Acı çekme sanatı

İSTANBUL (Medyascope) – Spor dünyasının en ağır fiziksel eforu, iki teker üzerinde sadece acı olmaktan çıkıp âdeta bir sanata dönüşebiliyor. Fransa Turu’nun vazgeçilmez şampiyonu Tadej Pogacar ve onu nadiren yenebilen meslektaşlarının acı ile ilişkisi.

Acı çekme
Acı çekme sanatı

Bisiklet sporu korkunç bir efor; bedenen de zihnen de.

Günde en az 150 kilometre pedal çevirip sonunda maksimum gücüne ulaşabilmek adına sprint atmak normal bir insan için delilik mesela. Bunu üç hafta boyunca yapmak peki? Üstelik bazı günler 200 kilometreyi aşan rotalarda… Alpler’de, Pireneler’de, kaotik şehir içi virajlarında, dimdik tepelerde, kavurucu güneşin altında, bazen de dondurucu soğukta…

2026 Fransa Bisiklet Turu, temmuz ayının son pazar günü sevenlerine veda etti. Şampiyon, Sloven bisikletçi Tadej Pogacar oldu. Kendisi aynı zamanda son iki yılın dünya şampiyonu. Birkaç saat önce beşinci Fransa Turu zaferini kazandı. Tarihte bunu resmen yapabilen beşinci kişi artık. Altı kez kazanan ise yok. Pogacar önümüzdeki yıllarda ona da talip olacak.

Tarihin peşinden koşan bir sporcu kendisi. Rakipleri artık yalnızca aynı dönemde iki teker üstünde yol aldığı bisikletçiler değil; selefleri ve halefleri.

Pogacar’ın bisiklet sporundaki hükümranlığı hem iki teker takipçileri hem de sele üstündeki profesyonel emekçiler tarafından kabul edilen bir gerçek. Onunla yarışmak serbest ama sonuç çoğu kez hüsran. Bu spora olan yeteneği büyük olasılıkla doğuştan ama şampiyonluk kayıtları bitmek tükenmek bilmez de bir çabadan.

Sloven bisikletçinin karakterine methiyeler düzmek çok kolay. Çünkü buna çok uygun biri. O daha önce pek sık rastlamadığımız türden bir spor efsanesi. Sevecen, komik, yardımsever ve samimi. Yarış kilometrelerini dünyanın en acımasız insanıymış gibi geçirebiliyor fakat rekabet etmediği dakikalarda yaşayan en mülayim insanlardan birine dönüşüyor.

Bu yıl Fransa Turu’nu kazanırken finiş çizgisini en önde geçtiği beş etapta o bahsettiğim acımasız kişiydi. Fakat bazı etaplarda, daha önce hiçbir büyük şampiyondan görmediğimiz ölçüde şaşırtıcı şekilde “yardımcı” rolünü üstlendi.

Bisiklet takımlarında liderine yardım eden kişilere domestik denir. 2026 Fransa Bisiklet Turu’nda beşinci şampiyonluğunu yaşayan Tadej Pogacar, 22 yaşındaki Meksikalı takım arkadaşı Isaac Del Toro’ya domestik oldu. Genç dostunu kürsüye taşıyan gücün önemli bir parçasıydı. Rekor kırmak adına daha fazla etap kazanmak elindeydi ama o tercihini, halefi olan takım arkadaşına yardım etmekten yana kullandı. Onun için kilometrelerce pedal çevirdi.

Pogacar’a düzülen methiyelerin merkezine yalnızca karakterini koymak da eksik olur. Kazandığı, kazandırdığı ve kimilerine kaybettirdiği onca kilometrenin arkasında pek çok insanın altından kalkamayacağı antrenmanlar yatıyor. Çalışma programlarının verisel dökümü karşısında hayrete düşen “fani insanlar” bir yana, onunla aynı mayoyu giyen takım arkadaşları bile eşdeğer çabalarda kendi limitlerine ulaşabiliyor.

Bu hissi yakından bilen meslektaşlarının bile “acı” olarak tanımladığı durumları o, kanıksanmış ve ustaca kontrol edebildiği bir yük gibi karşılıyor. Zaferlerini de böyle kazanıyor.

Spor hiçbir zaman acı çekmek olmamalı. Bedene verilen bilinçli zararlar asla fiziksel ve zihinsel performansın belirleyicisi olarak kullanılmamalı. Fakat bisiklet sporunda kullanılan “acı çekmek” ifadesinin, tek bir günde 180 kilometre bisiklet sürmeye yeltenen normal bir insanın algısı ve hissiyle aynı olmadığını bilmek gerek.

Bu sporun acı kavramıyla ilgili somut tanımı tehlikeden, bir anlık dikkat kaybının doğurabileceği felaketlerden ve yaşlılıkta maalesef kaçınılmaz olacak varis ağrılarından ibaret. Yere düşen veya havaya karışan her bir ter damlasının tek bir Fransa Turu etabında koca ve kurak bir gölü doldurabileceğini bile iddia etmek mümkün. Bu göl sadece bisiklet sporunda kabul edilecek bir acının birikimi olabilir.

Her gün belirli aralıklarla bedensel ve zihinsel limitlere ulaşmak, dünya üzerindeki neredeyse tüm yaşayanlar için bir problemdir. Profesyonel bisikletçiler içinse işin olağan bir parçası. Bunun kabul edilebilir bir risk olup olmadığını söylemek güç. Fakat bu sporun gerçeği böyle.

Doğal olarak, selenin en sevilesi büyük şampiyonu da bu acıyı en iyi yöneten kişi oluyor. Ona karşı mücadele edenler nadiren kazanabiliyor. Kazandıklarında ise kuşkusuz ki her biri bu koca zaferi hayatlarının en görkemli acısı olarak karşılıyor.

Pogacar’ı yenebilen o nadir bisikletçileri düşünüyorum.

Fransa Turu’ndaki en büyük rakibi Jonas Vingegaard mesela… Sloven’e karşı kazandığı etapların sonunda beti benzi atmış, yüzünde yalnızca kemik ve deri kalmış gibi görünen hâli beliriyor gözümde.

Ya da Wout van Aert. Taşlı klasiklerde dünya şampiyonunu birden fazla kez alt edebilen kişi kendisi. Adrenalinle dolmuş, zihnen ve bedenen limitine ulaşmış bir insanın kalan son enerjisiyle attığı sessiz neşe çığlıkları…

Son örnek de Mathieu van der Poel.

Temmuz 2026’nın son pazarında, Fransa Bisiklet Turu’nun meşhur Şanzelize finişinde çizgiyi geçtikten sonra yere yığılan ve kazandığını belki de dakikalar sonra kavrayabilen o büyük galip. Pogacar’ı daha önce de birkaç kez yenebilen sayılı kişilerden biri.

O Paris akşamında, finiş çizgisini geçtikten sonra yerde yatıyor. Mayosunun fermuarını indirmiş, eli kalbinde. Muhtemelen bütün vücudu kramplarla boğuşuyor. Bariyerlerin köşesine kıvrılmış, acının dinmesini bekliyor. Sakinleşince öksürecek; bunu hep yapar. Şu an sadece biraz süreye ihtiyacı var.

Acıya değdi mi?

Evet, daha önce de böyle zaferleri oldu.

Bunu başka bir insana önerir misiniz?

Hayır, kesinlikle hayır.

Peki neden?

Çünkü bisikletçi değilsiniz.

Acı size yalnızca acı, onlara ise sanat.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş