Okurlarımızı, takipçilerimizi, izleyicilerimizi ve tüm destekçilerimizi görüşlerini Medyascope’ta dile getirmeye davet ediyoruz. Yazınız editoryal ilkelerimize uyar ve Yayın Kurulumuz tarafından da uygun görülürse, web sitemizde imzanızla yayınlanacaktır. Konuşan, tartışan, farklı fikirlerin dile getirildiği bir Türkiye istiyoruz. Sabri Ciğerli “Demirtaş’ı sürece dahil edin” başlıklı yazıyı kaleme aldı.

Entelektüeller neden sürece destek vermiyor?
Eğer silahların yerini siyaset alacaksa, silahsız demokratik siyaseti temsil eden, toplumda karşılığı bulunan ve öne çıkan siyasetçiler neden bu sürecin merkezinde değil ?
Ağır bedeller ödenmiş bir çatışmanın sona ermesi karşısında entelektüellerin sorumluluk üstlenmesini istemek son derece doğaldır.
Fakat entelektüellerden toplumu barışa hazırlamalarını istemeden önce siyasetin de kendi sorumluluğunu yerine getirmesi gerekir.
Çünkü barışın toplumsallaşması siyasal alanın nasıl kurulduğuyla ilgilidir.
Bir siyasetçinin gücü, toplumla kurduğu ilişki, kullandığı dil ve farklı kesimlere ulaşabilme kapasitesinden kaynaklanır.
Dolayısıyla farklı toplumsal kesimlerle konuşabilen siyasi aktörlerin varlığı, barışın toplumsallaşması açısından bir imkan olarak değerlendirilebilir.
Soru:
- Silahların devreden çıkmasından sonra yasal ve demokratik siyasetin ağırlığı artacak mı?
- Kürt siyasetinde farklı liderliklerin ve siyasi çizgilerin önü açılacak mı?
Bunlar barış sürecini zayıflatan sorular değildir.
Farklı düşüncelerin, farklı temsil biçimlerinin görünür hale gelmesi, siyasetin aktörlerinin güçlü bir zeminde var olabilmesinin önünün açılması gerekir.
Birinin belirli bir toplumsal kesim üzerindeki etkisi, başkasının kurumsal siyasi rolü, başka bir aktörün toplumdaki desteği birbirini zorunlu olarak ortadan kaldırmaz. Birinin güçlenmesi mutlaka diğerinin kaybetmesi anlamına gelmez.
Aksine barışın toplumsallaşması için farklı siyasi kanalların açık olması, farklı görüşlerin kendilerini özgürce ifade edebilmesi ve siyasi rekabetin doğal kabul edilmesi gerekir.
Sonuçta hangi düşüncenin, hangi yaklaşımın veya hangi siyasi çizginin toplumda karşılık bulacağına karar verecek olan toplumun kendisidir.
Tam da burada entelektüellerin meselesine gelelim.
Sürecin niteliğini, yönünü ve ortaya çıkaracağı siyasal düzeni sorgular entelektüel.
Barışın nasıl bir siyasal yapı içerisinde kalıcılaşacağı, siyasal temsilin ne kadar çoğulcu olacağıni anlamak ister .
Yeni düzende farklı görüşlerin kendilerine alan bulacagina inanmak ister.
Bu sorular cevaplanmadan entelektüelden aynı ölçüde ve aynı dille destek beklemek gerçekçi olmaz.
Bu nedenle entelektüelin mesafeli duruşu her zaman cesaretsizlik, ilgisizlik veya sorumluluktan kaçınmak olarak değerlendirmemek gerekir.
Bu soruları sormak barışa karşı çıkmak da değildir.
Aksine kalıcı bir barışın hangi temeller üzerinde kurulmasi gerektiğine cevap verir.
Çünkü; entelektüel düşünür, sorgular, eleştirir, eksikleri gösterir, mesafe koyar, inanırsa destekler. Eleştirel düşüncenin olmadığı yerde toplumsal güvenin kalıcı biçimde oluşamayacağına inanır entelektüel.
Zira sürece katkı herkesin aynı şeyi söylemesinden değil, farklı görüşlerin aynı kamusal alanda var olabilmesinden kaynaklanır.
Barış süreci yalnızca destekleyenlerin sesini değil, tereddüt edenlerin ve soru soranların sesini de duyurdukları bir süreçtir.
Aşağıdaki fikirler de gölgede kalmamalıdır.
Siyasetçi ülkenin geleceği hakkında ne düşündüğünü kendisi anlatabilmeli. Çözüm konusunda hangi noktada durduğunu, nelere katıldığını ve nelere itiraz ettiğini açıkça ifade edebilmeli.
Kürt toplumu da diğer toplumlar gibi farklı sınıfsal konumları, siyasi gelenekleri, inançları, yaşam biçimleri ve gelecek tasavvurları içinde barındırır.
Böylesine farklı bir toplumsal yapının siyasetinin de çoğul olması son derece doğaldır.
Önemli olan hangi görüşün ne kadar karşılık bulacağına, toplumun karar verebilmesidir.
Zira siyasetin hakemi toplumdur. Barış da zaten böyle bir çoğulculuğu taşıyabildiği ölçüde güçlenir.
Başka sorular:
- Farklı görüşlere gerçekten alan açılacak mı?
- Toplumsal karşılığı bulunan aktörler birbirlerini alternatif mi, tehdit olarak mı görecek?
- Yoksa aynı demokratik alanın farklı temsilcileri olarak mı kabul edilecekler?
- Eleştiren de, destekleyen de, farklı bir yol öneren de aynı meşru siyasal zeminde konuşabilecek mi?
- Bu soruların cevapları kurulmak istenen barışın niteliğini de ilgilendiriyor.
Demokrasi biraz da bu belirsizliklerin kabul edebilme rejimidir.
Bu nedenle Selahattin Demirtaş veya toplumda karşılığı bulunan başka siyasi aktörlerin daha görünür hale gelmesi barışın toplumsal tabanını genişletir.
Barışın dili, “ya o, ya bu” olmak zorunda değildir. Belki de ihtiyaç duyulan dil, “hem o, hem bu ve daha başkaları” diyebilecek kadar çoğulcu bir siyasi anlayıştır.
Toplumda karşılığı bulunan farklı siyasi aktörlerin güçlenmesi barışa katkı sağlayabilecekse, onların sesinin daha fazla duyulması gerekir.
Siyasi alanı kontrol etmek yerine genişletmek, kimin konuşacağına karar vermek yerine herkesin konuşabileceği zemini kurmak gerekir.
Amaç kimin sözünün daha fazla karşılık bulacağına kamuoyunu karar verir hale getirmek.
Halkın gücünü arkasına almış Selahattin Demirtaş’ın özgürce siyaset yapabildiği, farklı düşüncelerin tehdit değil imkan olarak görüldüğü bir durumda, barış anlaşma olmaktan çıkar, toplumsal geleceğe dönüşür.
Entelektüellerin sürece mesafesi de tam burada anlaşılmalıdır. Onlar yalnızca silahların susmasına değil, silahların yerine nasıl bir siyasetin kurulacağına bakarlar.
Entelektüel düşünür, sorgular, eleştirir, ikna olduğunda destek verir. Onu bir sürece katmanın yolu, özgürce düşünebileceği ve itiraz edebileceği demokratik zemini kurmaktır. Entelektüel, öneriden ve eleştiriden korkmayan, son sözü topluma bırakan kişidir.
Tam da bu nedenle, demokratik siyasetin toplumsal karşılığı olan aktörler önemlidir. Selahattin Demirtaş, Kürt siyasi tabanının sınırlarını aşarak Türkiye’nin batısına, gençlere, kadınlara ve farklı demokratik kesimlere ulaşabilen bir dil kurmuş. Kürt meselesini hukuk, demokrasi ve eşit yurttaşlık meselesinin merkezine taşıyan isimdir.
Demirtaş gibi toplumda karşılığı bulunan siyasetçilerin özgürce konuşabildiği, farklı fikirlerin demokratik hayatın doğal parçası sayıldığı bir ülkede entelektüelleri ayrıca sürece çağırmaya gerek kalmaz.








