Kadınlar Fransa Turu’nun beş yıllık modern tarihinde her yıl başka bir hikâye yazıldı. Hepsinin merkezinde ise bir şekilde Demi Vollering vardı.

Yol bisikleti sporu hakkında küçük detaylara hâkim kişilerin en iyi bildiği şey Fransa Turu’dur. En büyük odur, kazanan “sarı” giyer.
Ama birçoğuna Kadınlar Fransa Turu’nun sadece beş yıldır düzenlendiğini söylendiğinde dumura uğrarlar.
Şaka mı bu? Gerçekten mi? Bisiklet nasıl bir spor ki? Kapsayıcı diyebilir miyiz? Sanırım diyemeyiz. Çok mu erkek egemen? Neden böyle? Niye geç kalındı? Bu kadar bekletmek kimin kararıydı?
Öncelikle kimin kararı olduğu konusuna değinmek lazım. Seyircinin değil. Bisikletçilerin de değil. Paranın ve organizasyon sahiplerinin. Bu iki küme zaten sınırlarıyla birlikte iç içe. İzlenebilirliği küçümsemekten, dünya üzerinde her türlü deliliğe milyon dolarlar harcanırken merkezinde kadın olan işlere yatırım yapma konusunda bilinçli önyargıdan doğan çekinceden…
İki tekerin tarih sayfalarında “Kadınlar Fransa Turu” için daha önce bazı denemeler vardı. İlk deneme 1955’te yapıldı ama tek seferlikti. Ondan neredeyse 30 yıl sonra, bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda 12 aylık dönemde çok etaplı yarışlar yapıldı. Kadın bisikletinin en büyük efsanelerinden Jeannie Longo o günlerin yıldızıydı ama Fransa’daki bu yolculuk yine kısa sürdü.
Ardından 90’lı yıllarla birlikte bağımsız organizatörler, Fransa’da adı “Fransa Turu” olmayan ve olamayan yarışlar düzenlemeye başladı. 2014’ten kadınlar turunun bugünkü hâline gelene kadarsa bisikletçilerin kendi ısrarları ve imza kampanyaları sonucunda organizasyon, kendi adı altında tek günlük kadın yarışları düzenlemeyi kabul etti. Fakat bunlar da yetersizdi.
Diğer büyük turlar şanına şan katarken kadın bisikletçiler de giderek daha popüler hâle geldi. Karar vericiler daha fazla direnemeyince sonunda “düzgün” bir tur organize edildi. İsmi Tour de France Femmes oldu. Süresi şimdilik bir hafta olarak belirlendi ve her yıl biraz daha gelişmesi için her türlü yeşil ışığın yakılacağına söz verildi. Fransa Turu’nun görkemi ve prestiji, Femmes yarışının da üzerinde belirdi. O günden beri popülerliği aldı başını gitti.
2022’de modern yarışın ilk seferi gerçekleşti. O seneden beri her mücadele daha önce yapılamayanların enerjisi ve geçmişte hak ettiği değeri görmemiş kadın profesyonellerin kuvvetiyle dolup taştı. Bu beş yılın hikâyesi vedalar, merhabalar, kırgınlıklar, kaoslar, hesaplaşmalar, bolca başarı ve tarihî an getirdi.
Bu modern hikâyenin merkezindeyse her yıl kendine apayrı anılar bırakan biri vardı: Demi Vollering. Fransa Turu’nu birden fazla kez kazanan ilk kadın.
2022’deki ilk seferde herkesin heyecanlı, pelotonun da tedirgin olduğu bir yarış vardı. Tüm yollar “Watch the Femmes” pankartlarıyla doluydu. Rekabetin seyrini herkes merak ediyordu. O zamanların en iyisi Hollandalı efsane Annemiek van Vleuten’di. Emekli olmadan önce imzasını bir kez de bu büyük yarışta atmak istiyordu. Vosges Dağları’nın tepesinde tahtına oturdu. Peşindeyse onu takip edebilen kişi Demi Vollering’di. Kürsüde geçmişin ve geleceğin iki büyük Hollandalı yıldızı yer almıştı.
2023, Van Vleuten’in emeklilik senesiydi. Halefi Vollering, Tur’un ikonik tırmanışı Tourmalet’de galip gelen ilk kadın oldu. Sisler arasında, üstündeki pembe mayosuyla finiş çizgisini bir şampiyon olarak geçti.
2024’te unutulmayacak bir bisiklet yarışı koşuldu. Vollering, Rotterdam’daki üçüncü etapla birlikte sarı mayoyu eline geçirmişti fakat bol tepelikli bir günde kaza yaptı. Ayağa kalktığında yanında ona yardım edebilecek birini bulamadı. Aslında sarı mayonun kazası başta kendi takım arkadaşlarını, sonra da tüm pelotonu ilgilendirir ama o gün tek başına bırakılmıştı. Üstüne üstlük günün kazananı da kendi takım arkadaşıydı. Sarı mayoyu ise Polonyalı rakibi Kasia Niewiadoma’ya kaybetti.
Final bir kez daha Fransa’nın ikonik bisiklet mabetlerinden biri, hatta belki de en büyüğü olan Alpe d’Huez’de yapıldı. Vollering tepede finişi ilk sırada geçti ama sarı mayoyu sadece dört saniyeyle kaybetti. Bu, Fransa Turu tarihinin en yakın şampiyonluk sonucuydu. Vollering sezon sonunda takım değiştirme kararı aldı.
2025’te Niewiadoma ve Vollering rekabetinin seyri merak ediliyordu. Fakat araya bir Fransız tecrübe girdi. Dağ bisikletinde sayısız zaferi bulunan, en son olimpiyat şampiyonu apoletiyle oradaki serüvenini noktalayan Pauline Ferrand-Prevot o sezon yol bisikletine dönme kararı almıştı. Daha ilk yılındaysa Fransız Alpleri’ndeki mücadelenin galibi oldu. Vollering hemen arkasında kaldı. Kürsüyü de Niewiadoma tamamladı.
2026’da ise yeni yıldızları ve eski şampiyonlarıyla bol adaylı bir şampiyonluk yarışı bekleniyordu. Kadınlar Fransa Turu’nu iki kez kazanan kimse yokken bunu ilk yapacak kişinin kim olacağı konuşuluyordu. Bu yılın büyük durağı Mont Ventoux oldu; yeşil ormanda başlayıp ay yüzeyindeymiş gibi sonlanan tırmanış. O günü kazanan Niewiadoma’ydı, Vollering ona tutunamadı. İkisini çok az bir süre ayırıyordu.
Hemen sonraki nispeten tırmanışsız etapta ise küçük tepeyi kullanıp atak yapan taraf Vollering oldu. Düz yoldaki meziyetlerini de kullanarak sarı mayoyu üstüne geçirdi. Final gününde ikili tekrar karşı karşıya gelince kazanan taraf yine Vollering’di. Sarı mayo üzerindeyken ilk kez etap kazandı. Fransa Turu’nu iki kez kazanan ilk kadın oldu. Büyük rakibi Niewiadoma ile tüm seferlerde kürsü gören iki bisikletçiden biri olmaya da devam ediyor.
Demi Vollering kendi sporunun en sevilen yüzlerinden biri. Şu an “barışçıl” bir hava sürdüren bisiklet sporunun, ara sıra eski hırçın günlerini ziyaret eden pelotonunda bazı talihsiz olayların da başkahramanı. Fransa Turu’nun yüzü, sarı mayoyu kaybedip tekrar almayı bileni, Tourmalet ve Alpe d’Huez’in galibi. Kusursuz bir tırmanışçı ve kırılmaz bir irade. Birden çok kez şampiyon. Bisikletin en prestijli turunda nihayet dedirten kadın yarışlarının merkezindeki isim. Popülerliğini başarılarla birleştirdikçe hareketleri artık sorgulanamayacak o sporcunun ta kendisi.
Bisiklet yarışlarında gerçekleşen her kazada, her tartışmada ve her hatalı kararda işin cinsiyete bağlandığı bir dünyayı bitirmeye and içmiş bir sporcu neslinin baş kahramanlarından biri. Geçmişe değer bindirip geleceğin önünü açan, sıradan olmayan o sporcu.
Sadece kendi zaferlerinin ve yolculuklarının değil, ondan önce, onunla birlikte ve ondan sonra yarışacakların yüküyle zaferler kazanan şampiyon. Çünkü biliyorsunuz, bir sporun yüzü olan kadın sporcular için söz konusu yük hiçbir zaman bireysel kalamıyor.







