Medyascope.tv

Türkiye’de bir ilk: Periscope üzerinden canlı açık oturum – Kadri Gürsel & Levent Gültekin (1. Bölüm)

20 Ağustos 2015 akşamı Türkiye’nin Periscope üzerinden ilk canlı açık oturumunu gerçekleştirdik. Ruşen Çakır’ın yönetiminde Kadri Gürsel ve Levent Gültekin’in katıldığı tartışmanın dökümünü Uğur Gümüşkaya hazırladı.

2’inci bölümü seyret / 3’üncü bölümü seyret

Ruşen Çakır: Merhaba, bugün bir ilki gerçekleştiriyoruz. İki dostum Levent Gültekin ve Kadri Gürsel ile periscope yayınlarımıza bir ilk kattık, ilk açık oturumu yapacağız. Konu gündem, malum… Ben az konuşacağım daha çok konuklarımı konuşturmaya çalışacağım.  Onların da söyleyeceklerini zaten anlatmaya gerek yok ikisini de tanıyorsunuz.

Masanın üzerine daha önce gazete koyardık. Gazetelerin sıralanışından dolayı insanlar laf ederdi, izleyicilerin bazıları. Onun yerine kitap koyuyoruz. Aslında Türkiye’de gazete yerine kitap okumanın daha akılcı olduğunu düşünüyorum.

Gündemi konuşacağız, özellikle seçim hükümeti meselesini konuşacağız. Seçimlerde ne olabileceğini konuşacağız. Ve de tabi ki tırmanan gerilim, çatışma ortamını konuşacağız. Ama önce en sıcak olaylar… Başbakan görevi iade etti ama fiilen başbakan, Ahmet Davutoğlu’nun en son yaptığı açıklama ile gidelim. Kadir seninle başlayayım. Ne dedi? CHP ve MHP’ye iki aylığına bir seçim hükümeti kurma önerisi getirdi. Buradaki maksat belli ki anayasaya göre, CHP ve MHP seçim hükümetinde yer almayacağım diye ayrı ayrı söyledikleri için HDP ile baş başa kalacaktı AKP. Herhalde bundan kurtulmak istiyor. Bir, nasıl bir cevap alabilir ve bundan sonra nasıl bir seçim hükümeti ile karşı karşıya kalabiliriz?

Kadri Gürsel: Alabileceği cevap daha önce aslında verildi. Bu seçim hükümetinin özel şartlarının ne olacağı önemli. Artı ne gibi bir şey sunabilir. Siyasette tabi çözüm her zaman tükenmez. Kendi düşen ağlamaz diye söze başlamayı düşündüm bir an için ama yaratıcılık bir takım ara çözümleri mümkün kılabilir diye düşünüyorum. Fakat iki ayda neler yapılabilir? Neticede seçim hükümeti bu ama tabi ki hiçbir şey olmazsa ki ben MHP’nin katılacağını sanmıyorum, böyle bir formül içerisinde yer alacağını sanmıyorum. CHP’nin de zaten 30 gün neredeyse istikşafi görüşmeler adı altında oyalandıktan sonra, yani iktidarın CHP’yi oyalamasından bahsediyorum kendisi oyalandı demiyorum, böyle bir seçeneği ciddiye alacağını, böyle bir formül içinde yer alacağını açıkçası sanmıyorum, düşünmüyorum, öngörmüyorum ama yine de ihtiyatlı konuşmak lazım. Fakat, diğer taraftan eğer olmayacaksa, AKP ve HDP’nin bir arada olacağı seçim hükümetinin açıkçası AKP’yi çok çok zor durumda bırakacağı öngörülebilir. Bunu herkes öngörebilir çünkü bir HDP var ki düşünün neredeyse  20 Temmuz’dan sonra Kandil’e hava akınlarının başlamasından sonra, sanıyorum 2-3 gün sonra başlamıştı Suruç Katliamı’ndan sonra, terörizmle özdeşleştirilen, düşmanlaştırılan…

Ruşen Çakır: Ki 7 Haziran öncesinde de öyleydi. AKP’nin hedefinde HDP vardı.

Kadri Gürsel: Vardı evet. Barajın altına düşürmek için hedef gözetiyordu. Ama şimdi de bir şiddet ortamına tekrar geri döndü Türkiye. Çatışma ortamına girdi Türkiye. Dolayısıyla, şimdi neredeyse HDP bu çatışmanın sorumlusu gibi takdim ediliyor iktidar medyası tarafından ve sözcüleri tarafından. Şimdi böylesine gayri meşrulaştırılmak istenen itibarsızlaştırılmak, değersizleştirilmek istenen bir partiye iki aylığına da olsa, bu partinin mensuplarına parlamentodaki milletvekillerine bakanlık vermek onların sahip oldukları koltuk oranında, üç olur beş olur muhtemelen, bu bile bence ciddi bir ahlaki sorun…

Ruşen Çakır: Bunu en çok MHP kullanır herhalde…

Kadri Gürsel: Siyasi ahlak tartışması en başta başlatacak bence tabi ki. Bunu MHP kullanabilir ama ben yine de, sözlerimi tamamlayayım, öngörülemeyen bir siyasi zeminde ilerliyoruz. Bu öngörülemezlik aslında Türkiye’deki idarenin Cumhurbaşkanı, Başbakan, hükümet ve devamı da olmak üzere anayasa ve hukuk sınırlarının dışına çıkmış olması… Anayasanın burada çok açık bir şekilde vaaz ettiği bir hüküm var. Yani diyor ki bu ilgili maddeler; parlamentoda temsil edilen partilerin üyeleri, meclis başkanına da yetki veriyor, sahip oldukları sandalye sayısında bakanlığa sahip olur diyor. Şimdi bunu orasından burasından eğip bükmek mümkün değil. Yani bir seçim hükümeti kurulacak, CHP ve MHP bunda yer almayacak, HDP ile tek başına kalacaklar, bu şeyi nasıl aşacaklar? Ciddi, açık bir anayasa ihlali yapmak zorundalar. Yapacaksalar da bunun gerekçesi ne olacak? Öteki türlü de tükürdüğünü yalayan bir duruma düşecekler… Ve de kendi düşen ağlamaz denilecekse orada olacak…

Ruşen Çakır: Şöyle bir kulis okudum. Kulis okudum dediğim zaten hükümete yakın gazeteler de bunu yazıyor. HDP’ye çok daha zayıf bakanlıklar, sanırım tarım, su kültür gibi bakanlıklar verilecek ve onların da yetkileri büyük ölçüde başka yerlere devredilecek vs. Şimdi, ama bana göre; diyelim ki sıfır yetkili bakanlık da verse bu tarihi bir olay olacak. Üç aylığına da olsa HDP’nin hükümette, seçim hükümeti de olsa yer alması…

Levent Gültekin: Bunun iki tane dikkat çekmemiz gereken noktası var. Bir tanesi hatırlıyor musunuz? 90’larda yaşadık. İslamcılar, dindarlar hep, Refah Partisi iktidar olduğunda bütün partiler aynen bugün şimdi  HDP’ye çekildiği gibi vebalı muamelesi çekerlerdi. Erbakan’la yan yana oturmak istemezlerdi. Aman bunlara bakanlık vereceğiz, aman devlete sokacağız, aman şöyle olacak diye dışlarlardı değil mi? Çok hazin bir durum ki şimdi o geçmişin mazlumları gelmiş ayni zalim pozisyonunda oturmuşlar. Başkalarını ötekileştiriyorlar. Kendi başlarına gelen, yıllarca iktidardan uzak tutulan adamlar… Bu AK Parti’nin ne kadar değiştiğini gösteriyor. Devlet oldu. Devletin karşısındaki muhalif hareket geldi devletin içine girdi şimdi başkasını ötekileştiriyor. Kendisi o kadar dışlanmıştı ki o kadar aşağılanmıştı ki diğer siyasetçilerden… Bu Ak Parti’nin artık devlet olduğunun göstergesidir. Artık parti olmaktan çıktı.

Ruşen Çakır: Ben bir yazı yazdım görmüşsünüzdür belki. ‘Dün Refah Partisi Bugün HDP’ diye. Ama inanır mısın bu yazıya her iki partinin de taraftarları çok kızdı. Bizi onla nasıl bir tutarsın diye. Hem Refah, AKP’liler kızdı hem de HDP’liler…

Levent Gültekin: Millet kendine bakmadığı için herkes öbür tarafa bakıyor o yüzden. Şimdi böyle bir durum var. 6.5 milyon oy almış bir parti… Türkiye’yi yöneten bir iktidarın 6.5 milyona böyle saygısızlık etmesi ayıp bir şey. Saygısızlık ediyor bir kere. Hani böyle sürekli ötekileştirerek. HDP’lilere terörle irtibatlı diyemeyiz çünkü seçim öncesine kadar beraber oturup kalkıyorlardı. Müzakere yapıyorlardı, Kandil’e gönderiyorlardı, Dolmabahçe mutabakatını beraber yaptılar, barış sürecini beraber yapıyorlardı. Bir de görüyoruz yani HDP başka bir çizgi de götürüyordu uzak durmaya çalışıyordu o işlerden. Bu birinci kısmı. Yani Ak Parti açısından büyük bir ayıp; devlet oldu. Parti değil artık. Sivilliğini kaybetti. Bunun acısını çok ağır ödeyecek bu seçimde. Çünkü Kürtler Ak Partiye sivil olduğu için oy veriyorlardı devlet olduğu için değil. Şimdi devlet var karşılarında artık Ak Parti yok. Böyle gidecek, devlet olarak, seçime.

İkinci kısım; ben CHP ve MHP’nin seçim hükümetine katılmamasını çok yanlış buluyorum. Özellikle de CHP’ninkini çok yanlış buluyorum. Bir stratejiye dayandığına da inanmıyorum. Türkiye alev almış yanıyor, karşımızda bir cumhurbaşkanı var, tuhaf işler yapıyor, kural tanımıyor, anayasa tanımıyor… Şimdi böyle bir durumda adamın kucağına bırakıyorsun hükümeti. Halbuki orada imkan ne veriyorsa ucundan köşesinden koparması gerekiyor…

Ruşen Çakır: Orada ama şöyle bir husus da var sanki sıra kendilerine gelmiş olmasına rağmen… Kılıçdaroğlu’nun görevlendirmediğini…

Levent Gültekin: O başka…

Ruşen Çakır: Ona tepki olmuyor mu?

Kadri Gürsel: O bir cezalandırma aracı

Levent Gültekin: Ama öyle tepki olmaz ki.

Kadri Gürsel: AKP’yi cezalandırma. Duygusal bir tavır. Problemli tabi ki…

Levent Gültekin: Bence çok yanlış bir şey. “Bana görev vermedin”in cezası başka bir şey olur. Ben CHP’nin yerinde olsaydım çıkar derdim ki: Bak anayasayı ihlal ediyorsun, teamülleri bozuyorsun, senin başına o sarayı yıkarız! Hakkımızı vereceksin yedirmeyiz… Misal söylüyorum. Şimdi o başka. Onu yapmıyorsun, küstüm oynamıyorum diye buradan tepkini koyuyorsun bu olmadı, doğru bir şey değil.

Türkiye’nin şu anda… Herkes Erdoğan’ın elinde rehin durumda. Çok öngörülebilir bir durumu var Erdoğan’ın. Aslında ne yaptığını biliyoruz, görüyoruz. Mesela hepimiz yazdık, çizdik, konuştuk. Dedik ki, Erdoğan HDP’yi baraj altında bırakmak için çatışma başlatabilir dedik. Yaptı. Oraya kadar götürdü işi. Daha seçimin ertesi günü hepimiz yazdık. Koalisyon kurulmayacak erken seçime gidiyoruz diye.

Ruşen Çakır: Ben koalisyon bekliyordum, yanıldım.

Levent Gültekin: Benim 16 Haziran’da şöyle bir tweetim vardı. Hala duruyor seçim kararı alındığında yayınlayacağım tekrar. “8 Kasım’da erken seçim var. Koalisyon yok. Evinize gidin uyuyun” diye de tweetim duruyor. 16 Haziran’da atmışım o tweeti. Çünkü ben biliyordum içeriden. Tayyip Bey seçim sabahı topladı kendi medyasını ‘Koalisyon yok, erken seçim var, ona göre hareket edin’ dedi. Bitti orada. O kapattı onu.

Ruşen Çakır: Peki, tekrar hükümete dönelim…

Levent Gültekin: Biz aslında Erdoğan’ın ne yapacağını öngörebiliyoruz, her adımını. Yeni bir öngörülebilir durum var. Nedir o? Ben çok tedirginim. Seçim olmayacak diye bir tedirginliğim var. Tabii. Dünkü MHP liderinin yapmış olduğu açıklama az bir şey değil. Olağanüstü hal ilan edelim seçime.

Ruşen Çakır: Davutoğlu net bir şekilde karşı çıktı.

Levent Gültekin: Hiçbir anlamı yok. Göreceğiz bir ay sonra nereye varacağını. Şu anlamda söylüyorum. Girmeyen her partinin yerine teknokrat atanıyor. Dikkat ediyor musunuz dışardan bağımsız bir teknokrat atanacak. Tam Tayyip Bey’in istediği bir hükümet kuruluyor. Teknokrat hükümetini kurmuş, kendisi başkan olarak yukarıda… İçerideki çatışma birazcık alevlendiği zaman şöyle bir şey diyebilir. Diyecektir demiyorum. Gidebilir de seçime. Bir ihtimal olarak söylüyorum. Şu anda ülkenin durumu çok kötü. Tam de Devlet Bahçeli’nin dediği gibi bir erken seçim burada iç savaşı şey yapabilir. Bu var olan hükümetle biz bir yıl gidiyoruz!

Ruşen Çakır: Turizm bakanı HDP’den…

Kadri Gürsel: Ama tabi bu bir darbedir…

Levent Gültekin: Zaten darbeyi yaptı ki. Yapmadı mı?

Kadri Gürsel: Şimdi…

Levent Gültekin: İkinci adımı atarsa… Darbeyi yaptı demedim mi? Sistem bozuldu bitti…

Kadri Gürsel: Bakın, bu fiilen sistem değişmiştir demenin aslında siyasi bir değeri var. Bunu yapmanın aslında idari bir değeri var. Burada basbayağı bir darbe yapıyorsunuz aslında. Bunun tartışılır bir yanı yok.

Ruşen Çakır: Varsayım olarak…

Kadri Gürsel: Bunun anayasada hiçbir karşılığı yok. Neticede sistem fiilen değişmiştir demek bir mülahaza, bir yorum aslında. Bunu söylemenin, kişinin eğilimlerini, siyasi kültürünü varsayımlarını yansıtmasından öte çok fazla anlam ve değeri yok. Sistem açısından yok. Bu ülkeyi tarafsız ve sorumsuz konumdan yönetme iddiasında olmanın anayasa ve diğer tüm yasalar ortada dururken tuhaflığını ortaya koyuyor. Ama bu dediğiniz şey açıktan gayri meşrudur.

Levent Gültekin: Ne meşru ki? Anayasa yok. Anayasa rafa kaldırılmış…

Ruşen Çakır: Hipotez olarak kenara koyalım devam edelim…

Kadri Gürsel: Anayasanın işine gelen tarafını uyguluyor gelmeyen tarafını uygulamıyor.

Levent Gültekin: Bu da gelmeyecek onu söylüyorum. Şu anlamda söylüyorum. Olabilir de olmayabilir de. Çok zor olabilir. Ama şunu kabul etmemiz gerekiyor…

Kadri Gürsel: Bu tabi hipotez ama cehennem senaryosu. Aslında Türkiye’nin işleyen bir rejim olmaktan çıkması demek. Bırakın demokrasiyi, demokrasi zaten tartışılır durumda.

Levent Gültekin: Kadri Bey, ben şu anlamda söylüyorum. Tayyip Bey kafasına koyduğunu yapıyor ve engelleyecek hiçbir odak yok. Hiç kimse bir şey yapamıyor. Tekrar edeyim. Muhalefet partileri sadece Tayyip Bey’in yaptığına tepki gösteriyorlar. Engelleyici bir durumları yok. Olmadığı için de diyelim ki yarın çıktı dedi ki, Allah muhafaza bundan korkuyoruz, doğudaki o çatışmalar yayıldı, büyüdü, ilerledi çünkü her gün bir ilçede olağanüstü hal ilan edip basıyorlar yerle bir ediyorlar, oradaki insanları perişan ediyorlar çıkıyorlar. Şu an doğuda yaşananlar, siz daha iyi bilirsiniz, Suriye’nin ilk iki ayı. İlk iki ayında olanlar oluyor. Aynı idi. Şam basardı bir ilçeyi. O bölgede teröristler var diye harap eder çıkardı oradan. Gücünü gösterirdi. Şu an biz aynısını yaşıyoruz o bölgede. Varto, Silvan, Cizre teker teker düşürülüyor. Fotoğraflara bak Varto’nun haline bir Suriye görüyorsun oraya baktığında. İnşallah bu büyümez. Ama bizim karşımızda çatışmanın kaosun yükselmesinden varlığını sürdürecek bir zihniyet var. Oradan yürüyor. Şimdi bu adamı kim engelleyecek? Muhalefet partileri engelleyemiyor. Öyle bir şey olsaydı zaten kendisine hükümeti kurma görevi almayı bilirdi.

Kadri Gürsel: Seçim olmaz diyorsunuz.

Levent Gültekin: Hayır bir süreliğine diyorum.

Kadri Gürse: Olmayabilir diyorsunuz. Seçimin olmaması ihtimalini doğuran şey nedir? İktidarın, AKP’nin daha doğrusu, bir kez daha çoğunluğu elde edemeyeceğinin ayan beyan açık seçik  görülmesi ve daha fazla oy kaybına uğrayacağının artık ölçülebilir bütün yöntemlerle öngörülebilmesi… Bu ondan sonra bir hipotez olarak konuşulabilir ama seçimin ertelenmesi… Türkiye hangi şartlarda seçim yaptı? 70’lerde Türkiye hangi şartlarda seçim yaptı? Bunları bir hatırlayalım.

Levent Gültekin: Ben tekrar edeyim. Yüzde yüz böyle olur demiyorum. Bir ihtimal olarak koyuyorum.

Kadri Gürsel: Aslında bu bir tartışma değil şu an için. Fakat böyle bir riskin var olup olmadığının bile şu an bence tartışılması sakıncalı.

Ruşen Çakır: Sorular da geliyor bu arada. Tam da senin söylediğine yönelik Levent. CHP ve MHP niye seçim hükümetine girip AKP’nin elindeki devlet gücünü azaltmıyor?

Levent Gültekin: Aynen öyle söylüyorum. Bir de başka bir şey daha söyleyeceğim. HDP’ye bakanlık vermeleri iki ay, çok zaten işlevsel bir şey değil. Yani müsteşarın değişemez, genel müdürün değişemez başka bir şey yapamaz. Çok sembolik bir şey. Ama yine de diğer partilerin de olması topluma bir rahatlatma verebilirdi. Başka bakanlar da var orda bir paylaşım sağlamış olurdu.

Ruşen Çakır : Burada bir soruyu daha sorayım. HDP seçim hükümetinde olmayıp AKP’yi yalnız bırakması daha mı doğru olur?

Levent Gültekin: Hayır niye böyle bir şey olsun? Niye insanlar hakkından vazgeçsin?

Kadri Gürsel: Sadece HDP değil. Şimdi burada ben CHP’nin de biraz MHP’ye bakarak hareket ettiğini düşünüyorum.

Levent Gültekin: Bence de.

Kadri Gürsel: CHP de bence MHP’yi muhalefette yalnız bırakmamak için hareket etti. Çünkü bu ilk defa olacak böyle bir şey bildiğim kadarıyla. Yok bizim çok partili rejim tarihinde…

Levent Gültekin: Yok herhalde. Cumhuriyette ilk defa oluyor değil mi?

Kadri Gürsel: İlk defa oluyor. Dolayısıyla halk bu hükümeti nasıl algılayacak? Mesele bu. Dolayısıyla, şimdi MHP’nin muhalefette olduğu ve bu seçim hükümeti döneminde olan biten bütün olumsuzlukların sanki MHP’ye artı puan olarak kaydedileceği bir düzlemde yer almak istemiyor. Bir taraftan çatışma var. Bu çatışma olmasa bence CHP bunu değerlendirebilirdi.

Ruşen Çakır: Bunu tam sorayım Levent’e. Diyor ki bir izleyicimiz. Periscope’un bu güzelliği var anında geliyor her şey, tabi Semih ve Hale sağ olsunlar onlar yardımcı oluyorlar bize. Partiler için seçim hükümetinde olmak mı yoksa dışarıda kalmak mı daha fazla avantaj sağlar?

Levent Gültekin: Biz şu an da partileri düşünmüyoruz. Şu an Türkiye büyük bir felakete sürükleniyor. Yangın… Bir masa düşün. Şu masanın şurasında yangın başlamış. Görüyoruz değil mi? Orada her gün insanlar ölüyor ve orada bir çatışma kargaşa… Şimdi böyle bir durumda partilerin çıkarını düşünemeyiz. Türkiye’nin çıkarını düşünmemiz lazım. Bu HDP’ye yarıyor mu? Bu MHP’ye yarıyor mu? Bu CHP’ye yarıyor mu? Bu Ak Parti’ye… Böyle bir şey konuşamayız. İnsanların bir araya gelip bu yangını durdurup “Erdoğan’ı nasıl durdurabiliriz?”in hesabını yapması gerekiyor. Erdoğan’ın  durdurulması gerekiyor. Yani Kadir Bey bu darbe olur diyor  ya. Erdoğan darbe yapmış. Bu toplum bir türlü anlamıyor. Darbe yapmış ben yönetiyorum diyor. Yüzde 52 ile aldım, adam koalisyonu engelledi, ikinci partiye hükümeti kurma görevi vermedi ve çıktı dedi ki… Bakın aslında bir şey söyleyeceğim. Erdoğan devleti ortadan kaldırdı. Kendisi Rize’de söylemiş olduğu cümle ile devleti ortadan kaldırdı ve şimdi doğudaki insanlar, PKK da şey diyor, tamam kaldırdın orası sana istediğin gibi ben de hazır “de facto” bir durum yaratayım. Yani cümlesi darbeydi ya. Dediler ya sistem artık değişmiştir hukuki altyapısını hazırlayın dediği cümle, bu darbe. Yaptı onu uyguluyor zaten. Ters bir şey yok.

Kadri Gürsel: Bakın anayasanın ve hukukun dışına çıkmak tek başına darbe düzenlemek için yeterli değil. Ama o dediğiniz varsayım gerçekleşirse bunun darbe olmadığını kimse iddia edemez.

Ruşen Çakır: Seçimin yapılmaması ihtimalini bir kenara koyalım. Yapılıyor diyelim.

Levent Gültekin: Büyük ihtimal yapılacak da ben ihtimal olarak söyledim.

Kadri Gürsel: Otoriter ve keyfi bir yönetim eşittir darbe anlamına gelmiyor.

Ruşen Çakır: Peki devam edelim. Bu haliyle teknokratlar artı birkaç tane HDP’li ve muhtemelen Davutoğlu’nun başbakan olacağı bir hükümetle seçime gidilme durumunda Türkiye nasıl girer bu seçime?

Levent Gültekin: Çok tehlikeli. Yani doğuda ne olacak, çatışmalar devam edecek mi? Bence edecek. Şu anda durması için bir neden yok. İktidar çatışmaları durdurma taraftarı değil. Mesela bugün 15 tane baro başkanı toplanmışlar Öcalan’a gidelim, çağrı yapalım çatışmayı durduralım diye. Görüşme izni vermemiş.  Ama biz geçmişten çok hatırlıyoruz ki hükümet her başı sıkıştığında Öcalan’ı devreye soktu. İşi durdursun diye.

Ruşen Çakır: Şu anda başını sıkışık görmüyor olabilir.

Levent Gültekin: Ama ölüyor. Şehirler gidiyor. Anlatabiliyor muyum? Abluka altına alınıyor bir ilçe. Sonra yerle bir ediyorlar, dönüyorlar. Hükümet niye görmüyor? Bu ortamda gitmek istiyor. Oradaki toplum, oradaki insanlar geçmiş barış sürecinden aldıkları tadın kıymetini bilsinler ve dönsünler; Ak Parti’ye vermedik oyumuzu, HDP’ye verdik barış süreci bozuldu, hayatımız perişan oldu desinler diye. Bunlar şimdi uyguluyor. Ne kadar sürer bilmiyorum. Seçim sürecindeki kampanyalar konuşmalar, biliyorsunuz ne kadar tehlikeli. Ötekileştirme, kavgacı üslup…

Ruşen Çakır: Özellikle 7 Haziran öncesinde HDP’ye yönelik batıdaki saldırılar o haliyle ne idi şimdi herhalde HDP batıda…

Levent Gültekin: Buradan baktığımızda çok tehlikeli bir durumla gidiyoruz. Bu durur mu durmaz mı onu bilmiyoruz. Ama seçime gidersek, geçen sefer de söylemiştim hala aynı şeyi söylüyorum, Ak Parti dersini alacaktır.

Ruşen Çakır: Peki, bir soru var. Diyorlar ki yorumlarınız çok Erdoğan odaklı değil mi? Türkiye’de güçlü başka aktörler de var demiş…

Levent Gültekin: Kimmiş güçlü aktör? Türkiye’de Erdoğan’dan başka şu anda biri var mı? Doktor o, savcı o, hakim o, polis o, jandarma o, asker o, muhtar o, filmci o, sinemacı o, hepsi o. Yani adam hayatımızın odağına oturmuş. Mecburen onunla ilgili konuşuyoruz. Koalisyona o karar veriyor yapılıp yapılmayacağına da, erken seçime de o karar veriyor. Keşke başka odaklar olsaydı

Ruşen Çakır: PKK diye bir yorum gelmiş….

Levent Gültekin: PKK bir odak değil. Bence PKK bütün bu işlerde edilgen pozisyonunda. Devlet isterse çatışma PKK çatışmada, devlet isterse barış PKK barışta. PKK’nın kendi başına hiçbir şey yaptığı yok.

Bunlar da ilginizi çekebilir:
  • Erol Altan

    ses kalitesi çok kötü…yaka mikrofonları olsa daha iyi olur galiba?

  • Murat Batmaz

    ses! sessss!!