İSTANBUL (Medyascope) – İstanbul Hepimizin Girişimi’nin hazırlayıp sunduğu, Şehir Hepimizin programında bu hafta Ali Vatansever’in konukları, Nuri Cihan Özdoğan ve Sedat Gündoğdu oldu. Programda Nuri Cihan Özdoğan’ın yazıp yönettiği “Ölü Köpekler Isırmaz” filmi üzerinden plastik atıklar, mikroplastik kirliliği, atık ticareti ve çevre sorunları ele alındı.
“Ölü Köpekler Isırmaz” filminin yönetmeni Nuri Cihan Özdoğan ve plastik kirliliği üzerine çalışan akademisyen Sedat Gündoğdu, filmden yola çıkarak şehirlerin görünmeyen yüzlerinden biri olan katı atık sorununu ve uluslararası atık ticaretini anlattı.
Sedat Gündoğdu Avrupa’dan Türkiye’ye uzanan plastik atık ticaretini, “atık sömürgeciliği” kavramını, bu ticaretin kentler ve çevre üzerindeki etkilerini ele aldı. Nuri Cihan Özdoğan ise bu gerçekliğin sinemada nasıl karşılık bulduğunu ve “Ölü Köpekler Isırmaz”ın dünyasına nasıl taşındığını değerlendirdi.
Filmin hikâyesi Adana’da doğdu
Özdoğan, ilk uzun metraj filmi olan “Ölü Köpekler Isırmaz”ın hikâyesinin pandemi döneminde Adana-Karataş’ta karşılaştığı plastik kirliliğinden doğduğunu söyledi. Deniz kıyısında gördüğü manzaranın kendisini etkilediğini belirten Özdoğan, daha sonra plastik atık ticareti ve Türkiye’ye yönelen atık akışı üzerine araştırma yaptığını anlattı:
“Pandemi zamanında, sokağa çıkma yasağı olduğu dönemlerde oğlumu gezdirmek için Karataş’a gitmiştik. Orada gördüğüm manzara çok sinematografik geldi ve ‘Burada bir film çekmeliyim’ düşüncesi doğdu.”
Özdoğan, daha sonra ailesiyle Denizli’ye gittiğinde yoğun plastik kirliliğiyle karşılaştığını ve bu durumun nedenlerini araştırmaya başladığını belirtti. Çin’in 2018-2019 döneminde atık ithalatını yasaklamasının ardından Türkiye’nin atıkların yeni duraklarından biri haline geldiğini öğrendiğini söyledi.
Bu araştırmanın ardından Çukurova Üniversitesi’nde görev yaptığı dönemde Sedat Gündoğdu ile iletişime geçtiğini belirten Özdoğan, yaşadığı şehrin gerçeklerinden yola çıkarak kurmaca bir hikâye oluşturmak istediğini söyledi.

Uluslararası atık ticareti
Sedat Gündoğdu ise plastik atıklar ve mikroplastik kirliliği üzerine çalıştığını belirterek Özdoğan’ın kendisine film senaryosu için ulaştığını aktardı. Filmin çevre sorununu didaktik bir anlatım yerine insan ilişkileri üzerinden ele almasının önemli olduğunu belirten Gündoğdu, senaryoyu okuduğunda gerçek hayatta karşılaştığı bazı durumların kurmaca içerisinde yer aldığını gördüğünü ifade etti:
“Oradaki farelerden kokusuna, yangın çıkması meselesinden birilerinin içeride uzuvlarını kaybetmesine, haberlere konu olan suç ilişkilerine kadar o kadar acayip bir ortamdan bahsediyoruz ki… Bütün bunların iki insanın birbirleriyle olan diyalogları üzerinden anlatılması çok etkileyici.”








