İstanbul Hepimizin Girişimi’nin hazırlayıp sunduğu, Şehir Hepimizin programında bu hafta Gürhan Ertür ve Tuğçe Tezer’in konuğu Ayşegül Şenol ve Eda Dinçman Sağıroğlu oldu. Şenol ve Sağıroğlu, 1999 Marmara Depremi’nin yıldönümünde Hatay Depremi ile karşılaştırmalı olarak deprem gerçeğini ve afet sonrası süreçleri ele aldı.
Şehir Hepimizin programında bu hafta Ayşegül Şenol ve Eda Dinçman Sağıroğlu, Marmara Depremi’nin yıldönümünde, Türkiye’de deprem gerçeğini ve afet sonrası süreçleri Hatay Depremi ile karşılaştırarak değerlendirdi.
Şenol, iki deprem arasındaki 24 yılda Türkiye’nin depreme hazırlık yapmadığını söyledi. Sağıroğlu ise “Depremin büyüklüğü değişebiliyor ama ilk hissettiğimiz yalnızlık, çaresizlik değişmiyor. 1999 Depremi’nde ‘Orada kimse var mı?’ sözünden çok etkileniyordum, bana çok ağır gelmişti. Benzerini Hatay’da yaşadım, yine bir sessizlik, yine ‘orada kimse var mı?’ sorusu. Türkiye bu konuda hiç ders çıkarmamış” dedi.
Depremlerden ders çıkardık mı?

Bireysel hazırlığın tek başına yeterli olmadığını belirten Ayşegül Şenol, “İnsanların deprem çantası hazırlaması isteniyor. Güvenli olmayan binalarda yaşayan insanların, toplanma alanlarının, ulaşım yollarının, altyapının, haberleşme sistemlerinin ve kamu hizmetlerinin hazır olup olmadığı tartışılmıyor” diye konuştu.
Eda Dinçman Sağıroğlu, deprem çantasının yeterli bir önlem olmadığını, ülkemizde afet yönetimi bilincinin gelişmediğini ve bu bilincin kazandırılması için daha fazla çalışma yapılması gerektiğini vurguladı:
“Sivil toplum kuruluşları, halka afet yönetimi bilinci kazandırmak için çalışıyor ama ülkeyi yönetenlerin bu alanda daha fazla bilinçlendirme yapması gerekiyor. Afet bölgesinde olan bir ülkede afet yönetiminin çok iyi ve sıkı bir örgütlenme içerisinde ilerlemesi gerekiyor. Yerel yönetimlerin birbirinden haberdar olup tehlikeli bölgelerde kimlerin yaşadığını bilmesi gerekiyor.”
“İhtiyaçlar değişiyor”
Şenol, “Dayanışma yalnızca yardım dağıtmakla sınırlı kalmamalıdır. Dayanışma, zamanla diğer afetzedelerle bağ kurarak şehri yeniden yapılandırma sürecine dönüşüyor. En önemli iyileşme pratiği, kişinin bu karar süreçlerine katılımının sağlanmasıdır” diye konuştu.
Toplumsal dayanışmanın sadece ilk zamanlarla sınırlı kalmaması gerektiğini söyleyen Sağıroğlu, “Süreç içinde ihtiyaçlar değişiyor. O zamanlar bir tas sıcak çorbaya ya da hijyen paketine ihtiyacı olan insanlar yıllar geçtikten sonra başka şeylere ihtiyaç duyabilir. Deprem bölgesi düzeldi diyerek insanlar deprem bölgelerinden elini çekmemeli. Çünkü bu düzelme uzun yıllar sürer” dedi.








