İSTANBUL (Medyascope) – 2017’den bu yana cezaevinde. AİHM hakkında iki kez hak ihlali kararı verdi, Gezi davasında beraat ettiği gün yeniden gözaltına alındı, başka suçlamalar yöneltildi. Peki Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan iş insanı Osman Kavala kimdir ve yargı süreci nasıl ilerledi?
Osman Kavala’nın 1980’lerde yayıncılıkla başlayan, 1990’larda ve 2000’lerde sivil toplum ve kültür-sanat çalışmalarına uzanan hayatının son dokuz yılı Silivri’de geçti. Kavala’nın özgürlüğünden mahrum kaldığı süreç, 18 Ekim 2017’de İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alınmasıyla başladı.
1 Kasım’da “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamasıyla tutuklandı. O tarihten bu yana hakkında suçlamalar değişti, dosyalar birleşti ve ayrıldı, beraat ve yeniden tutuklama kararları birbirini izledi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 2019’da tutukluluğunun hak ihlali olduğuna hükmederek “derhal serbest bırakılması” gerektiğine karar verdi. Buna rağmen Kavala cezaevinden çıkmadı. 2022’de Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı, ceza 2023’te Yargıtay tarafından onandı.
25 Ağustos 2026’da AİHM Büyük Dairesi, 2017’den bu yana cezaevinde bulunan Osman Kavala’nın ikinci başvurusuna ilişkin kararını açıkladı. İkinci kez hak ihlali kararı veren Büyük Daire, Kavala’nın en kısa sürede serbest bırakılması gerektiğini belirtti.
Peki Osman Kavala kimdir?
1957’de Paris’te doğdu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) İşletme alanında lisans, Manchester Üniversitesi’nden Ekonomi alanında yüksek lisans derecesi aldı.
1982’de ailesine ait Kavala Grubu şirketlerinin yönetimini üstlendi.
Bir yıl sonra, 12 Eylül darbesinin ardından oluşan baskıcı siyasi ortamda yayıncılığın demokratikleşme ve sivilleşmeye katkıda bulunabileceği düşüncesiyle İletişim Yayınları’nın kuruluşunda yer aldı.
1999 Marmara Depremi sonrasında yürütülen dayanışma çalışmalarına katılması Kavala’nın hayatında başka bir dönüm noktası oldu. Aktif iş yaşamından uzaklaştı ve çalışmalarını büyük ölçüde sivil toplum alanına yöneltti.
2002’de ise uzun yıllar adıyla birlikte anılacak Anadolu Kültür’ü kurdu. Amaç, kültür ve sanat üretimini İstanbul’un dışına taşımak, yerel girişimleri desteklemek, kültürel çeşitliliği görünür kılmak ve Türkiye’nin farklı bölgeleriyle Avrupa arasında ilişkiler kurmaktı.
Anadolu Kültür’ün ilk girişimlerinden Diyarbakır Sanat Merkezi, 1990’ların ağır çatışma ortamının ardından sanat üzerinden diyalog ve barış fikrinden doğdu. Merkez, İstanbul ve Avrupa’dan sanatçılarla Diyarbakır’daki sanatçıları buluşturan bir mekâna dönüştü.
Ardından Kars Sanat Merkezi geldi. Anadolu Kültür zaman içinde Antakya’dan Van’a, Batman’dan Çanakkale’ye birçok kentte projeler yürüttü. Tophane’de 2008’de açılan DEPO ise İstanbul’da ticari olmayan ve eleştirel sanat üretimine açık bağımsız bir alan olarak faaliyet göstermeye başladı.
Kavala aynı zamanda Açık Toplum Vakfı, TESEV, TEMA Vakfı, Tarih Vakfı ve Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü gibi birçok sivil toplum kuruluşunda kurucu, yönetici veya danışman olarak görev aldı.

Kürt meselesi: “Barışın teminatı çoğulcu, özgürlükçü, eşitlikçi demokrasi”
Kavala’nın Kürt meselesine ilgisi de tutuklanmasından çok önceye uzanıyordu. 2015’te Bianet’te yayımlanan bir yazısında, kendisini HDP’yi başkanlık sistemine karşı çıkmaya yönlendirmek ve çözüm sürecini baltalamakla suçlayan yazılara yanıt verdi.
2012’de Selahattin Demirtaş’a gönderdiği bir metni hatırlatan Kavala, kültürel hakları ve yerinden yönetimi tanıyan, geniş toplumsal mutabakata dayanan yeni bir anayasa fikrini savunduğunu anlattı.
Çatışmaların durmasının yaratacağı uzlaşma imkânının başkanlık sistemi tartışmalarıyla ortaya çıkacak kutuplaşma nedeniyle kaybedilmesinden endişe ettiğini yazdı.
Kavala aynı yazıda kendi yaklaşımını şöyle özetledi:
“Neredeyse 40 yıldır Kürtlerin Türkiye’de kendilerini eşit vatandaş olarak hissetmeleri ve çatışmaların durması için kültürel haklarının tanınmasının, siyasi haklarının verilmesinin ve yerinden yönetimin güçlendirilmesinin gerekli olduğuna dair inancımı dile getiriyorum.”
“Barışın teminatının ise, çoğulcu, özgürlükçü, eşitlikçi demokrasi olduğunu düşünüyorum.”
Gezi davasından beraat etti, cezaevinden çıkamadan yeniden gözaltına alındı
Kavala’nın 2017’de başlayan yargı sürecinin en dikkat çekici dönemeçlerinden biri 18 Şubat 2020’de yaşandı.
Kavala, Gezi Parkı davasında beraat etti ancak tahliye edilip cezaevinden çıkamadan, bu kez 15 Temmuz darbe girişimiyle bağlantılı başka bir soruşturma kapsamında yeniden gözaltına alındı ve ertesi gün yeniden tutuklandı.

Daha sonra hakkında “siyasal veya askeri casusluk” suçlaması da yöneltildi. Bu sırada AİHM’in 10 Aralık 2019 tarihli kararı yürürlükteydi. Mahkeme, Kavala’nın özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğine karar vermekle kalmamış, tutukluluğun Kavala’yı susturmak amacı taşıdığı sonucuna da varmıştı.
Türkiye AİHM kararını uygulamadı
Kavala’nın serbest bırakılmaması üzerine Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi dosyayı yakın takibe aldı. Komite defalarca tahliye çağrısı yaptı. Sonunda süreç, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS) son derece istisnai olarak kullanılan ihlal prosedürüne kadar ilerledi.
AİHM Büyük Dairesi 11 Temmuz 2022’de Türkiye’nin 2019 tarihli Kavala kararını uygulamayarak Sözleşme’den kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediğine hükmetti.
Kavala dosyası, Avrupa Konseyi tarihinde bu mekanizmanın işletildiği ikinci dava oldu.
Ağırlaştırılmış müebbet
Türkiye’deki yargılama ise devam etti.
Gezi davasındaki beraat kararı 2021’de bozuldu. Yeniden yapılan yargılamada Kavala, 25 Nisan 2022’de “casusluk” suçlamasından beraat etti ancak “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 28 Eylül 2023’te Kavala hakkındaki ağırlaştırılmış müebbet cezasını onadı.
Bugünkü AİHM kararı neden önemli?
Kavala’nın avukatları, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının kesinleşmesinin ardından 18 Ocak 2024’te AİHM’e ikinci kez başvurdu.
Başvuruda kötü muamele yasağı, özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı, “kanunsuz ceza olmaz” ilkesi, ifade özgürlüğü, toplantı ve örgütlenme özgürlüğü ile hakların amaçları dışında sınırlandırılmasını yasaklayan AİHS’nin 18. maddesinin ihlal edildiği savunuldu.
Bugünkü karar bu nedenle 2019’daki karardan farklı.
AİHM Büyük Dairesi bu kez yalnızca Türkiye’nin önceki kararına uyup uymadığını değil, 2019’dan sonra Kavala hakkında yürütülen ceza yargılamasını ve ağırlaştırılmış müebbet mahkûmiyetini de değerlendirecek.
Kavala, Medyascope’tan Furkan Karabay’a verdiği röportajda bu farkı şöyle anlatmıştı:
“Büyük Daire’den çıkacak karar Yargıtay’ın onama sürecini de içerdiği için, bütün yargı süreciyle ilgili nihai karar olma özelliğini taşıyacak.”
Osman Kavala’nın aldığı ödüller
- Avrupa Arkeoloji Mirası Ödülü, 2019
- Ayşenur Zarakolu Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü, 2019
- Uluslararası Hrant Dink Ödülü, 2020
- Düsseldorf Tonhalle İnsan Hakları Ödülü, 2022
- ifa (Institut für Auslandsbeziehungen) Kültürlerarası Diyalog Ödülü, 2022
- Václav Havel İnsan Hakları Ödülü, 2023
- Goethe Madalyası, 2025
- İsveç Gilel Storch Ödülü, 2026
Kaynak: Osman Kavala’nın internet sitesi







