Ruşen Çakır yorumladı: Ahmed eş-Şara Arap dünyası için ne anlam ifade ediyor?

Ahmed eş-Şara Arap dünyası için ne anlam ifade ediyor?

İSTANBUL (Medyascope) – Ruşen Çakır, Suriye’de Esad rejiminin devrilmesinin ardından yönetime gelen ve Kürtlerle entegrasyon anlaşması imzalayan Ahmet eş-Şara liderliğini değerlendirdi. Çakır, “Arap ve İslam dünyasında yeni bir lider tipiyle karşı karşıyayız” dedi. Peki Ahmed eş-Şara Arap dünyası için ne anlam ifade ediyor?

Medyascope Genel Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Suriye’deki son siyasi dengeleri ve Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) kökenli lider Ahmed eş-Şara profilini yorumladı. Çakır, Şam yönetiminin ülkenin kuzeyindeki Kürtlerle entegrasyon anlaşmasını yürürlüğe koyduğunu ve Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kendini feshetmesiyle yeni bir döneme girildiğini belirtti.

“Radikal İslamcılıktan yeni tip Arap liderliğine”

Çakır, geçmişte geçici görülen Şara’nın iktidarını konsolide ettiğini ve geçmişteki seküler-sol Arap milliyetçiliğinden çok farklı bir çizgiyi temsil ettiğini söyledi:

“Arap ve İslam dünyasında yeni bir lider profili görüyoruz. Geçmişteki Baas hareketleri gibi seküler veya sol etkilenimli değil, doğrudan radikal İslamcı hareketin içinden gelen, uluslararası savaşçı deneyimine sahip yeni bir figür.”

Ahmed eş-Şara Arap dünyası için ne anlam ifade ediyor?
Ahmed eş-Şara Arap dünyası için ne anlam ifade ediyor?

“Birbirine zıt güçlerin desteğini almayı başardı”

Şara’nın El Kaide geçmişine rağmen Batı, Körfez ve bölge ülkeleriyle kurduğu dengeye dikkat çeken Çakır, şöyle devam etti:

“El Kaide kökenli bir ismin ABD, Avrupa, Körfez ve örtülü olarak İsrail’in desteğini alabilmesi şaşırtıcı. Körfez’in finansmanı, Batı’nın yaptırımları kaldırması ve Türkiye’nin desteğiyle Suriye’yi ayağa kaldırma potansiyeli var. Ancak bu kadar farklı aktörün beklentilerini yönetmek ve içerideki radikal unsurları tatmin etmek işini zorlaştırıyor.”

Çakır, Şara’nın kendi ayakları üzerinde durabilmesi halinde uzun vadede bütün Arap coğrafyasını etkileyebilecek bir figüre dönüşeceğini vurguladı.

Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.

Suriye kendini yavaş yavaş toparlıyor. En son olarak ülkenin kuzeyindeki Kürtlerle bir entegrasyon anlaşması imzalandı, daha doğrusu yürürlüğe girdi ve buna bağlı olarak Suriye Demokratik Güçleri kendini feshetti. Orada üst düzey yöneticilerin bir kısmı bir şekilde Şam rejimi ile birlikte çalışacaklar. Mesela Mazlum Abdi’nin Cumhurbaşkanına başdanışmanı olacağı, İlham Ahmed’in de mecliste, geçici parlamentoda görev yapacağı söyleniyor. Kadın savaşçıları da İçişleri Bakanlığı’na bağlıyorlar. Kürtlere yönelik de birtakım hakların tanınacağı söyleniyor. Bu da Suriye’de işlerin büyük ölçüde yolunda gittiğinin bir işareti. Tabii ki olayın Kürtlerin kayıpları boyutu var. Uzun bir süre iç savaş döneminde Rojava adı verilen bölgede de facto bir özel yönetim vardı ve IŞİD’e karşı mücadele döneminde de Batı’nın, özellikle ABD’nin geniş desteği vardı ve bu ona Arap kabilelerinin bazıları da dahil edilmişti. Fakat rejim yıkıldıktan sonra, eş-Şara iktidara getirildikten sonra ve Batı’nın, özellikle ABD’nin açık, İsrail’in örtülü desteği ile birlikte işin rengi değişti, dengeler değişti ve malum Kürtler ellerindeki birçok şeyden vazgeçmek zorunda kaldılar.

Şimdi bunun tabii ki Kürtler boyutu çok önemli, Türkiye’yi de çok yakından ilgilendiriyor. Fakat ben bugün biraz Ahmed eş-Şara’dan bahsetmek istiyorum, biraz değil, çokça bahsetmek istiyorum. Çünkü artık şunu gördük: ilk başta geçici olduğu varsayılan, kullanılıp atılacakmış gibi görünen birisinin şu anda o iktidara iyice yerleşmiş olduğunu ve birbirinden farklı güçlerin desteğini, kimisinin tam, kimisinin kısmi desteğini almış olduğunu görüyoruz. 44 yaşındaki birisinden bahsediyoruz, 1982 doğumlu, Riyad’da Suudi Arabistan’da doğmuş ama babası Suriye’nin önde gelen bir ailesinden, Sünni Arap, aslen Golan Tepeleri’nden gelen bir aile ve bunlar özellikle Baas rejimi döneminde çok etkili olmuş bir aile. Fakat Ahmed eş-Şara belli bir yaşta, erken bir yaşta, Irak’ın işgali döneminde, Irak’a El-Kaide saflarında savaşmaya gidiyor, tutuklanıyor, orada Amerika’nın esir kamplarında kalıyor ve tesadüf bu ya, tam Suriye’de iç savaş çıktığı zaman tahliye oluyor ve Suriye’ye, ülkesine dönüyor ve ülkesinde El-Kaide ile irtibatlı bir şekilde bir direniş odağı yaratıyor, Nusra Cephesi’ni yaratıyor. Sonra o HTŞ’ye doğru evrildi, yani radikal İslamcı bir yapılanmanın lideri olarak ortaya çıktı, kendini gösterdi. Irak’ta deneyim kazanmış birisi olarak ve belli bir tarihte dışa açıldı eş-Şara. Tam tarihini hatırlamıyorum ama hiç unutmuyorum, Batı medyasına röportaj vermişti, açık kimliğiyle ya da video röportaj vermişti. O andan itibaren bir şeylerin değiştiği anlaşıldı ve şimdi dönüp bakıldığında öğreniliyor ki Batı, İngiltere başta olmak üzere, eş-Şara’yı ve grubunu eğitmiş ve bir yerden sonra, Esad’ın kaçmasıyla beraber ülkenin yönetimine geldiler.

Ahmet eş-Şara’nın birçok özelliği var bana göre ve açık söyleyeyim eğer daha genç bir gazeteci olsaydım o konu üzerinde onun üzerinde ve onun yarattığı hareket üzerine yoğunlaşmak isterdim ama o kadar mecalim yok açıkçası ve bazı genç meslektaşlarıma da hatta bunu önerdim çünkü Arap ve İslam dünyasında yeni bir lider tipolojisi görüyoruz. Daha önceki dönemlerde Arap milliyetçiliği, Arap İslamcılığı da öyle ama esas olarak Arap milliyetçiliği daha soldan etkilenmiş bir hareket olarak ortaya çıkmıştı. Birçok yönüyle soldan etkilenmiş ve Arap milliyetçiliği daha çok seküler ağırlıklı, laikliğe daha yakın bir milliyetçilik ve içinde çok ciddi bir şekilde zaten Müslüman olmayan unsurlar da var. Bunun en önemli ismi tabii ki Cemal Abdünânsır Mısır’da ama daha sonra da Suriye’de ve Irak’ta Baas hareketleri bunlar Arap milliyetçiliğinin iktidara geldiği ülkeler olarak tarihe geçtiler. Ama burada çok ilginç bir deneyim yaşandı Orta Doğu’da. Suriye ve Irak’a baktığımız zaman Irak’ta çoğunluk Şii’ydi ama Saddam Hüseyin Sünni’ydi. Yani azınlıktaki bir mezhebin lideri olarak ülkeyi yönetti. Benzer bir şey tersten Suriye’de yaşandı. Suriye’de çoğunluk Sünni’ydi. Esad ailesi Alevi’ydi ve onlar yönetti ülkeyi uzun bir süre. Tabii ki bu sadece Aleviler yönetti bir yerde ya da sadece Sünniler yönetti değil. Yani Esad’ın Sünni işbirlikçileri Saddam’ın Şii işbirlikçileri tabii ki vardı çünkü milliyetçilik iddiasındaydılar. Ama zamanla mezhep meselesi Orta Doğu’da çok baskın bir hale gelince işin rengi değişti ve rejimler iki tarafta da sallanır oldu.

Şimdi ilk defa Suriye’de – ki Arap dünyasının Mısır kadar olmasa da öne çıkan ülkelerinden birisi – bir çoğunluktan birisi lider ve bu kişi aynı zamanda son dönemin Arap ve İslam dünyasını domine eden radikal İslami hareketten gelen birisi. Yani bir zamanların sol ya da sömürgecilik karşıtı hareketlerinden değil doğrudan İslamcı hareketten ve İslamcı hareketin de radikal kanadından gelen birisi. Bu hareketin nasıl bir özelliği var? Bir yönüyle uluslarötesi hareketler gerek El Kaide gerek IŞİD. Örneğin Ahmet eş-Şara’nın kendisi Irak’ta El Kaide saflarında savaşıyor. Suriye’de Nusra Cephesi’ni kurduğu zaman daha sonra HTŞ’ye dönüştürdüğü zaman Suriye vatandaşları dışında dünyanın dört bir tarafından savaşçıyı da kabul ediyor ve şu anda Suriye’de yönetimde özellikle orduda birçok ülkeden gelmiş olan ve Suriye iç savaşına katılmış olan insanlar var, kadrolar var. Böyle bir yerden gelmiş yeni bir tür Arap milliyetçiliği ile karşı karşıyayız. Bunun bir diğer özelliği de, Ahmed eş-Şara’nın, şaşırtıcı bir şekilde, El-Kaide kökenli birisi olduğu için şaşırtıcı bir şekilde diyorum, çünkü El-Kaide’nin hedefi esas olarak Batı, ABD ve İsrail iddiası bu. Usame bin Ladin’in ilk deklarasyonu bu. Ama bakıyoruz şu anda Ahmed eş-Şara ABD’nin, Batı’nın, Avrupa’nın ve bir şekilde Rusya’nın da ama bir ölçüde İsrail’in de desteğini alabilmiş birisi. Bu onun kredisini çok artırıyor ve işlerini çok kolaylaştırıyor. Fakat aynı zamanda bu kadar birbirinden farklı desteğe sahip olması ve destek verenlerinin hepsinin farklı farklı çıkarlar, beklentiler içerisinde olması Ahmed eş-Şara’nın çok da lehine değil.

Fakat bunu başarabilirse, yani bu birbirinden farklı, ki Türkiye de var bunların içerisinde, tabii Türkiye çok önemli bir yer tutuyor. Birincil mi değil mi o ayrı bir tartışma konusu. Bütün destekleri, mesela körfez ülkesinin parasını alırken Batı ülkelerinin birtakım teşviklerine sahip olurken ya da zamanında konulmuş birtakım yaptırımlarından arınırken İsrail tarafından da saldırıya maruz kalmazken diyeceğim ama en son yine bir İsrail saldırısı oldu. Arada İsrail yokluyor. Bütün bunlarla beraber Suriye’yi ayağa kaldırabilme potansiyeli var ama işi çok zor. Eğer belli bir şekilde bunu yapabilirse yeni kuşak, hani yeni nesil diyorlar ya, yeni nesil Arap liderlerinin bir örneği olarak Ahmed eş-Şara ortaya çıkıyor gibi ve bunun benzerlerini başka yerlerde de pekâlâ görmeye başlayabiliriz. Mesela Irak’ta Şii bir liderle karşılaşabiliriz, Mısır’da büyük ölçüde İslami hareketin içerisinden çıkacak ama uzlaşmacı bir kimlikle yeni birtakım profiller çıkabilir. Şu haliyle Ahmed eş-Şara bir kapıyı açmış durumda ama işi çok zor ve okuduğumuz kadarıyla da sürekli tehdit altında. Çok sayıda suikast iddiası, girişimi olduğu söyleniyor. Hiç şaşırtıcı değil. Bir diğer husus da şu tabii ki, onun iç savaş sırasında yanına aldığı radikal İslamcı yol arkadaşlarının beklentilerini de tatmin edebiliyor olması lazım. Zaman zaman bu konuda birtakım sorunlar yaşandığı duyuluyor ama şu haliyle bakıldığı zaman işleri hiç de fena götürmüyor gibi. Evet, Ahmed eş-Şara belki atanmış ama kendi ayakları üzerine durabilirse uzun vadede Arap dünyasını etkileyebilecek bir figür olarak karşımıza çıkıyor diye düşünüyorum.

Bugünün ithafını bir Amerikan sinemasından, yani yeni kuşak diyeceğim ama artık 60 yaşına dayanmış bir isme ithaf etmek istiyorum. Çok sevdiğim birisi, Mark Ruffalo. Yani sosyal medyada takip ettiğim az sayıdaki starlardan diyeyim. Tam star olduğu da söylenemez belki ama çok iyi bir oyuncu, ünlü bir oyuncu. Çok filmde oynadı, genellikle polisiyelerde oynuyor ama komedilerde de çıkıyor karşımıza. Burada DiCaprio ile birlikte görüyorsunuz ama Ruffalo’nun benim için en önemli yönü aktivist yönü. Amerikan sinemasında böyle isimler oluyor. Mark Ruffalo bugün için en çok dikkat çeken, en istikrarlı bir şekilde dikkat çeken bir isim. Birçok konuda savaş karşıtı, çevre konularında vesaire çok ciddi tavırlar alan birisi ama en son dönemde özellikle Gazze’de soykırıma karşı Filistin’e destek konusunda, ki Amerikan sinema sektöründe bunlar çok riskli işler biliyorsunuz. Mark Ruffalo’nun çok etkili bir şekilde, savaşçı bir şekilde faaliyet içerisinde olduğunu görüyoruz. Yalnız değil, yalnız olmaması işini belki daha da kolaylaştırıyor ama bu arada üretimini de sürdürüyor. Sadece oyunculuk değil, aynı zamanda yönetmenlik ve yapımcılığı da var, hatta senaryo da yazmış. Yani komple bir sinemacı diyelim ama komple bir sinemacı olmanın ötesinde komple bir insan. Mark Ruffalo’yu severim, sevdirelim diyorum.

Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş