Kandil Dağı’nın tarihteki yeri: Çatışmanın merkezi çözümün parçası olur mu?

PKK’nın merkezi olarak kabul edilen Kandil Dağı’nda uzun zaman sonra Kürt medyası dışında bir basın kuruluşu röportaj gerçekleştirdi. Kandil Dağı’nın statüsü ve bölgedeki PKK kampları uzun zamandır Türkiye kamuoyunda da tartışma konusu. Kandil Dağı aslında sadece son 50 yıldır değil, asırlardır çatışmaların ve isyanların merkezi durumunda. Bu kez çözümün de merkezinde yer alabilir. 

Haberin özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Kandil Dağı, tarihi boyunca önemli çatışmaların ve isyanların merkezi olmuştur.
  • Coğrafi yapısı, birçok topluluk ve siyasi hareketin sığındığı tarihi bir alan haline gelmiştir.
  • Kandil, sadece Türkiye-PKK çatışmalarını değil, aynı zamanda Kürt tarihinin derin yaralarını da barındırmaktadır.
  • Günümüzde PKK’nın ana karargâhlarından biri olarak kabul edilen Kandil, farklı güç mücadelelerinin kesişim noktasında yer alır.
Kandil Dağı’nın tarihteki yeri: Çatışmanın merkezi çözümün parçası olur mu?
Kandil Dağı’nın tarihteki yeri | Fotoğraf: Kaya Heyse

Kandil, Ortadoğu’nun en yüksek dağlarından biri olmanın ötesinde, coğrafyanın tarihi, tarihin de siyaseti biçimlendirdiği nadir merkezlerdendir. Irak Kürdistan Bölgesi’nin kuzeydoğusunda yükselen Kandil, Irak-İran sınır hattına yayılan Zagros Dağları’nın en sarp ve ulaşılması güç dağ kütlelerinden biridir. Yaklaşık 3.587 metreye ulaşan zirveleri, derin vadileri, mağara sistemleri, geçit vermeyen kayalıkları ve yüzlerce kilometre boyunca uzanan dağ silsilesiyle doğal bir kale görünümündedir. Binlerce yıldır da bu özelliğiyle bölgenin kaderini belirleyen en önemli coğrafyalardan biri olmuştur. Tek bir zirveden ibaret değildir Kandil. 

Çevrede köy ve mezralar yer alıyor

Birbirine bağlanan onlarca dağ, plato ve vadinin meydana getirdiği geniş bir coğrafyadır. Çevresinde yüzü aşkın köy ve mezra bulunur. Bu yerleşimlerin büyük bölümü Erbil ve Süleymaniye sınırları içinde yer alırken, bir kısmı İran sınırına kadar uzanır. Bölge halkı yüzyıllardır hayvancılık, arıcılık, ceviz üretimi ve sınırlı tarımla yaşamını sürdürmektedir. Son kırk yılda yaşanan çatışmalar nedeniyle ise birçok köy boşalmış, kimi yerleşimler bütünüyle terk edilmiştir.

Her ne kadar bugün Kandil, daha çok  siyasal örgütlerle anılsa da, bu dağların gerçek tarihi, siyasal hareketlerin tarihinden çok daha eskidir. Yaklaşık üç bin yıl önce Medlerin yaşadığı Zagros coğrafyasının önemli parçalarından biriydi. Ardından Pers İmparatorluğu’nun kuzeybatı sınırını oluşturdu. Büyük İskender’in orduları bu geçitlerden geçti; Seleukoslar, Partlar ve Sasaniler ise bu sarp coğrafyayı askerî tampon bölge olarak kullandı. Bizans ile Sasani İmparatorluğu arasında süren uzun savaşlarda defalarca el değiştirdi Kandil çevresi. 

Kandil Dağı’nın tarihteki yeri | Fotoğraf: Kaya Heyse
Kandil Dağı’nın tarihteki yeri | Fotoğraf: Kaya Heyse

7. yüzyılda İslam ordularının bölgeye ulaşmasıyla birlikte Kandil, Emevilerden Abbasilere uzanan dönemde de merkezi otoritenin tam anlamıyla hâkim olamadığı dağlık alanlardan biri olarak kaldı. Daha sonra Mervaniler, Şeddadiler ve diğer Kürt hanedanları Zagros hattında etkinlik gösterdi. Osmanlı ile Safevi Devleti arasında iki yüzyılı aşkın süre devam eden mücadelede ise bir sınır bölgesi olmanın ötesine geçti Kandil; iki imparatorluğun nüfuz mücadelesinde doğal bir savunma hattına dönüştü. Tam anlamıyla hâkim olamadı bu dağlara ne Osmanlı ne de Safeviler. İşte bu yüzden Kandil, bir coğrafya olmanın ötesinde, tarih boyunca sığınılan bir alan hâline geldi. İsyan eden aşiretler, sürgün edilen topluluklar, merkezi otoriteyle çatışan güçler ve farklı siyasal hareketler yüzyıllar boyunca bu dağlara çekildi. Belirleyen ise coğrafyaydı; yaşamı da siyaseti de.

Peşmerge yeniden dağlara çekildi

20. yüzyılın başında Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması ve Irak Krallığı’nın kurulmasıyla birlikte yeni bir döneme girdi Kandil. Şeyh Mahmud Berzenci hareketinden Barzan ayaklanmalarına kadar birçok Kürt isyanında doğal bir sığınak işlevi gördü bu dağlar. 1961-1975 yılları arasında Mustafa Barzani liderliğindeki Kürt hareketi de Kandil ve çevresini önemli askerî hareket alanlarından biri olarak kullandı. 1975 Cezayir Anlaşması’nın ardından çok sayıda peşmerge yeniden bu dağlara çekildi. 

Sadece Türkiye-PKK arasındaki çatışmalardan ibaret değil

1990’lı yıllarla birlikte farklı bir nedenle girdi Kandil dünya kamuoyunun gündemine. Türkiye’deki yoğun askerî operasyonların ardından PKK, ana karargâhını büyük ölçüde Kandil’e taşıdı. Günümüzde örgütün en önemli karar alma merkezlerinden biri kabul edilir Kandil. Askerî kampların bulunduğu bir alan olmasının yanı sıra, örgütsel yapılanmanın, eğitim faaliyetlerinin ve lojistik ağın da başlıca merkezlerinden biri olarak değerlendirilmektedir.

Ne var ki Kandil’in yakın tarihi, Türkiye ile PKK arasındaki çatışmalardan ibaret değildir. 1992 yılında PKK ile KDP’ye bağlı peşmerge güçleri arasında ilk büyük silahlı çatışmalar yaşandı. 1994-1997 yılları arasında Irak Kürdistanı’ndaki iç savaş sırasında daha da derinleşti bu çatışmalar. Kürt siyasal tarihinde “brakujî”, yani kardeş kavgası olarak anılan bu dönem, Kürt toplumunda bugün bile kapanmamış derin yaralar bıraktı. 

Bugün de Kandil; Türkiye, İran, Irak merkezi hükümeti, Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve PKK’nın çıkarlarının kesiştiği en hassas alanlardan biri olmayı sürdürüyor. Türkiye düzenli olarak sınır ötesi askerî operasyonlar gerçekleştirirken, İran da PJAK’a karşı dönemsel hava ve topçu saldırıları düzenlemektedir. Resmî olarak Irak sınırları içinde yer alsa da, sahadaki güç dengeleri çok daha karmaşık bir tablo ortaya koymaktadır. Bu nedenle Kandil’e bir askerî üs ya da bir örgütün merkezi gözüyle bakmak, bu coğrafyanın binlerce yıllık tarihsel birikimini görmezden gelmek olur. 

Medlerden Osmanlı’ya, Barzani hareketinden PKK’ye uzanan tarihsel sürekliliğin; coğrafyanın siyaset üzerindeki belirleyici etkisinin ve Ortadoğu’nun en karmaşık güç mücadelelerinin kesiştiği simgesel bir mekândır Kandil. Bu yüzden bir dağdan fazlasıdır; Ortadoğu tarihinin taşlara kazınmış hafızasıdır.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş