“Puantiyeler Kraliçesi” olarak bilinen dünyaca ünlü Japon sanatçı Yayoi Kusama hayatını kaybetti

Yayoi Kusama

Puantiyeleri, balkabakları ve “Sonsuzluk Aynaları”yla çağdaş sanatın en tanınan isimlerinden biri haline gelen dünyaca ünlü Japon avangart sanatçı Yayoi Kusama (97) hayatını kaybetti. On yıllarca sanat dünyasının kıyısında kalan Kusama, 80’li ve 90’lı yaşlarında küresel bir kültür ikonuna dönüştü.

Japon avangart sanatçı Yayoi Kusama hayatını kaybetti.

Kusama’nın şirketi ve stüdyosu tarafından yapılan açıklamada sanatçının 14 Ağustos 2026’da Tokyo’daki bir hastanede yaşamını yitirdiği duyuruldu, açıklamada Kusama’nın son günlerine kadar resim yapmayı sürdürdüğü belirtildi.

Puantiyeler, balkabakları ve aynalarla yarattığı sonsuzluk hissi Kusama’yı çağdaş sanatın en kolay tanınan isimlerinden biri yaptı. Ancak bugün milyonlarca ziyaretçinin peşinden gittiği eserlerin yaratıcısının uluslararası şöhrete ulaşması onlarca yıl sürdü.

Halüsinasyonlardan puantiyelere: Yayoi Kusama kimdir?

1929’da Japonya’nın Nagano bölgesindeki Matsumoto kentinde doğdu ve çocuk yaşta resim yapmaya başladı ancak ailesi onun sanatçı olma isteğini desteklemedi.

Sanatının en belirgin unsurlarından biri haline gelen beneklerin kökeni de çocukluğuna uzanıyordu. Kusama, küçük yaşlardan itibaren çevresindeki nesnelerin, duvarların ve hatta kendi bedeninin çiçekler ya da tekrar eden desenlerle kaplandığını gördüğü halüsinasyonlar yaşadığını anlatıyordu.

Otobiyografisinde, bir gün kırmızı çiçek desenli bir masa örtüsüne baktıktan sonra aynı desenleri tavanda, pencerelerde, sütunlarda ve kendi bedeninde görmeye başladığını yazmıştı.

Yayoi Kusama, Kent Feathergill’in vücudunu boyarken (1967).

Apaçık Radyo’nun 2017’de Kusama’ya ayırdığı Sanat Uzun, İlham Sonsuz programında da sanatçının ruhsal sıkıntılarıyla sanatı arasındaki güçlü ilişkiye dikkat çekiliyordu. Kusama, sanatın kendisi için yalnızca bir üretim biçimi değil, aynı zamanda hayatta kalmanın da bir yolu olduğunu anlatırken, “Sanatım olmasaydı uzun zaman önce intihar etmiştim” demişti.

Çocukluğundan itibaren yaşadığı halüsinasyonları, korkuları ve takıntıları eserlerine taşıyan Kusama; benekleri, tekrar eden biçimleri ve sonsuzluk hissini zamanla kendine özgü bir görsel dile dönüştürdü.

Erkek egemen sanat dünyasıyla mücadele etti

Geleneksel Japon resmi üzerine eğitim alan Kusama, daha sonra bu anlayıştan uzaklaşarak avangart Batı sanatına yöneldi. 1950’lerin sonunda New York’a taşındı ve 1960’ların deneysel sanat ortamında üretmeye başladı.

Puantiyeleri tuvalin dışına taşıdı. Duvarları, eşyaları ve insan bedenlerini beneklerle kapladı. Fallik biçimlerden oluşan heykeller yaptı, çıplaklığın öne çıktığı performanslar düzenledi ve Vietnam Savaşı karşıtı eylemlere katıldı.

1965’te ilk kez sergilediği Infinity Mirror Rooms – Sonsuzluk Aynası Odaları ise kariyerinin en önemli işlerinden biri oldu. Aynalar ve ışıklarla kurduğu mekânlar, ziyaretçiye sınırları ortadan kalkmış ve sonsuza kadar devam eden bir alanın içindeymiş hissi veriyordu.

Kusama’nın sergilediği Sonsuzluk Aynası Odaları.

Ancak Kusama, dönemin erkek egemen New York sanat ortamında beklediği karşılığı bulamadı. Kendi fikirlerinden etkilendiğini düşündüğü Andy Warhol, Claes Oldenburg ve Lucas Samaras gibi erkek sanatçıların daha prestijli galerilerde sergilenmesi ve daha fazla ilgi görmesi onu derinden etkiledi.

Yıllar süren hayal kırıklığının ardından 1973’te Japonya’ya döndü. Kusama, 1977’de kendi isteğiyle Tokyo’daki bir psikiyatri hastanesine yerleşti ve yaşamının geri kalanını burada geçirdi.

Hastaneye yatması sanat üretiminden uzaklaşması anlamına gelmedi. Gündüzleri hastanenin yakınındaki atölyesinde çalışıyor, geceleri ise hastaneye dönüyordu. Resmin yanı sıra roman, şiir ve kısa öyküler de yazdı.

1970’ler ve 1980’lerde üretmeye devam etse de uluslararası sanat dünyasında uzun süre geri planda kaldı. Kariyerindeki asıl dönüşüm 1990’larda başladı.

Venedik Bienali’yle yeniden keşfedildi

Kusama, 1993’te Venedik Bienali’nde Japonya’yı temsil etti. Serginin gördüğü büyük ilgi, hem kendi ülkesinde hem de uluslararası sanat dünyasında Kusama’ya bakışı değiştirdi.

Ardından dünyanın önde gelen müzelerinde sergileri açılmaya başladı. Yıllarca sanat çevrelerinin dışında kalan Kusama, özellikle 80’li ve 90’lı yaşlarında dünyanın en tanınan sanatçılarından birine dönüştü.

“Sonsuzluk Aynaları” milyonlarca ziyaretçiyi çekti; puantiyeleri ve balkabağı heykelleri sosyal medyanın da etkisiyle yeni kuşaklara ulaştı. Louis Vuitton gibi markalarla yaptığı işbirlikleri ise Kusama’yı müzelerin dışına taşıyarak popüler kültürün de bir parçası haline getirdi.

Eserlerinden biri 2022’de yaklaşık 10,5 milyon dolara satıldı.

Balkabakları ona huzur veriyordu

Kusama’nın sanatında tekrar tekrar karşılaşılan balkabağının özel bir anlamı vardı.

Çocukluğundan beri balkabaklarına yakınlık hissettiğini anlatan sanatçı, onları güven veren, sakin ve alçakgönüllü varlıklar olarak görüyordu. Bir röportajında, “Balkabakları benimle konuşuyor” diyen Kusama, onların kendisine istikrar ve huzur duygusu verdiğini anlatmıştı.

Bugün Japonya’nın Naoshima Adası’na feribotla gelen ziyaretçileri karşılayan kırmızı, siyah puantiyeli dev balkabağı da Kusama’nın en tanınan eserlerinden biri. Uzun yıllar sanat dünyasının kıyısında kalan Kusama, yaşamının son döneminde eserleri milyonlarca insan tarafından görülen küresel bir ikona dönüştü.

Kaynak: BBC

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş