İklim zirvelerinde hayvan hakları: “Hayvan hakları demeden iklim çeperinden dolanıyoruz”

İSTANBUL (Medyascope) – İklim zirvelerinde hayvan hakları meselesinin konumunu ve nasıl ele alındığını Ankara Animal Save Movement Kurucu Organizatörü ve Yaşamdan Yana Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Nilgün Engin anlattı.

İklim zirvelerinde hayvan hakları
İklim zirvelerinde hayvan hakları: “Hayvan hakları demeden iklim çeperinden dolanıyoruz”

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) bu sene kasım ayında Antalya’da düzenlenecek. Konferansın aksiyon ajandasında ve uygulama hedeflerinde hayvan haklarıyla ilişkilendirilebilecek gıda güvenliği, metan azaltımı ve Rio sinerjisi şemsiyesi altında yer alan biyoçeşitlilik başlıkları göze çarpıyor. Ancak doğrudan hayvan hakları, gündem maddeleri arasında yer almıyor.

Yaşamdan Yana Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Nilgün Engin ise yetkililerle iletişim kurarken özellikle hayvan hakları demekten kaçındıklarını belirtti. Ona göre, insan haklarının bile tam olarak tesis edilemediği bir ortamda hayvan haklarından söz etmek daha masaya oturmadan sözlerinin gündemden düşmesine neden oluyor. Aynı zamanda Plant Based Treaty Bölge Koordinatörü Engin, bu olumsuzluğa rağmen yavaş da olsa güzel gelişmelerin olduğunu söyleyerek COP31 sürecinde sivil toplum tarafında yürüttükleri faaliyetleri ve taleplerini anlattı.

Hayvan hakları demeden iklim çeperinden dolanıyoruz

İklim zirvelerinde sivil toplum kuruluşlarının hayvan hakları meselesini doğrudan gündeme getirmekten bilinçli olarak kaçındığını belirten Nilgün Engin, bunun yerine gıda sistemleri, hayvancılığın çevresel etkileri ve biyoçeşitlilik kaybı gibi başlıklar üzerinden ilerlemek zorunda kaldıklarını söyledi.

Hayvan haklarının, insan haklarının dahi geri plana itildiği savaş ve kriz ortamlarında karar vericiler tarafından tehditkâr ya da uzaklaştırıcı bulunabildiğini belirten Engin, bu nedenle hak temelli söylemin müzakerelerde geri çekildiğini aktardı. Bu davranışın somut sebeplerinden biri olarak ise 2024 yılında çıkan Sokak Hayvanları Yasası’nı örnek gösterdi:

“Biz tavukların, ineklerin, balıkların haklarını savunuyorduk. Sokak Hayvanları Yasası çıkmadan önce neyin çıkacağının farkına vardık ve hayır öyle olmasın böyle olsun derken gündeme geldi, kabul edildi, uygulamaya geçildi ve köpekleri kaybettik. Tavuk, inek kurtaracaktık, köpekleri kaybettik. Hayvan haklarının karşılığı o denli az ki pek çok ülkede, öyle bir hakları yok, yani masadan sandalyeden farkları yok. Maalesef bizim gibi hisseden canlılarmış gibi düşünülmesi çok uzak bir gelecek gibi duruyor.”

Konunun ikinci cephesinin, hayvan hakları ve iklim politikaları kapsamında önerilen dönüşümlerin insanların gündelik yaşamına doğrudan dokunması olduğunu belirten Nilgün Engin, fosil yakıtların sınırlandırılması gibi politikaların büyük şirketleri ve enerji sektörünü hedef aldığını, gıda sistemlerinin dönüştürülmesi çağrısının ise insanların her gün tükettiği yiyecekleri değiştirmeyi gerektirdiğini söyledi.

Veganlığın yalnızca bir beslenme tercihi değil, sosyal çevreden kültürel alışkanlıklara ve ekonomik ilişkilere kadar kapsamlı bir dönüşüm anlamına geldiğini belirten Engin, bitkisel mutfağa geçiş önerilerinin çiftçilerin geleceği, gelenekler ve dinî kabuller üzerinden çeşitli itirazlarla karşılaştığını aktardı.

Endüstriyel hayvancılık gezegenin sınırları bağlamında da düşünülmeli

Endüstriyel hayvancılığın yalnızca sera gazı emisyonları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Nilgün Engin, metan ve azot oksit salımı, gübre yönetimi ve hayvan yemi üretimi için kullanılan arazilerin iklim krizi üzerindeki etkisine dikkat çekti.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin hayvancılığın küresel emisyonlardaki payına ilişkin tek bir oran vermediğini belirten Engin, COP29 belgelerinde hayvancılık kaynaklı emisyonların yüzde 66’sına, mevcut ulusal iklim planlarında yeterince yer verilmediğinin belirtildiğini aktardı.

Hayvancılığın ulaşım sektöründen daha yüksek emisyonlara yol açabildiğini söyleyen Engin, tartışmanın yalnızca karbon salımıyla sınırlı tutulmasının sektörün gerçek etkisini görünmez kıldığını vurguladı.

Karasal arazi ve temiz su kullanımı, biyoçeşitlilik kaybı, kimyasal akışlar, plastik ve sentetik kimyasal kirliliği ile okyanusların asitlenmesi gibi gezegensel sınırların aşılmasında hayvancılığın önemli bir payı bulunduğunu belirten Engin, Oxford’da yayımlanan bir araştırmaya göre tarım arazilerinin yaklaşık yüzde 80’inin hayvancılık için kullanıldığını, buna karşılık hayvansal üretimin küresel kalori ve protein ihtiyacının sınırlı bir bölümünü karşıladığını söyledi.

Engin, bitkisel üretimden elde edilen ürünlerin doğrudan insan tüketimine sunulmak yerine hayvan yemi olarak kullanılmasının arazi ve kaynak verimliliğini düşürdüğünü, bu nedenle hayvancılığın etkisinin emisyonların ötesinde, gıda güvenliği ve küresel açlık riskiyle birlikte ele alınması gerektiğini aktardı.

İlerledik ama kaplumbağa hızında

COP27 ve 28’e katılarak çeşitli etkinliklerde bulunan Engin, artık gıda sistemlerinin nasıl dönüştürüleceği ve bu dönüşümün hangi adımlarla hayata geçirileceğinin konuşulması gerektiğini söyledi.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi müzakerelerinde gıda sistemlerine ilişkin görünürlüğün yıllar içinde arttığını belirten Engin, sürecin 2017’de tarım ve gıda güvenliği başlığıyla başladığını, 2022’de uygulama ve finansman boyutu kazandığını, 2023’teki COP28’de ise gıda sistemleri dönüşümünün iklim gündeminin açık bir parçası hâline geldiğini aktardı. Ancak bu ilerlemenin dönüşüm için somut bir takvime dönüşmediğini vurgulayan Engin, “İlerledik evet ama hani kaplumbağa hızıyla yani şu takvimle endüstriyel hayvancılığı azaltacağız ve bu takvimde bitkisel mutfağa geçeceğiz gibi bir planımız hala yok” dedi.

COP31 alanında yoğun biçimde vegan ürün ve hizmet sunulacak

Aynı zamanda Plant Based Treaty Bölge Koordinatörü olan Nilgün Engin, COP31 gündem maddeleri arasında yer alan sıfır atık politikaları ve gıda sistemleri kapsamında hayvancılığın payının da gündeme alınması gerektiğini söyledi. Engin, Plant Based Treaty ve Yaşamdan Yana Derneği olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile yakın temas yürüttüklerini aktardı.

Bakanlıktan edindikleri bilgilere göre COP31 alanında yoğun biçimde vegan ürün ve hizmet sunulacağını, yalnızca vegan yemeklerin yer alacağı “vegan court” adlı bir bölüm oluşturulmasının planlandığını belirten Engin, bu yaklaşımı önceki COP’larla kıyaslandığında olumlu bir gelişme olarak değerlendirdi. Antalya’daki vegan işletmelerin de alanda stant açmaları için davet edildiğini söyleyen Engin, ancak yürütülen görüşmelerin şu aşamada ulusal bir iklim acil planından çok konferans hazırlıkları çerçevesinde ilerlediğini belirtti:

“Yalnız sanki kaygı gelen delegelerin taleplerini karşılamakla ilgili, ‘burası bir iklim konferansı burada hayvan eti sunulması doğru olmaz’ değil de daha çok ‘misafirlerimizi iyi ağırlayalım’ kaygısı var gibi. Yine de daha önceki COP’larla karşılaştıracak olursam, hayli iyi bir çalışma söz konusu.”

COP31 kapsamında bir yan etkinlik düzenleyeceklerini, uluslararası konuşmacıları ve delegeleri bir araya getireceklerini aktaran Engin, Bonn İklim Konferansı, Roma’daki FAO toplantıları ile Brüksel ve New York’taki uluslararası buluşmalar aracılığıyla delegelerle COP dönemleri dışında da sürekli iletişim kurduklarını, özellikle Afrikalı delegelerle yoğun temas yürüttüklerini söyledi.

Gıda sistemleri dönüşümünün önündeki en önemli engellerden biri finansman

Finansman boyutunun, gıda sistemleri dönüşümünün önündeki en önemli engellerden biri olduğunu belirten Nilgün Engin, Türkiye’de kamu sübvansiyonlarının ağırlıklı olarak hayvancılığa yöneldiğini söyledi.

Bunun temelinde, süt ve et tüketiminin çocukların protein ihtiyacı için vazgeçilmez olduğu yönündeki yaygın kanaatin bulunduğunu belirten Engin, belediyelerin de bu anlayış doğrultusunda çocuklara süt dağıtımını sosyal politika başarısı olarak sunduğunu aktardı. Oysa bezelye ve pilav gibi bitkisel temelli öğünlerin daha düşük maliyetle hazırlanabileceğini ve gıda güvenliği açısından bazı riskleri azaltabileceğini belirten Engin, bitkisel gıda sistemlerine aynı ölçekte kaynak aktarılmadığını vurguladı.

Küresel gıda şirketlerinin hayvansal ürünleri destekleyen bilimsel araştırmaları finanse ederek “süt içmezsen ölürsün, et yemezsen büyüyemezsin” anlayışını kalıcılaştırdığını savunan Engin, bitkisel gıda alanının bu tür araştırmaları destekleyecek finansal güce ulaşamadığını söyledi.

Kosta Rika ekosistemleri koruyan arazi sahiplerine ödeme yapıyor

Dünyadaki iyi uygulamalara da dikkat çeken Engin, Kosta Rika’da ekosistemleri koruyan ve ormansızlaşmayı tersine çeviren uygulamaları hayata geçiren arazi sahiplerine hükümet tarafından ekosistem hizmetleri kapsamında ödeme yapıldığını söyledi.

Butan’ın doğayı kalkınma politikalarının merkezine yerleştirmesiyle bu alanda öncü örneklerden biri olduğunu belirten Engin, Hollanda’da da önemli gelişmeler yaşandığını aktardı. Amsterdam, Rotterdam ve üç Hollanda kentinin Plant Based Treaty’yi imzaladığını aktaran Engin, farklı ürünlerin bir arada yetiştirildiği tarım uygulamalarının desteklendiğini ve kuş dostu alanların yaygınlaştırıldığını söyledi.

Bu örneklerin, biyoçeşitliliği ve ekosistemleri koruyan bilimsel temelli çözümlerin dünyanın farklı yerlerinde uygulanabildiğini gösterdiğini belirtti.

Hayvan Hakları HİZ’de temsil ediliyor

Hayvan haklarının COP’a alternatif zirve olan Halkların İklim Zirvesi’nde temsil edildiğini belirten Nilgün Engin, toplantı alanındaki “koza”lardan birinin hayvan özgürlüğü temasına ayrıldığını ve burada bir çerçeve metin hazırlandığını söyledi.

Metnin, iklim adaletinin yalnızca karbon emisyonlarını azaltmakla sınırlandırılamayacağını savunduğunu aktaran Engin, hayvanların yaşam hakkını, doğanın bütünlüğünü, kırsal toplulukların yaşam alanlarını ve tüm canlıların eşit değerini gözeten, sömürü ve tahakküm ilişkilerinden uzak bir yaşam düzenine ihtiyaç olduğunu belirtti.

Hayvan özgürlüğünün iklim adaletinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan metnin değerlendirmeye sunulduğunu ve paydaşlar tarafından onaylandığını belirten Engin, sıradaki hedeflerinin bu talepleri aynı düzeyde COP31 yönetimine iletmek olduğunu söyledi.

Animal Save Movement ve Yaşamdan Yana Derneği’nin Acil Politika Talepleri

Önerdikleri acil politikaların başında kamu desteklerinin yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirten Nilgün Engin, sübvansiyonların doğrudan hayvancılığa aktarılması yerine çiftçilerin bitkisel üretime geçişini destekleyecek adil geçiş programlarına yönlendirilmesini önerdi. Bu dönüşüm için maddi destek ve geçiş planları oluşturulmasının endüstriyel hayvancılığın genişlemesini durdurabileceğini belirten Engin, hayvancılık kaynaklı emisyonların Türkiye’nin ulusal iklim hedeflerine ve Ulusal Katkı Beyanı’na (NDC) açık biçimde dâhil edilmesi gerektiğini söyledi.

Kamu kurumlarında bitkisel yemeklerin önce bir seçenek olarak sunulmasını, ardından kural haline getirilmesini öneren Engin, böylece bu alanda politika ve proje üreten kamu çalışanlarının da bu dönüşümü gündelik yaşamlarında deneyimleyebileceğini belirtti.

Tarım ve gıda sistemlerindeki finansman açığına da dikkat çeken Engin, FAO verilerine göre bu alanın küresel iklim finansmanının yüzde 8’inden azını aldığını belirterek, “Hayvancılık sektörünün küresel emisyonları yaklaşık üçte bir oranında azaltma potansiyeli var ama küresel iklim finansmanındaki payı yüzde 8” dedi.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş