Medyascope.tv

Olayların Gidişi - Ruşen Çakır

Tanıdığım Kadri Gürsel

Merhaba iyi günler. Bugün Kadri Gürsel’den bahsetmek istiyorum. Kadri Gürsel’i anlatmak istiyorum. Bunun birçok nedeni var. Öncelikle şunu söyleyeyim. Pazartesi yapılan operasyonda Cumhuriyet Gazetesi’nden gözaltına alınanlardan birisi Kadri Gürsel. Kadri’yle ilgili bir şeyler söylüyor olmam, anlatıyor olmam diğerlerine haksızlık anlamına kesinlikle gelmemeli. Sadece Kadri’yi çok yakından tanıyan birisi olduğum için ve onun sadece ve sadece gazeteci olduğu için gözaltında olduğuna emin olduğum için anlatmak istiyorum.

Şu çok önemli: Bu tür olayları kanıksamamız ve gözaltına alınan, tutuklanan insanları unutmamız isteniyor. Bunlar doğalmış gibi davranmamız isteniyor. Bunu yapmamamız lazım. Sürekli gündemde tutmaya çalışmamız, gündemde tutmamız lazım. Onların haksız yere tamamen anti-demokratik bir şekilde, basın özgürlüğüne aykırı bir şekilde gözaltına alındıklarını ya da tutuklandıklarını söylememiz gerekiyor.

Daha önce 15 Temmuz sonrasında Gülen Cemaati’ne yönelik medya operasyonuyla ilgili burada birkaç yayın yaptım. İzleyenler biliyorlardır. Orada da gözaltına alınan, sonra büyük çoğunluğu tutuklanan gazeteciler konusuna değindim. Bunların tamamen basın özgürlüğüne aykırı olduğunu vurguladım. Tanıdığım insanlar hakkında da, özel olarak tanıdığım insanlar hakkında da benzer şeyler söyledim.

Kadri’ye gelecek olursak, Kadri’yle biz 1972 yılında tanıştık. Yani 44 yıl. Geçen bir tweet’te 42 yazdım. Ben bile artık o kadar olduğunu kaçırmışım. 44 yıl önce Galatasaray Lisesi’ne beraber girdik, aynı yıl girdik. Ortaköy’deki hazırlık binasında ikimizin de aileleri İstanbul’da olmasına rağmen yatılı okuduk. Hiçbir zaman aynı sınıfta okumadık Kadri’yle. Hep aynı dönemdeydik ama ayrı sınıflarda okuduk. Sınıf farklılıkları yani ayrı sınıflarda olmak yakınlığı biraz engelliyor normal şartlarda. Ama yatılı olduğumuz için o engeller de büyük ölçüde ortadan kalkmıştı. Ama asıl önemli olan yanılmıyorsam 77 yılında Kadri’yle tanış olmanın, dönem arkadaşı olmanın dışında kelimenin gerçek anlamıyla yoldaş olduk. Yani aynı sol hareket içerisinde birlikte yer aldık. Devrimci gençlik hareketi içerisinde birlikte yer aldık.

O tarihte Galatasaray Lisesi’nde sol içerisinde yer alan çok sayıda ortaokul lise öğrencisi vardı. Değişik gruplardan ama esas olarak biz Dev-Genç’liler ve Türkiye İşçi Partililer vardı. Kadri bizim içimize duygularıyla, arkadaşlarına özenerek ve genel atmosferin etkisiyle gelmeyen tek kişiydi. Hiç unutmam, araştırdığını, incelediğini ve okuyarak solcu olmaya karar verdiğini söylemişti. Benim bildiğim tek örnektir. Çok kişi o tarihte sola bizlerle beraber hareket etmeye gelmişti. Kadri okuyarak, araştırarak geldiğini söyleyen tek kişiydi.

Zaten Kadri’nin hayatı böyledir, onu tanıyanlar bilir. Kadri yaptığı her işi çok ciddiye alan, önemseyen, çok çalışan biridir. Örneğin onun yazılarını yazması başlı başına bir serüvendir. Ve bu anlamda da Kadri aslında evrensel anlamda da, geleneksel, bildiğimiz konvansiyonel gazeteciliğe çok yatkın, çok uygun birisiydi. Sonra şöyle bir şey oldu: Kadri 12 Eylül darbesinden kısa bir süre önce tutuklandı, bayağı bir hapis yattı. Ben 12 Eylül’den sonra hapis yattım. Kadri benden önce girmesine rağmen benden sonra hapisten çıktı. Yaklaşık 3 yıl hapis yattı. Ve çıktıktan sonra sürgüne yollandı. Kayseri’ye sürgüne gitti. Daha sonra avukatları aracılığıyla Kayseri’den sürgününü Ankara’ya nakletti.

Ve Ankara’da 1986 yılında Yeni Gündem dergisi, ki o dönemde sol hareket içerisinden Birikim çevresinin çıkardığı bir haber dergisiydi, çok parlak bir dergiydi. Maalesef bir süre sonra kapanmak zorunda kaldı. Kadri orada gazeteciliğe başladı. Yeni Gündem’den sonra Ankara’da Fransız haber ajansında çalışmaya başladı Kadri. Orada çok önemli deneyimleri oldu. Yabancı basının disiplininden de geçti.

Çok açık söyleyeyim, hemen hemen bütün gazetecilik camiasını tanıyan birisiyim, şu an Türkiye’de evrensel anlamda kriterlere uygun gazetecilik nosyonuna, birikimine sahip, ya da diğer bir deyişle dünyanın hangi köşesine koyarsanız koyun orada gazetecilik yapabilecek az sayıdaki insandan biridir Kadri. Agence France-Presse’de çalışmasının bir etkisi de muhakkak olmuştur.

1995’te Irak’taki Türk Silahlı Kuvvetleri’nin PKK’ya karşı Irak’ın kuzeyindeki operasyonu izlemek için gittiğinde Reuters ajansının foto-muhabiri Fatih Sarıbaş’la beraber PKK Kadri’yi kaçırdı. İkisini birden kaçırdılar. 26 gün Türkiye’nin içerisinde dağda dolaştırdılar ve daha sonra serbest bıraktılar. Bazı insanlar hâlâ görüyorum sosyal medyada da yeni, bunun bir düzmece olay olduğunu iddia ediyorlar. O zaman çok iddia ettiler, hatta savcılar bile iddia etmişti. Bu insanların Kadri’yi hiç tanımadıkları anlaşılıyor. Kadri hayatta böyle bir şey yapmayacak birisidir. Haber için düzmece şeylere itibar etmeyecek birisidir. Hele PKK gibi bir yapıyla böyle bir işbirliğine o tarihte girişebilecek belki de en son gazetecilerden birisidir. Ondan sonra çok iyi bir kitap yazdı “Dağdakiler” diye, o geçirdiği günlerle ilgili. O dönemde çok satmıştı, çok ilgi görmüştü.

Kadri’nin belki de gazetecilik hayatında en önemli isimlerden birisi Ergun Balcı’dır. Cumhuriyet Gazetesi’nin dış haberler şefi, efsanevi biriydi rahmetli Ergun Balcı. Gerçekten artık örneğini pek görmediğimiz türden. En son Nail abi vardı hayatını kaybetti. O tür gazetecilerden, habercilerden birisiydi. Kadri hep hatırlıyorum çok şikayet ederdi ama ondan çok şey öğrenmiş birisidir. Cumhuriyet dış haberlerden sonra Güneş Gazetesi, Sabah Gazetesi ve nihayet Milliyet Gazetesi’yle yoluna devam etti. Köşe yazmaya başladı Milliyet Gazetesi dış haberler şefliğinin belli bir aşamasından sonra. Ve onun köşeleri her zaman için gerçekten Türkiye ortalamasının üstünde olmuştur. Bunu gerek içerideki etkili kesimlerde yaptığımız sohbetlerden anlamak mümkündü, bir de özellikle Türkiye’yi takip eden yabancılar için Kadri çok önemli bir referanstı. Onun yazılarının çok ciddi bir şekilde okunduğunu biliyoruz.

Kadri’nin başına bu işin gelmesinin tek nedeni, gazeteci olması ve iyi gazeteci olması. Tabii ki Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarıyla mesafeli hatta ona karşı. Dolayısıyla AKP de demeyelim, Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidarına karşı bir gazeteci olmasıdır. Bir dönem, yakın bir döneme kadar Kadri televizyonlara çıkabiliyordu. Ve ana akım medyada tartışmalarda aranan bir isimdi. Karşısına hükümet, siyasi iktidar yanlısı çıkan her türden gazeteci, araştırmacı, şu bu insanların gerçekten durumları hazin oluyordu. Bu çok net bir şekilde gözüküyordu. Hatta Kadri bazı durumlarda, bazı yayınlarda onları bayağı ,gerçek anlamıyla, fiil bu: ezerdi. Bunun da hesabının şimdi sorulmak istendiği çok açık.

Şöyle söyleyebiliriz: Aslında bu Kadri gözaltına alındığından itibaren hep aklımda olan bir cümle. Çok sert bir cümle belki ama doğru olduğuna inanıyorum: bükemedikleri bileği kırmaya çalışıyorlar. O kırılacak bir bilek değil. Yaklaşık 3 yılını cezaevinde geçirmiş, 12 Eylül döneminde geçirmiş, işini çok ciddiye alan, yaptığı işi çok ciddiye alan ve ülkesini de çok ciddiye alan, çok önem veren birinden bahsediyoruz. Tamamen meşru sınırlar içerisinde hareket eden birisinden bahsediyoruz. O anlamda Kadri Gürsel gibi bir gazetecinin herhangi bir gayrı meşru ilişkisini, haber kaynaklarıyla ya da başkalarıyla bulmak imkansızdır.

Çok uğraştılar, çok yaftalar yapıştırmaya çalıştılar. Ama bunların hiçbirisinin tutma imkanı yok. Burada şimdi arkadalar gösteriyor, burada stüdyoda normal şartlarda, en son Cuma günü Güne Bakış’a konuk olmuştu Kadri. Bizim özellikle Açık Oturum’larda düzenli bize katkı veren bir arkadaşımızdı. Ve normal şartlarda kendisiyle sözleşmiştik, yarınki Açık Oturum’un konuklarından birisi Kadri olacaktı. Buna izin vermediler ama eminim bir sonraki haftanın ve bundan sonra Medyascope’un faaliyetlerine dahil olacak. Zaten kendisi bizim yayın kurulu üyemiz. Medyascope’a danışmanlık yapıyor. Cumhuriyet Gazetesi danışmanlığından önce meydascope’ta fahri de olsa böyle bir şey üstlenmişti.

Çok uzatmaya gerek yok aslında. Şunu biliyoruz, herkes biliyor, Kadri Gürsel gibi isimlerle sahte iddialarla, “aslında şunu ima etmişti, şu yazısında şöyle mesajlar vermek istemişti” gibi şeylerle uğraşmak akıl kârı değil. Sözünü bu kadar açıktan söyleyen birine bunu yapmak mümkün değil. Medyascope’ta yaptığımız yayınlarda söyledikleri ki, onlardan bazılarını biliyorsunuz kısa klipleri olarak da yayınlıyoruz. Kadri’nin oradaki söylediği her şey çok açık, net. İmalı söz söylemeye ihtiyacı olmayan, söylediklerinden emin olan bir gazeteciden bahsediyoruz. Ve durduğu yere sağlam basan, tamamen meşru zemin içerisinde, basın özgürlüğü sınırları içerisinde kalan bir gazeteciden bahsediyoruz. Dolayısıyla böyle bir gazeteciye yönelik suçlamaların aslı astarı olması kesinlikle mümkün değil.

Bunu bir kefalet gibi görmemek lazım. Yani Ruşen Çakır çıkıyor Kadri Gürsel’e kefil oluyor, böyle bir şey yok. Zaten bunun anlamı da yok. Çünkü dün Kadri, bugün belki ben, yarın başka birisi. Türkiye bu anlamda maalesef zincirlerinden kopmuş durumda. Kimsenin kimseye kefil olacak hali yok. Ama herkesin, insanların Türkiye’de demokrasiyi, özgürlükleri, temel hak ve özgürlükleri, insan haklarını savunan herkesin birbirine sahip çıkma zorunluluğu var. Bu bir kefalet değil, bir sahip çıkma, dayanışmadır. Ve 44 yıllık bir tanışın ve bu 44 yılın uzun bir süresi beraber geçmiş bir dostun yanında durmadır.

Kadri hakkında konuşuyor olmak, diğerlerinin suçlu olabileceği vesaire, böyle bir şey kesinlikle yok. Cumhuriyet Gazetesi operasyonunda, Pazartesi yayınında da söyledim, tanıdığım Murat Sabuncu, Aydın Engin, Turhan Günay, birçok ismi biliyorum. Bazılarını çok yakından biliyorum, bazılarını uzaktan biliyorum. Burada yapılmak istenen tamamen çok net bir şekilde siyasi iktidara aykırı bir sesin susturulmak istenmesi ve kendilerince bir açık yol bulmuş sanıyorlar kendilerini anladığım kadarıyla. O da Cumhuriyet’te vakıfta yaşananlar ve vakıf yönetiminden şikayetçi olan 2 ismin davada tanık olarak görüşlerine başvurulacağı söyleniyor. İşin o kısımlarına çok fazla girmek istemiyorum. Çünkü o Cumhuriyet’in kendi içindeki bir mesele, çok fazla speküle etmek istemiyorum.

Bir dönem, çok kısa da olsa bir dönem Cumhuriyet Gazetesi’nde ben de çalıştım. Ama bunun dışında Cumhuriyet Gazetesi’nin çok eskilerde, yakın zamanda çok okuduğumu söyleyemem, internette daha çok bakıyorum. Ama bir zamanlar kendi kültürümüzü, kimliğimizi inşa etmemizde, Türkiye’de bizler gibi sol çevrelerden yetişen insanlar için Cumhuriyet Gazetesi’nin yeri apayrıdır. Bütün eleştirilerle birlikte, bütün tartışmalarla birlikte Cumhuriyet Gazetesi markadır. Çok önemlidir, katkıları herkese, tüm ülkeye ama bizlere katkısı çoktur. Bu anlamda da hayatının bir dönemini daha önce Cumhuriyet’te geçirmiş olan ve şimdi Cumhuriyet’te en son yoluna devam eden Kadri Gürsel’in de tek Türkiye’ye katkısı çok.

Bu insanlar aldıklarından fazla veren insanlar. Bunun altını özellikle çizmek istiyorum. Bu insanlara kimsenin kötülük etmeye hakkı yok. Gerçekten dünyanın her yerinde, buradaki standartların çok üzerinde yaşayabilecek insanlardan bahsediyoruz. Büyük bir çoğunluğu böyle. Kadri özellikle böyle. İstese çok rahat bir şekilde Fransa’da, Amerika Birleşik Devletleri’nde, İngiltere’de çok daha, en azından güvenlikli bir şekilde kendi hayatını, ailesinin, eşi Nazire ve oğlu Erdem’in hayatını sürdürebilirdi. Ama burada kalmış birisinden bahsediyoruz. Çıkmaları çok kolay olan ama kalan birilerinden bahsediyoruz.

Hepimiz aslında bir şekilde o eski faşist sloganın yeni bir versiyonuyla karşı karşıyayız: “Ya sev ya terk et” sloganıyla. Ama ortada şöyle bir sorun var: Biz seviyoruz. Sevdiğimiz için terk etmiyoruz. Birileri bizi sevmiyor diye bu ülkeyi terk etme gibi bir duygu içerisinde değiliz. Kadri, Aydın Engin, Turhan Günay, Murat Sabuncu bunun son örnekleriyle. Daha önce içeriye alınmış olan Mehmet Altan, Ahmet Altan, Şahin Alpay, Ali Bulaç, Ahmet Turan Alkan ve başkaları, hepsi bunun örnekleriydi. Bu insanlara yapılan kötülükler Türkiye’ye yapılan kötülüklerdir. Bu insanlar kalemleriyle, artık kalem pek olmuyor ama kalem diyelim, kalemleriyle, fikirleriyle, haberleriyle, yorumlarıyla var olan insanlardır. Onların cezalandırılmak istenmesi fikrin, haberin, düşüncenin cezalandırılmak istenmesidir. Bu da Türkiye’nin çok büyük bir ayıbıdır.

En kısa zamanda Kadri’yi bu stüdyoda tekrar konuk etmek dileğiyle. Kendisine çok geçmiş olsun diyorum. İnşallah bir an önce aramıza kavuşacaklar hepsi birlikte. Sizlere de bizi izlediğiniz için, benim bu konudaki, Kadri’yle ilgili tanıklığımı izlediğiniz için sizlere de çok teşekkür ediyorum. İyi günler.

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Bunlar da ilginizi çekebilir: