HİZ, “COP31’in ötesinde” halkların iklim gündemini kuruyor

İSTANBUL (Medyascope) – Bu sene Türkiye’de örgütlenen Halkların İklim Zirvesi’nin yapısını ve amaçlarını bağımsız araştırmacı ve HİZ uluslararası ilişkiler çalışma grubu üyesi Dr. Ecehan Balta anlattı.

halkların iklim zirvesi
Halkların İklim Zirvesi, “COP31’in ötesinde” halkların iklim gündemini kuruyor

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31, 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek. COP31, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne taraf ülkelerin bir araya gelerek Paris Anlaşması’nın uygulanmasını, ülkelerin ulusal katkı beyanlarını (NDC), emisyon azaltımı, uyum ve iklim finansmanı gibi küresel iklim politikalarını müzakere edecekleri 2026 Taraflar Konferansı anlamına geliyor.

Bu yıl 31. kez düzenlenecek olan konferans, iklim krizinden doğrudan etkilenen halkların söz hakkına sahip olmaması, alınan kararların ve uygulamaların yetersizliği gibi sebeplerle sivil toplum ve yerel halklar tarafından eleştiriliyor. Bu nedenle, temeli 2009 Kopenhag Zirvesi’nde atılan, geçen sene Belem’de büyük ses getiren Halkların İklim Zirvesi (HİZ), alternatif bir zirve olarak “COP31’in ötesinde” vurgusuyla, 14-18 Kasım tarihlerinde Antalya’da yapılacak.

Bu sene Türkiye’de örgütlenen Halkların İklim Zirvesi’nin yapısını ve amaçlarını bağımsız araştırmacı ve HİZ uluslararası ilişkiler çalışma grubu üyesi Dr. Ecehan Balta anlattı.

Halkların İklim Zirvesi antikapitalist bir dönüşüm öneriyor

Dr. Ecehan Balta, COP31 ile Halkların İklim Zirvesi’nin (HİZ), iklim krizine ilişkin birbiriyle büyük ölçüde çatışan iki ayrı dünya vizyonunu temsil ettiğini belirtti. Balta’ya göre COP süreçlerinin yaklaşımı, ekonomik büyümenin ve enerji tüketiminin sürdürülmesini esas alırken HİZ, gezegenin sınırlarını, toplumsal ihtiyaçları ve canlıların yaşam hakkını merkeze alan uzun vadeli ve antikapitalist bir dönüşüm öneriyor.

Balta, Halkların İklim Zirvesi’nin (HİZ) doğanın hakları, savaş ve militarizme karşı barış, agroekoloji ve gıda egemenliği ile fosil yakıtlara karşı enerji demokrasisi olmak üzere dört temel eksen üzerinde ilerlediğini vurguladı. Balta’ya göre zirve, yalnızca fosil yakıtlardan ve endüstriyel tarımdan çıkışı savunmakla kalmıyor, bunların yerine nasıl bir enerji sistemi ve gıda rejimi kurulması gerektiğine de ortak yanıtlar üretmeyi amaçlıyor.

Ekolojik yıkımın sınır tanımadığını vurgulayan HİZ gönüllüsü Ecehan Balta, Halkların İklim Zirvesi’nin yerel ekoloji mücadelelerini ulusal ve uluslararası ağlarla buluşturduğunu ve 90’dan fazla ülkeyle temas kurduğunu belirtti. Balta, hazırlık sürecinde Trade Unions for Energy Democracy (TUED) ile Türkiye’den KESK, İHOP, İHD, EŞİK, İklim Adaleti Koalisyonu ve Ekoloji Birliği’nin yanı sıra savaş karşıtı hareketlerin, vicdani ret ve hayvan özgürlüğü savunucularının, kadın ve insan hakları örgütlerinin, sendikaların ve farklı siyasi yapıların ortak bir zeminde bir araya geldiğini söyledi.

HİZ’in COP31’e yönelik eleştirileri: “Yine hiçbir şey olmadı”

Dr. Ecehan Balta, COP31’in “uygulama COP’u” olarak tanımlanmasının, önceki zirvelerde alınan kararların büyük ölçüde kâğıt üzerinde kaldığının kabulü anlamına geldiğini belirtti. Balta’ya göre temel sorun yalnızca kararların uygulanmaması değil, hangi kararların, kimlerin yararına ve nasıl uygulanacağının belirsizliği. Balta bu konudaki endişesini şu sözlerle dile getirdi:

“Yeşil kapitalizm imkansızdır” diye bir kitap var, kitapta 2009’daki COP’a alternatif olarak düzenlenen ‘Halkların İklim Zirvesine Doğru’ diye bir bölüm var. Bölüm şöyle başlıyor. ‘Yine hiçbir şey olmadı.’ 2009 yılından bahsediyoruz. Evet, 2026 yılındayız ve yine hiçbir şey olmadı. Bütün kritik eşikler teker teker aşılıyor. Dolayısıyla da bizim bir şey olması için elimizi taşın altına koymamız gerekiyor çünkü ekolojik yıkımın bedelini halklar ödüyor ama devletler ve şirketler ekolojik yıkımdan finansman sağlamaya çalışıyor.”

Balta, COP31’in sıfır atık, iklim finansmanı, ve dayanıklı kentler gibi resmî gündem başlıklarının, mevcut politikalar değişmeden iklim krizine gerçek bir çözüm sunamayacağını savundu.

Mevcut uygulamalar plastik sorununu çözmüyor

Araştırmacı, COP31’de öne çıkarılması beklenen sıfır atık yaklaşımının, atık üretimini kaynağında azaltmak ve şirketlerin sorumluluğunu tartışmak yerine yükü bireysel tüketicilere bıraktığını ifade etti. Türkiye’nin Avrupa’dan yüksek miktarda plastik atık almaya devam ettiğini, bu atıkların bir bölümünün özellikle Adana ve çevresinde yakıldığını, toprağa gömüldüğünü veya suya karıştığını belirten Balta, mevcut uygulamaları plastik ve mikroplastik sorununu çözmediği yönünde eleştirdi.

Küresel Kuzey’den Küresel Güney’e borç aktarımı

İklim finansmanı konusunda ihtiyaç duyulan kaynak ile sağlanan finansman arasında büyük bir açık bulunduğuna dikkat çeken Balta, mevcut finansman modelinin niteliğini de eleştirdi:

“İklim finansmanı meselesine baktığımızda, şu anda dünyada iklim adaptasyonu ve dayanıklılığı için gereken rakamın 9 trilyon dolar olduğunu Murat Kurum kendisi söyledi. Ama bir yandan da aktarılan bütçeler 1,5-2 trilyon dolar civarında. Bu da iklim finansmanı boyutunda yetersiz kalıyor. Fakat bu finansmanın nasıl verildiğine baktığımızda başka bir tabloyla da karşılaşıyoruz. Bu, Küresel Kuzey’den Küresel Güney’e borç aktarımı şeklinde gerçekleşecek. Bunların hepsi hibe olmayacak, bir kısmı da borç olacak. Bu da Küresel Güney’in yeniden borçlandırılması anlamına geliyor ve bu bizler için, halklar için ayrıca büyük bir sorun.”

COP31, iklim krizini halkların gündelik yaşamında ortaya çıkan sorunlarla birlikte ele almıyor

Dayanıklı kentler başlığının mevcut kentleşme politikalarıyla uyuşmadığını belirten Balta, Hatay’da depremin yarattığı tahribatın ve yeniden inşa sürecinden kaynaklanan sağlık sorunlarının sürdüğünü söyledi. HİZ temsilcisi, İstanbul başta olmak üzere, kentlerde ısı adasını azaltacak yeşil alan ve altyapı yatırımları yerine betonlaşmanın ve yüksek katlı yapılaşmanın devam ettiğine dikkat çekti. Balta, ormansızlaşma, yangınlara yol açan elektrik altyapısındaki eksiklikler, derinleşen su stresi ve gıdaya erişim sorunlarının da “dayanıklılık” söylemiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Balta’ya göre COP31’in en önemli eksikliklerinden biri, iklim krizini halkların gündelik yaşamında ortaya çıkan su, gıda, sağlık, barınma ve geçim sorunlarıyla birlikte ele almaması. Balta, “Bütün bunlar da aslında ekolojik yıkımın sonuçları ve bu sonuçlar ile ilgilenen bir COP’la karşı karşıya değiliz” diyerek eleştirisini, “Ekolojik yıkımın bedelini halklar ödüyor ama devletler ve şirketler ekolojik yıkımdan finansman sağlamaya, yeni gelir kaynakları yaratmaya çalışıyorlar” sözleriyle sürdürdü.

HİZ, COP31 karşısında nasıl bir çözüm perspektifi sunuyor?

HİZ’in iklim mücadelesini, yalnızca bir emisyon azaltımı meselesi olarak ele almadığını vurgulayan Balta, enerji ve gıda sistemlerinin kim tarafından, kimin ihtiyaçları için ve nasıl yönetileceği sorularını gündeme taşıdığını ifade etti. Bu çerçevede enerji demokrasisi, tüketimin sürekli artırılmasına dayanan mevcut modelin sorgulanmasını, enerji ihtiyacının toplumsal gereksinimler doğrultusunda belirlenmesini ve üretim kararlarına halkın katılmasını içeriyor.

Enerji demokrasisi

Türkiye dâhil birçok ülkede yenilenebilir enerji yatırımları büyürken kömür, petrol ve doğal gaz kullanımının da devam ettiğine işaret eden Balta, bu nedenle enerji kaynaklarına yalnızca yenilerinin eklenmesinin yeterli olmadığını belirtti. HİZ’in temel taleplerinden birinin kömür, petrol ve doğal gazdan acil ve adil çıkış olduğunu söyleyen Balta, bunun karşısına konulacak modelin enerji demokrasisi olması gerektiğini kaydetti.

Balta’ya göre enerji demokrasisi, yalnızca fosil yakıtların yerine yenilenebilir enerji kaynaklarının geçirilmesini değil; enerjinin ne kadar, ne için, kim tarafından ve kimin yararına üretileceğinin demokratik biçimde belirlenmesini gerektiriyor. Enerji sisteminin toplumun ihtiyaçları doğrultusunda sorgulanması gerektiğini belirten Balta, “Mevcut enerjiyi kim kullanıyor diye baktığımızda ağırlıklı olarak sanayinin ve endüstriyel tarım şirketlerinin kullandığını görüyoruz. Önce ne kadar enerjiye ihtiyacımız var, kimin ihtiyacı var sorularını cevaplamalı, ardından nasıl bir enerji istediğimizi tartışmalıyız” dedi.

Agroekoloji ve gıda egemenliği

HİZ’in ikinci temel çözüm alanını ise endüstriyel tarımdan çıkış, agroekoloji ve gıda egemenliği oluşturuyor. Balta, artan nüfusun beslenmesi için endüstriyel tarımın zorunlu olduğu görüşüne karşı çıkarak küçük ve orta ölçekli üreticilerin dünya nüfusunun gıda ihtiyacını karşılayabilecek kapasiteye sahip olduğunu söyledi. Bu bağlamda Balta, HİZ’in herkesin güvenli ve sağlıklı gıdaya adil koşullarda, uygun fiyatlarla erişebildiği bir model önerdiğini belirtti. Bu modelde, çiftçilerin hangi tohumu kullanacaklarına, neyi, nasıl üreteceklerine, şirketler yerine kendilerinin ve içinde yaşadıkları toplulukların karar vermesi öngörülüyor.

Balta, “endüstriyel tarımın olduğu sistemlerde agroekolojinin alanı gittikçe daralıyor. O yüzden endüstriyel tarımın tamamen tasfiyesi, gıda egemenliği ve agroekolojiye dayalı bir vizyona sahibiz.” diyerek iki sistemin uzun vadede yan yana var olmasının mümkün olamayacağını vurguladı.

Balta’ya göre HİZ’in temel hedeflerinden biri de adil geçiş tartışmasını yalnızca işçilerle sınırlı tutmayarak kadınları, köylüleri, gençleri, yaşlıları ve diğer toplumsal kesimleri kapsayacak biçimde genişletmek. Balta, bu bakış açısını şu sözlerle ifade etti:

 “Doğanın hakları derken hayvan özgürlüğü meselesinden konuşuyoruz, Fırat’ın haklarından, Dicle’nin haklarından ya da Çoruh’un haklarından konuşuyoruz. Ama diğer taraftan da işçi haklarından, kadın haklarından, gençlerin gelecek hakkından konuşuyoruz.”

HİZ zirve boyunca COP31’deki gelişmeleri izleyecek

HİZ’in COP31’den tamamen kopuk bir süreç yürütmeyeceğini de belirten Balta, zirve boyunca COP31’deki gelişmelerin izleneceğini ve alınan kararların her gün halkların perspektifinden değerlendirileceğini söyledi. COP31 ile HİZ arasında hareket edecek delegasyonların müzakerelerdeki gelişmeleri aktaracağını; kadın, gençlik ve emek örgütlerinin de kendi alanlarında COP gündemine müdahil olmaya çalışacağını ifade etti. Bununla birlikte HİZ’in sivil alandan baskı oluşturmayı ve kendi bağımsız deklarasyonunu kamuoyuna sunmayı hedeflediğini kaydetti.

“Çok daha büyük radikal bir hareket…”

Balta’ya göre halkların talepleri ile devletlerin karar süreçleri arasındaki ilişki tamamen reddedilmemeli ancak bu ilişkinin yapısal sınırları görülmeli. Yerli halkların hakları ve adil geçiş gibi başlıklarda uluslararası düzenlemelerin tabandan yükselen mücadelelerin sonucunda ortaya çıktığını hatırlatan Balta, “Birleşmiş Milletlerin ve ILO’nun yaptığı düzenlemelere, uluslararası konvansiyonlara kulak vermek ve daha güçlü düzenlemeler için baskı yapmak gerekiyor. Ama bunların yapısal bir sınırı var” dedi. COP’larda petrol lobisinin güçlü bir etkiye sahip olduğunu söyleyen Balta, “Bunlara karşı tek tek örgütler, hatta ulusal hareketler bile yetersiz kalabiliyor. Çok daha bütünleşik, büyük ve radikal bir hareket oluşturmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Dünden bugüne Halkların İklim Zirvesi

Hakların İklim Zirvesi ilk kez 2009 yılında, Kopenhag’da resmi zirvenin bağlayıcı anlaşmalar yapmadığı gerekçesiyle toplandı. Resmi konferanslarda ana aktörleri devlet liderleri, bürokratlar, fosil yakıt lobileri oluştururken, iklim krizinden doğrudan etkilenen ancak konferanslarda doğrudan söz sahibi olmayan taraflar halkların iklim zirvesinde bir araya geldi; yerel halklar, çiftçiler, bilim insanları, sivil toplum örgütleri, kadınlar, LGBTİ+’lar, aktivistler alternatif bir zirve organize etti. Bu zirvenin sonucunda yayınlanan “iklimi değil sistemi değiştir” sloganının yanında karbon ticareti gibi piyasa odaklı çözümler reddedilerek fosil yakıtlardan tamamen çıkış talep edildi. Resmi konferanslara yönelik sivil toplum baskısı sonraki yıllarda Bolivya, Paris ve Glasgow zirvelerinde artarak yapısallaştı. Geçen yıl Belem’de, 70 binden fazla kişinin katılımıyla hazırlanan Halkların İklim Zirvesi Bildirgesi ise Brezilya Çevre Bakanı Marina Silva ve COP30 Başkanı André Corrêa do Lago’ya resmi olarak teslim edildi.

HİZ 2026 temsilcileri ise TC. Çevre ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan bir randevu talebinde bulundu ancak henüz yanıt alamadı. Şu anda “Yakarsa Dünyayı Fosiller Yakar” sloganıyla başlattıkları kampanya 100’den fazla kurum tarafından imza almış durumda. HİZ kampanyayı yaygınlaştırmak için 14 Eylül Pazartesi günü saat 11.00’de Antalya’da bir basın açıklaması yapacak.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş