkaç yıldır olduğu gibi Tur’u bir kez daha Tadej Pogacar ve Jonas Vingegaard arasındaki rekabet üzerinden okuyabiliriz. Önceki altı edisyonun tamamında sarı mayoyu bu ikiliden biri kazandı. Pogacar’ın dört, Vingegaard’ın iki şampiyonluğu bulunuyor. Büyük bir aksilik yaşanmadığı sürece yine benzer bir sonuç göreceğimiz aşikâr. Fakat yine de favorileri ve favoriler ile kendilerine meydan okumaya hazırlananları bilmekte fayda var.
Tadej Pogacar
Herkesin favorisi Tadej Pogacar, bu edisyona beş Fransa Turu zaferi elde eden tarihteki beşinci bisikletçi olmak için geliyor. Fakat bunu bir kez daha alışılmamış bir rota çizerek yapmaya çalışıyor. Bu yıl koştuğu 16 yarış gününün 11’inde zafer elde eden Slovenyalı bisikletçi için her şey kazanmakla ilgili. Bu yüzden sene başında, daha önce bir türlü kazanamadığı iki büyük anıtsal klasikte zafer kovaladı. Milano-Sanremo’yu inanılmaz bir performansla kazandı; ikinci kez katıldığı taşlı klasik Paris-Roubaix’de ise bisiklet tanrılarına meydan okuyan Belçikalı bisikletçi Wout van Aert’ın ardından bir kez daha ikinci oldu. Bir sarı mayo sahibi için böyle hedefler olağan değildir. Fakat Pogacar da olağan bir sporcu değil. Bu sene Fransız Alpleri’ndeki mücadelesine iki kısa haftalık turla hazırlık yapan dünya şampiyonunun önündeki tek engel olası bir aksilik. Çünkü en yakın rakibi Jonas Vingegaard karşısında bile artık gözle görülür bir avantaja sahip. Çoğu kez rakipleriyle değil de tarih sayfalarıyla mücadeleye giren bu sevimli Sloven canavarı için uzun ve zafer dolu bir Fransa Turu edisyonuna daha hazırlıklı olalım.
Jonas Vingegaard
Tarihin en iyisi olmaya yelken açmış bir bisikletçiyle boy ölçüşüp de kendini küçük göstermemeyi başarmak gerçekten zordur. İki kez sarı mayo galibi Vingegaard, empati kurmanın bile güç olduğu bir işi başarıyor. Şu an bisiklet dünyasında dağlarda Pogacar’a karşı mücadele edecek biri hakkında “acaba mı?” sorusunun zikredilmesini sağlayan yegâne kişi kendisi. Danimarkalı bisikletçi bu sene de Sloven şampiyonun en büyük rakibi olacak. Onun her zaman “klasik bisikletçilerden” olduğunu söyleriz. Ana hedefi her zaman Tur’dur. Az ve öz yarışır; lüzum duymadığı mücadelelere girmekten kaçınır. Fakat son yıllarda, bunun tam tersi özelliklere sahip bir şampiyonla kafa kafaya kapışabilmek için değişimin gerektiğini de en iyi o öğrenmiş gibi duruyor. Bu sebeple artık etaplarda daha saldırgan ve büyük zaferlere olduğu kadar küçük olanlara da aç bir görüntü çiziyor. Bu sene Tur’a Giro d’Italia zaferiyle geliyor olması da bunun bir göstergesi. Aynı zamanda Pogacar’dan önce üç büyük turu birden kazanması, Vingegaard’a seviyesini pek de tahmin edemeyeceğimiz türden bir zihinsel avantaj sağlıyor.
Paul Seixas
19 yaşında, ilk kez üç haftalık bir tur koşmaya hazırlanan bir genç için en fazla ne kadar umutlu olabileceğinizi düşünün. Tamam, şimdi onu üçe katlayın. Fransa Turu’nda bir Fransız bisikletçi için bu kadar umutlanan Fransız seyirciyi ilk kez görmüyoruz. Ama Paul Seixas’ta farklı bir şeyler var… Genç sporcu geçen yıl geleceğin habercisi olan Tour de l’Avenir’i kazandığından beri her gün daha da ünlendi. Fransızlar uzun senelerdir büyük bir şampiyona hasret. Bu sebeple genç Seixas’ı bir tür “kurtarıcı” olarak görüyorlar. Fakat şu an herkes aklı başında hareket etmeli. Bu edisyonu, Seixas için elinden geleni yapıp tecrübe kazanacağı bir yarış olarak görmeye hazırlanalım. Kaybederse anlamlı kaybeder, bu kaybın bir kazanımı da olur. Kazanırsa da… Hiç gerek yok böyle şeyler düşünmeye. Mucize beklenmedik yerlerden doğar. Seixas Tur’a, hazırlık yarışında kaza yaparak geliyor. Bu sebeple beklentiler biraz daha düşmüş, omzundaki yük de hafiflemiş olacak. Genç potansiyelin ilk büyük tecrübesini izlemeye ve üç hafta boyunca Dune ve Paul Atreides göndermeleri duymaya hazırlıklı olalım.
Remco Evenepoel
Belçika’nın hırçın bisikletçisi Remco, kariyerinin tüm büyük anlarını yaşadığı takımı bu sene başında geride bırakmayı tercih etti. Yeni yolculuğuna ise onun en büyük meziyeti olan zamana karşı etabıyla göz kırpan Giro’ya gitmek yerine Tur’da yarışarak başlıyor. Bu sene bacaklarında yeterince yarış kilometresi biriktirmiş olsa da iki aydan fazla süredir onu izleyemiyoruz. Bu da meslektaşlarının tercih ettiği türden bir hazırlık süreci değil. Kendisinin büyük turlarda en az bir kötü gün geçirdiğini düşünürsek yine büyük umutlarla beklenmeyecek bir bisikletçi olduğunu söyleyebiliriz. Fakat Belçikalı, başta geçen sene kürsü gören Florian Lipowitz olmak üzere çok önemli takım arkadaşlarına sahip. Lipowitz, Pogacar’ın Isaac Del Toro’su ve Vingegaard’ın Matteo Jorgenson’ı ile eşdeğer bir yetenek. Hatta liderlerinin durumu düşünüldüğünde Lipowitz’in daha avantajlı olabileceğini söylemek bile mümkün. Bu Tur’da Remco da Lipowitz de radar altı favoriler olacak.
Juan Ayuso
Pogacar’ın eski takım arkadaşı Juan Ayuso, genç yaşına rağmen senelerdir dilediği özgürlüğe sonunda kavuştu. İspanyol bisikletçi kariyerine ilk büyük turunda kürsü görerek başladı. Sükseli başlangıcı onu Pogacar’la aynı takımda bir açmaza soktu. Sonraki yıl bir kez daha Vuelta’ya gidip dördüncü oldu. Ardından elde ettiği fırsatları bir türlü değerlendiremedi. Haklı ya da haksız, bulunduğu takımın istenmeyen üyesi ve medyanın asi çocuğu oldu. Önüne çıkan yeni yolda, bu sene yeni takımıyla Fransa Turu’na geliyor. Son hazırlığı fena geçmedi. Yanında Mattias Skjelmose gibi bir eş lider bulunuyor. Performansı kadar yeni takım arkadaşlarıyla uyumu da merak uyandıracak.






