Toplum ve Siyaset’in bu bölümünde Gülener Kırnalı, İletişim Yayınları’ndan yeni çıkan Aleviliğin Son Yüzyılı kitabının derleyicisi, tarihçi Doç. Dr. Yalçın Çakmak ile Aleviliğin Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan tarihsel dönüşümünü, devletle ilişkisini, modernleşme ve kentleşmenin Alevi toplumunda yarattığı değişimi ve Aleviliğin günümüzdeki kimlik tartışmalarını konuştu.
Alevilik son yüz yılda nasıl dönüştü? Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze devlet ile Aleviler arasındaki ilişki nasıl şekillendi? Kızılbaşlıktan Aleviliğe uzanan tarihsel süreçte kimlik, inanç ve siyaset nasıl değişti? Tüm bu sorulara ve daha fazlasına yanıt arayan derlemede, alanın farklı araştırmacılarının Aleviliğin son yüzyılına farklı açılardan bakan makaleleri yer alıyor.
Kitabı derleyen Doç. Dr. Yalçın Çakmak, Aleviliğin Son Yüzyılı fikrinin ortaya çıkışında Kemal Kılıçdaroğlu’na Çubuk’ta düzenlenen saldırının ve saldırının ardından Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği üzerinden kullanılan nefret dilinin önemli bir etkisi olduğunu anlattı. Osmanlı dönemindeki Kızılbaş karşıtlığı üzerine çalışan bir tarihçi olarak bu olayın kendisini Cumhuriyet dönemindeki Alevi karşıtlığının tarihsel köklerini yeniden düşünmeye yönelttiğini belirten Çakmak, kitapta yaklaşık 500 yıllık bir tarihsel arka plan ile Cumhuriyet’in yüz yıllık deneyimini birlikte ele almaya çalıştıklarını söyledi.
Söyleşinin önemli başlıklarından biri, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Alevilere yönelik devlet politikalarında süreklilik ve kopuş meselesiydi. Çakmak’a göre 16. ve 17. yüzyıllarda Kızılbaşlara karşı daha açık biçimde şiddete dayanan politikalar, II. Abdülhamid döneminde “tashih-i akaid” politikalarıyla, inançları “düzeltmeye” ve Sünnileştirmeye yönelik uygulamalarla yeni bir biçim aldı. İttihat ve Terakki döneminde ise Aleviliği Türklükle özdeşleştiren farklı bir yaklaşım öne çıktı. Çakmak, Cumhuriyet’in de bu tarihsel mirastan bütünüyle kopmadığını ve farklı araçlar kullanılsa da Alevilere yönelik siyasette önemli zihniyet sürekliliklerinin bulunduğunu savundu.
Programda Aleviliğin nasıl tanımlandığı ve bu tanımı kimin yaptığı sorusu da merkezi bir yer tutuyor. “Alevilik İslam’ın içinde mi dışında mı?”, “bir inanç mı, kültür mü, etno-dinsel bir kimlik mi?”, “Türk mü, Kürt mü?” gibi tartışmaların yalnızca teolojik değil aynı zamanda siyasal olduğunu vurgulayan Çakmak, Alevilerin kendi içlerinde de farklı Alevilik yorumlarının bulunduğunu söyledi. Buna karşılık devletin veya Alevi olmayan aktörlerin “gerçek Aleviliğin” ne olduğuna karar verme girişimlerinin, cemevlerinin statüsünden ibadet pratiklerine kadar uzanan güncel tartışmaların merkezinde bulunduğunu belirtti.

Aleviliğin dönüşümü
Modernleşme, kırdan kente göç ve Avrupa’ya göçün Aleviliği köklü biçimde dönüştürdüğünü söyleyen Çakmak, özellikle geleneksel Aleviliğin temel kurumlarından dede-talip ilişkisinin zayıflamasına dikkat çekti. Bu dönüşümün inancın kuşaklar arasında aktarılması konusunda önemli sorunlar yarattığını belirten Çakmak, bugün cemevlerinin işlevi, dedelik kurumunun geleceği ve devletin Alevi kurumları üzerindeki rolü konusunda Alevi toplumu içinde ciddi tartışmalar bulunduğunu anlattı. Çakmak’a göre devlet müdahalesi ve asimilasyon endişesi de bu tartışmaların temel eksenlerinden biri.
Söyleşinin son bölümünde ise Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesi ve bağımsız bir kamusal-siyasal özne olarak örgütlenebilme kapasitesi tartışıldı. Çakmak, Alevilerin siyasette farklı hareketlerin “arka bahçesi” olarak görülmekten duyduğu rahatsızlığa işaret ederken, Alevi kurumlarının ortak ve bağımsız bir siyasal dil üretmekte de güçlükler yaşadığını söyledi. Aleviliğin İslam’la ilişkisi ve Türk, Kürt ya da Zaza kimlikleri etrafındaki iç tartışmaların parçalanmayı derinleştirebildiğini belirten Çakmak, buna rağmen temel hak ve özgürlükler etrafında ortak hareket etme arayışlarının sürdüğünü vurguladı.








