Osman Kavala hakkında ikinci AİHM kararı: Hukuken ne anlama geliyor, Türkiye uymazsa ne olacak?

İSTANBUL (Medyascope, Zehra Erçakar) – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Osman Kavala’nın bir kez daha haklarının ihlâl edildiğine hükmetti ve en kısa sürede serbest bırakılmasını istedi. Peki, ikinci kez verilen bu karar Türkiye açısından ne ifade ediyor? Türkiye karara uymazsa ne olacak? Hukukçu Figen Çalıkuşu, kararın Türkiye’nin yargılama tekniği, anayasal devlet niteliği ve yargının bağımsızlığı açısından taşıdığı anlamı değerlendirdi.

AİHM'in Kavala
AİHM’in Kavala kararının anlamı ne, Türkiye uymazsa ne olacak?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, 2017’den bu yana cezaevinde bulunan Osman Kavala’nın ikinci başvurusunda da Türkiye’yi hak ihlâlinden sorumlu tuttu. Mahkeme, Kavala’nın özgürlük ve güvenlik, adil yargılanma, ifade özgürlüğü ile toplantı ve örgütlenme özgürlüğü haklarının ihlâl edildiğine karar verirken, haklara getirilen kısıtlamaların amacı dışında kullanılmasını yasaklayan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 18. maddesi yönünden de ihlâl tespit etti. Büyük Daire, ihlâllerin ciddiyeti nedeniyle Kavala’nın mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılması gerektiğini belirtti.

AİHM’in Kavala hakkında 2019’da verdiği ilk kararın ardından gelen yeni karar, Türkiye’nin AİHM kararlarına uyma yükümlülüğü ve Kavala’nın tutukluluğunun devamı açısından yeni bir hukuki tartışmayı beraberinde getirdi. Peki, Büyük Daire’nin ikinci kez verdiği bu ihlâl kararının hukuki anlamı ne? Türkiye karara uymazsa bundan sonraki süreç nasıl işleyecek? Avukat Figen Çalıkuşu, AİHM kararını Medyascope’a değerlendirdi.

“Herhangi bir AİHM ihlâl kararından da öte, çok ağır bir karar”

AİHM’in Büyük Daire kararıyla birlikte Kavala’nın 2017’den bu yana devam eden tutukluluğu ve hakkında yürütülen yargılama süreci yeniden Avrupa insan hakları hukuku açısından değerlendirilmiş oldu. Mahkemenin, Kavala’nın özgürlük ve güvenlik hakkının yanı sıra ifade, toplantı ve örgütlenme özgürlüğü ile adil yargılanma hakkının ihlâl edildiğine hükmetmesi ve 18. madde kapsamında da ihlâl tespit etmesi, kararın kapsamını genişletiyor.

Kararın özellikle Türkiye’nin yargılama pratiği açısından taşıdığı anlamı değerlendiren avukat Figen Çalıkuşu, AİHM’in tespitlerinin yalnızca Kavala dosyasıyla sınırlı olmadığı görüşünde. “Kararın bütününe baktığımızda bu, herhangi bir AİHM ihlâl kararından da öte, çok ağır bir karar” diyen Çalıkuşu, AİHM’in Türkiye’nin “hem yargılama tekniğini hem anayasal devlet özelliğini hem de tarafsız ve bağımsız yargı erkinin niteliğini” birlikte sorguladığını söyledi.

Kararın Büyük Daire tarafından verilmesinin hukuki önemine dikkat çeken Çalıkuşu, “Büyük Daire’nin verdiği bir karar olduğu için kesin bir karar” dedi. AİHM’in Kavala’nın “derhal serbest bırakılması gerektiğini” açıkça ortaya koyduğunu belirten Çalıkuşu, ilk derece mahkemelerinin kararlarında esas alınan delillerin değişmediğini, aynı deliller üzerinden farklı suçlamalardan cezalar verildiğini söyledi. Çalıkuşu, bu durumun Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 312. maddesinin “aşırı ve ölçüsüz şekilde genişlemesine” yol açtığını savundu. AİHM’in kararında ifade özgürlüğünden toplantı ve gösteri hakkına kadar farklı hak ihlâllerine yer verildiğini belirten Çalıkuşu, “Bu anlamda da hak ihlâllerini arka arkaya sıralıyor” dedi.

Kararın Kavala dosyasının ötesinde bir anlam taşıdığını ifade eden Çalıkuşu, “Bu kararı yalnızca Osman Kavala yönünden göremeyiz. Tüm bu şekilde hak mahrumiyetleri yaşayanları da ilgilendirecek derecede geniş kapsamlı ve önemli bir karar” diye konuştu.

Çalıkuşu: “Şiddet unsuru asla ispatlanamadı”

AİHM kararının bir diğer önemli boyutu, Kavala’nın Gezi Parkı eylemleriyle ilişkilendirilmesi ve bu kapsamda yöneltilen suçlamalara ilişkin değerlendirmeler oldu. Çalıkuşu, özellikle şiddet unsuru ile Kavala arasında bir bağlantı kurulamadığını söyledi. “Kararda şiddet unsurunun asla ispatlanamadığı da bir kez daha vurgulanıyor, bu çok önemli” diyen Çalıkuşu, ilk derece mahkemelerinin kararlarında da benzer bir bağlantıyı göremediğini söyledi.  Çalıkuşu, “Bir darbeye kalkışma özelliği nerede var, şiddeti tarifleyen bir eylem nerede var, o şiddeti tarifleyen eylemle Osman Kavala arasında nasıl bir illiyet bağı var, hiçbir zaman görememiştik” dedi. AİHM’in de bu noktaya dikkat çektiğini belirten Çalıkuşu, “Hatta AİHM, Türk yetkililerin böyle bir illiyet bağı kurmak için çaba bile göstermediklerini söylüyor” dedi.

“18. madde ihlâli devletler açısından çok ağır”

AİHM kararının dikkat çeken noktalarından biri de Kavala hakkında AİHS’nin 18. maddesi kapsamında ikinci kez ihlâl kararı verilmesi oldu. AİHS’nin 18. maddesi, Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklere getirilen kısıtlamaların, öngörülen amaçlar dışında kullanılmasını yasaklıyor. Çalıkuşu, 18. madde kapsamında verilen ihlâl kararlarının devletler açısından ağır olduğunu ve bu tür kararların sık görülmediğini söyledi. Kavala hakkında aynı maddeden ikinci kez ihlâl kararı verilmesinin önemine dikkat çeken Çalıkuşu, “18. maddeden ihlâl kararını Osman Kavala’da ikinci kez almış olduk. Selahattin Demirtaş’ta da ikinci kez almıştık. Devletler bunu almazlar, çok sık görülmez” dedi.

Çalıkuşu, 18. madde ihlâlinin, bir kişinin özgürlük hakkının hukuken öngörülen gerekçeler dışında başka amaçlarla kısıtlandığının tespit edilmesi anlamına geldiğini söyledi. AİHM’in Kavala kararıyla bu durumun ikinci kez tescil edildiğine dikkat çeken Çalıkuşu, “İnsanların haklarının gizli amaçlarla kısıtlandığı, burada da özgürlük hakkının böyle bir amaçla kısıtlandığı bir kez daha karar altına alınıyor. Bunlar ağır ihlâller, devletler için utanç duyulacak ihlâller” dedi. Çalıkuşu, kararın bütününe bakıldığında bunun sıradan bir AİHM kararı olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi: “Sonuç itibariyle çok kapsamlı bir karar. Sıradan verilmiş bir AİHM kararı olarak göremeyiz. Tekrar ediyorum, uyulması gerekir.”

Türkiye karara uymazsa ne olacak?

AİHM’in kararına Türkiye’nin uymaması halinde ne olacağı sorusuna da yanıt veren Çalıkuşu, Kavala dosyasında ihlâl sürecinin zaten başlatıldığını ve bu sürecin tamamlanması gerektiğini söyledi. Çalıkuşu, “Siyasi birtakım hesaplar olmasa mutlaka ihlâl sürecinin sonuçlandırılması gerekir. Çünkü AİHM kararları uygulanmadığı zaman ihlâl süreci başlatılmıştı zaten” diyen Çalıkuşu, ihlal sürecinin daha fazla uzatılmaması gerektiğini belirterek “Bunun, zamana yayılmadan tamamlanması gerekiyor” ifadesini kullandı.

Çalıkuşu’na göre AİHM kararına uyulmamasının sonuçları yalnızca hukuki süreçle sınırlı kalmayacak. Türkiye’nin hukuka ve anayasal hükümlere uymadığı yönündeki tespitlerin tekrarlanmasının, ülkenin uluslararası alandaki konumu ve öngörülebilirliği açısından da olumsuz sonuçlar doğuracağını belirten Çalıkuşu, şöyle konuştu:

“Hukuka ısrarla, inatla karşı gelmek, anayasaya uymamak ve bunun defalarca, hem de böyle ağır bir kararla tekrar tekrar tescil edilmesi, uluslararası anlamda, yatırımlar ve öngörülebilirlik açısından büyük bir eksi olarak hanemize yazılacaktır.”

Çalıkuşu, AİHM kararının uygulanmasının yalnızca mahkeme kararına uyulması anlamına gelmeyeceğini, aynı zamanda anayasanın uygulanması açısından da önem taşıdığını söyledi:

“Dilerim bu bir başlangıç olur. Hazır bu barış süreci de görüşülürken AİHM kararlarının uygulanması, anayasamızın uygulanması anlamına gelecektir. Anayasanın uygulandığını görmek, Terörsüz Türkiye sürecinde barış kapısı aralanmışken çok anlamlı ve kıymetli olur. Bu da toplumda istenen, arzulanan inancı pekiştirir.”

Tolga Şirin: “Kavala kararı Türkiye’nin güncel hukuki sorunlarının çoğuna toplu olarak yanıt niteliğinde”

Hukukçu Tolga Şirin de AİHM’in Kavala kararına ilişkin değerlendirmelerini sosyal medya hesabından paylaştı. Kararın Türkiye’nin güncel hukuki sorunlarının önemli bir bölümüne ilişkin tespitler içerdiğini belirten Şirin, AİHM’in özellikle AYM’ye bireysel başvuru yolunun etkililiği, “umut hakkı”, yargı bağımsızlığı ve sivil toplum faaliyetlerinin kriminalize edilmesi gibi başlıklara dikkat çektiğini söyledi.

Şirin’in değerlendirmesinde öne çıkan ilk başlıklardan biri, Kavala’nın AYM önündeki başvurularının sonuçlanmasının beklenmesinin artık gerekli görülmemesi oldu. Türkiye’nin, AYM önündeki iki başvurunun henüz sonuçlanmadığını ve bu nedenle AİHM’ye yapılan başvurunun erken olduğunu savunduğunu belirten Şirin, AİHM’in ise Kavala’nın uzun süredir özgürlüğünden yoksun bırakılmasını dikkate aldığını söyledi.

Şirin, AİHM’in AYM önündeki süreçlerin uzunluğuna ilişkin değerlendirmesine dikkat çekerek, “İlk AYM başvurusunun dört yılı aşkın, mahkûmiyete karşı yapılan ikinci başvurunun ise iki yıl dokuz ayı aşkın süredir karara bağlanmamış olmasını güçlü biçimde eleştiriyor” dedi. AİHM’in, Türkiye’deki alt derece mahkemelerinin AYM kararlarına karşı tutumunu da değerlendirmeye aldığını belirten Şirin, Can Atalay ve Tayfun Kahraman davalarına dikkat çekti. Şirin, “AYM’nin sunduğu ihlâl kararlarına rağmen tahliye veya yeniden yargılama gereklerinin yerine getirilmemesine” işaret edildiğini söyledi. Bu durumun AYM’ye bireysel başvuru yolunun etkili olup olmadığı açısından önemli olduğunu belirten Şirin, “Bu tablo, AYM’ye bireysel başvuru yolunun pratik etkililiğini zedeliyor ve Kavala’dan AYM’yi daha fazla beklemesini istemeyi anlamsız hâle getiriyor” değerlendirmesinde bulundu.

“Kararın ‘umut hakkı’ açısından da önemli bir boyutu var”

Şirin’in dikkat çektiği bir diğer başlık ise Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası oldu. AİHM’in, Kavala’nın cezasının herhangi bir şartlı salıverilme imkânı veya cezanın ileride gözden geçirilmesini sağlayacak bir mekanizma bulunmaması yönündeki değerlendirmesine dikkat çeken Şirin, bunun AİHS’in 3. maddesi kapsamında ele alındığını belirtti. Şirin, “Kararın bir başka önemli yönü ‘umut hakkı’ ile ilgili” dedi. Kavala’nın cezasının “indirgenemez” nitelikte olmasının Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı bulunduğunu belirten Şirin, kararın doğrudan “umut hakkı” tartışmasına ayrılan bir boyutunun da bulunduğunu ifade etti.

Ayrıca  AİHM’in Kavala hakkındaki kovuşturma, yargılama ve mahkûmiyet sürecinin amacına ilişkin değerlendirmesine dikkat çekti. Kararda Kavala’nın sivil toplum ve insan hakları faaliyetleri nedeniyle cezalandırılması, susturulması ve daha geniş anlamda sivil topluma gözdağı verilmesinin amaçlandığının yeniden tespit edildiğini belirten Şirin, “Sözleşme’nin 18’inci maddesi anlamında haklara getirilen sınırlamaların siyasi saikle ve öngörülen amacı dışında kullanıldığı yine bu kararda da tespit ediliyor” dedi.

Yargı bağımsızlığı ve “silahların eşitliği” vurgusu

Şirin’in notlarında yargı bağımsızlığına ilişkin değerlendirmeler de yer aldı. AİHM’in yargılamayı yürüten mahkemelerin yapısı ve hâkimlerin konumları konusunda “ciddi ve meşru şüpheler” bulunduğuna ilişkin tespitler yaptığını belirten Şirin, mahkeme heyetlerinin değişmesi, davaların birleştirilip ayrılması ve yargılamalarda görev alan bazı hâkimlerin geçmişteki siyasi bağlantılarına ilişkin hususların da değerlendirmeye alındığını söyledi. Şirin, ilk yargılamada beraat kararı veren hâkimler hakkında HSK tarafından disiplin süreci yürütülmesinin de yargının bağımsızlığı değerlendirmesinde dikkate alındığını belirtti.

Savunmanın bazı kilit tanıkların dinlenmesi yönündeki taleplerinin reddedilmesine de değinen Şirin, bunun “silahların eşitliği” ilkesi açısından sorunlu bulunduğunu belirtti. Şirin, “Bu özellikle önemli. Çünkü bu tanıklar, Kavala’nın Gezi olayları sırasındaki temaslarının ve amacının kapsamlı biçimde değerlendirilmesi açısından doğrudan önem taşıyordu” dedi.

Şirin, AİHM kararının sonuç bölümünün de Türkiye açısından önemli tespitler içerdiğini söyledi. Kararda Kavala’nın mahkûmiyetinin yanı sıra Türkiye’deki yargı sistemine ilişkin daha geniş sorunlara da işaret edildiğini belirten Şirin, “Kararın Türkiye açısından bazı yapısal sorunlara ilişkin önemli mesajları var” dedi. Bu kapsamda insan hakları savunucuları, muhalifler ve gazetecilerin özgürlüklerinden yoksun bırakılması, HSK’nın bağımsızlığı, AYM kararlarının alt derece mahkemelerince uygulanması ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarının ileride gözden geçirilmesini sağlayacak mekanizmaların oluşturulması gibi başlıkların öne çıktığını belirtti.

AİHM kararının Kavala dosyasının ötesinde bir anlam taşıdığını vurgulayan Şirin, “Bu sayede karar, Osman Kavala’nın bireysel durumunu aşıp Türkiye’de yargının işleyişine ilişkin bir dizi sorunu bir araya getiriyor” değerlendirmesinde bulundu. Kararın “umut hakkı”na ilişkin bölümünün güncel siyasi tartışmalar açısından da ayrıca önem taşıdığını söyledi. Bu değerlendirmelerin Kavala ve diğer mahpusların durumuna ilişkin yeni tartışmaları beraberinde getirebileceğini belirten Şirin, kararın kendisinde bıraktığı etkiyi ise şöyle ifade etti:

“Bu karar, samimiyetle söylemek gerekirse, bir hukuk vesikasıdır. Kararı, bir yurttaş ve yurtsever olarak Türkiye’nin uluslararası merciler karşısındaki bu görüntüsünden dolayı hüzün ve öfke içinde okudum.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş