Filenin Sultanları, Avrupa Şampiyonası finalinde İtalya ile karşılaştı. Birbirinden tamamen farklı 5 setle biten maç, Türkiye’ye bir kez daha altın madalyayı getirdi. Peki nasıl?

Finale gerçekten kötü başladık. İlk sette hepimiz korktuk. Servisleri karşılayamadık, servis atamadık, bir türlü top öldüremedik. Kaybettik.
İkinci sette de başta doğrulamadık. 12-6 gerideydik. Eyvahtı bizim için. Hayal kırıklığının sebebi başarısızlıktan değil, daha iyisini yapabileceğimizi bilmektendi. Oradan doğrulduk. Setin sonunda umutlandık. Mükemmel direndik. Durumu eşitledik.

Üçüncü set kâbus gibiydi. Ne olduğunu, ne zaman fark yediğimizi, nasıl kaybettiğimizi anlamadık bile. Bir finalde buradan nasıl toparlanılır diye düşündük. Mümkün müydü? Daha önce böyle bir şey izlemiş miydik?
Dördüncü set tamam veya devam denen yerdi. Devam dedik. Yaprak toz kaldırdı, kendimize geldik. Derya denizdik. Zehra bloklar yaptı. Boynunu sakatladı, girdi çıktı, tekrar yaptı. Elif’in servislerini kullandık. Vargas’ınkilere çok kafa patlatmış bir rakip vardı. Vargas ne yaptı? Servislerini daha da sert kullandı. “Nereye ve nasıl atacağımı biliyorlarsa dengeli karşılayamayacak kadar sert vurmalıyım” diye düşündü. Top bizim tarafımıza geçtikçe Kaptan Eda tamamladı.
Durumu yine eşitledik. Final setine geçtik.

Burada anlatacak şeyleri bulmakta zorlanıyorum. Oyuncular da ne olduğunu anlatamıyor tam olarak. Gizem maç sonu röportajında beşinci sette ne yaptıklarını hatırlamadığını söyledi. Arkamızda bir rüzgâr vardı ve birkaç sayı içinde şampiyon olacağımızı anlamış gibiydik.
Görebileceğimiz, yaşayabileceğimiz, izleyebileceğimiz en ilginç finallerden biriydi bu.
Her spor psikolojik bir bariyerin üstüne kuruludur ama bu konuda voleybolun yeri başkadır. Sporcular sadece kendilerinin değil yanındakilerin de sorumluluğunu taşır. Her hatanın ve her başarının sorumlusu herkestir. Sayıların ardından ortada birleşilmesinin sebebi de bu herkesliktir.
İşte bu yüzden 2026 Avrupa Şampiyonası finalinin hikâyesi hem inanılmazdı hem de çok mantıklı. Bu kadar uçlarda seyreden bir finalde ayakta durabilmenin anahtarı voleybolun bu mantalitesiydi çünkü. Senenin her bir gününü bu ana adayan profesyonel bedenler, bireysel emekler, bu maçta herkesleşti. Herkesleşebilmeyi en iyi başaran ise boynuna altın madalyayı taktı.
THE TROPHY IS COMING HOME! 👑🏆🇹🇷
— European Volleyball (@CEVolleyball) September 6, 2026
Türkiye lift the CEV Trendyol EuroVolley 2026 Women trophy and celebrate back-to-back European titles! 🔥 https://t.co/ReUi4UF8er pic.twitter.com/0Rx67hiZ7b
Biz bu maçı nasıl kazandık?
Filenin Sultanları sadece madalyalar kazanan başarılı bir takım değil. İsteseler sadece bu olabilirler, en büyük hakları. Fakat onlar sorumluluk almanın, örnek olmanın peşindeler. Her röportajlarında geçmişi onurlandırıp geleceğe kapı açmaktan bahsediyorlar.
Hiçbir sporcu birilerine örnek olmak zorunda değilken Avrupa Şampiyonluğu yaşayan bu profesyoneller saha içinin de dışının da “ablaları” olmak istiyor.
Doğru onlar için disiplin, başarıyı getiren azim, kaybedişi ders olarak gören erdem, sevgi, dostluk, kendi olabilmek, akıtılan gözyaşına sahip çıkmak, saygı duymak, ayrıştırmamak, karıştırmamak, düşmemek, düşenin elinden tutmak, negatife kulak tıkamak, hayatta ve oyunda kalabilmek.
Oyunda kalan Filenin Sultanları’ydı.
İmrenilen, sevilen, bağra basılan bir takım bu. Kaybedişlerini sahiplenen, zaferlerinde ortaklaşabilen bir grup oldukları için canı gönülden seviliyorlar.
Duyguların sadece kadınlara atfedildiği bir dünyada düşüp kalkmanın doğuracağı mental yükü en doğru yerinden kaldırabiliyorlar.
İşte istikrarın gırla arandığı topraklarda gözler önünde, hep en yukarıdalar.







