Kim FETÖ’cü kim değil?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

 

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler. 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından Türkiye’de bir FETÖ avı başladı. Yüzlerce değil binlerce kişi işlerinden oldu. Kurumlara el kondu, kapatıldı. Tutuklular var ve sayı her gün artıyor. Yeni yeni isimler ekleniyor. Bazıları yanlışlık olmuş deyip görevlerine iade ediliyor, ama en son kararnamede olduğu gibi görevlerinden uzaklaştırılanların sayısı iade edilenlerin kat kat üstünde. Bu nerede duracak belli değil; ama şunu söyleyebiliriz ki, FETÖ’cü olmak, yani Fethullah Gülen Cemaati’yle işbirliği yapmak ya da onun üyesi olmak ya da yöneticisi olmak –değişik kademeleri var– Türkiye’de çok önemli bir suç ve insanların gelecekleri büyük ölçüde buna bağlı. Dolayısıyla tıpkı Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, yani orada komünizmle olduğu gibi, FETÖ’cü olmak da herkesin uluorta başkalarına yapıştırıverdiği bir suçlama olabiliyor.

En cevval davrananların saklamak istedikleri bir şeyler oluyor

Bu konuları uzun süredir izleyen bir gazeteci olarak, Fethullah Gülen Cemaati’ni yaklaşık 30 yıldır anlamaya ve anlatmaya çalışan bir gazeteci olarak ve son dönemi de, Cemaat-Hükümet savaşını da yakından izlemeye çalışan bir gazeteci olarak birkaç gözlemimi sizle paylaşmak istiyorum. Bunlardan bir tanesi, birincisi –aslında çok genel bir kuraldır, bu da bunun Türkiye uyarlaması– kim bu süreçte en cevval bir şekilde ortaya çıkıyorsa, onun –hep olmasa bile– genellikle saklamak istediği bir şeyler çıkıyor.

En son örneğini Beytüşşebap Kaymakamı Kadir Güntepe olayında gördük. Kadir Güntepe genç bir kaymakam olarak Twitter hesabından HDP milletvekillerine hakaret etti, küfretti, hedef gösterdi. Çok aşırı bir şekilde bütün devlet görevlilerinin hepsinden rol çalarak devletin PKK’ya karşı topyekûn mücadelesinin en ön saflarında kendini ortaya attı ve bu yüzden de belli çevreler tarafından bayağı bir taltif edildi. Ama kendisi Bylock kullanımı iddiasıyla –Bylock, biliyorsunuz, Cemaat üyelerinin kendi içlerinde gizli haberleşmeler için kullandıkları bir uygulama olduğu söyleniyor– gözaltına alındı. Kadir Güntepe’nin bu kadar cevval olmasının herhalde bir nedeni bu Cemaat’le ilişkisi iddialarını bertaraf etmekti, ama edemedi.

Anayasa oylamaları sırasında ilk kez oyunu açık bir şekilde göstere göstere atan milletvekilinin kardeşinin FETÖ’den gözaltında hatta tutuklu olması da şaşırtıcı değildi. Yine aynı şekilde, kendini kelepçeleyen bağımsız milletvekili Aylin Nazlıaka olayındaki saldırgan, AKP’li kadın milletvekillerinden Antalya milletvekili Gökçen Özdoğan Enç’in de Kimse Yok Mu Derneği üyeliği yapmış olduğu ve Cemaat’le yakın bir zamana kadar –en azından 17-25 Aralık’a kadar, belki daha sonrasında da– bayağı yakın ilişkiler içerisinde olması da şaşırtıcı olmadı.

Bir şekilde şunu biliyoruz: AKP içerisinde özellikle siyasi olarak bir Cemaat temizliğinin yapılmadığını biliyoruz. Şu âna kadar genellikle “bizde kimse yok” deniyor. Ve son seçimlerde özellikle, iki seçimde de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın listelerin belirlenmesinde Cemaat konusunda çok hassas olduğu biliniyor. Dolayısıyla “bizde yok” deniyordu. Ancak bir iddiaya göre referandumdan sonra bir temizlik olacak. Ve o temizlik öncesi birileri kendilerini göstermek için, göze girmek için çok cevvalce hareketler edebiliyorlar.

En son bugün bir haber çıktı. Sakarya Valisi Hüseyin Avni Coş’un da diğer dört valiyle birlikte FETÖ soruşturmasında şüpheliler arasına girdiği iddia edildi ki bu çok şaşırtıcı oldu. İçişleri Bakanlığı bu iddiayı yalanladı, Cumhuriyet gazetesinden Alican Uludağ’ın bu haberini yalanladı. Henüz olay yüzde yüz netlik kazanmış değil. Ama şunu biliyoruz: 15 Temmuz Darbe Girişimi sırasında Hüseyin Avni Coş elinde kalaşnikofla darbecilere karşı ortaya çıkarak bir tür efsane isim olmuştu darbe karşıtları için.

Cemaat ile ilişkinin dereceleri

Değişik dönemlerde, değişik kişiler, değişik saiklerle Gülen Cemaati’yle ilişkiye girdiler. Bilerek girdiler. Ve bu ilişkinin değişik değişik yöntemleri var. Şimdiki soruşturmalara baktığımızda da değişik gerekçelerle insanların Cemaat’le, FETÖ’yle ilişkilendirildiklerini görüyoruz. Örneğin Bank Asya’ya para yatırmak, Bank Asya’dan kredi almak, Zaman ve diğer gazetelere abone olmak, Cemaat’in birtakım sendikalarına, derneklerine, vakıflarına üye olmak, yöneticilik yapmak gibi değişik adımlar Cemaat’le ilişki için gösteriliyor. Bazıları tek bir tanesiyle bile Cemaat’le irtibatlandırılabilirken bazıları birkaçıyla birden söz konusu oluyor.

Bu bir kere FETÖ ya da 15 Temmuz Darbesi’ne karşı mücadele perspektifinde bence çok doğru bir uygulama değil. Çünkü bu gazeteler, bu bankalar, bu kurumlar zamanında yasal olarak faaliyet yürüten yerlerdi ve insanların buralarla ilişki kurması yasa teminatı altındaydı. Dolayısıyla bunların yasadışı ilan edildikleri, kapatıldıkları andan sonra, insanlar da zaten, büyük bir kısmı bundan pişman olmuşlardır diye tahmin ediyorum. Ama sırf zamanında yasalarla kurulmuş kurumlara üye oldu, bankaya para yatırdı vs. diye bunların soruşturulması, çok anlamlı gelmiyor bana. Ama hükümetin böyle bir politikası olduğunu biliyoruz. Şu anda mesela Bank Asya’nın açılış görüntüsünü görüyorsunuz. Orada dönemin bütün siyasetçileri Bank Asya’nın açılışında vardı. Buna Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan, Tansu Çiller, hepsi dahildi. Sonradan yollar ayrıldı.

Milat 17-25 Aralık

Hükümet burada bir takvim belirliyor. Hükümetin takvimi 17-25 Aralık. 17-25 Aralık’tan sonra hâlâ bu tür ilişkilerini sürdürenleri suçlu olarak, cemaatçi olarak addetme var. Bence bu doğru değil. Ancak devletin içerisinde önemli görevler üstlenip –vali gibi, kaymakam gibi, emniyet müdürü gibi– bu kurumlarla organik ilişki içerisinde olanların tabii ki sıradan vatandaşlarla aynı muameleye tabi tutulması beklenemez. Çünkü devletin içerisinde belli sorumluluklar üstlenen kişilerin bu kurumlarla olan ilişkilerinde, devlet bilgilerine sahip olmaları ve ona göre hareket etmeleri beklenirdi.

Şimdi birinci gözlemimi tekrar söylemek istiyorum. Beni burada takip edenler bilirler, bunu başından beri söylüyorum: Kim ki Fethullah Gülen olayında, FETÖ olayında çok sert, çok keskin çıkışlar yapıyorsa, onlara her zaman için bir mim koymakta yarar var. Çünkü bu olay böyle aceleyle, gürültüyle yapılacak bir şey değil. Bunu yapanlar ya bir şeyleri gizlemek istiyordur, ya ekstradan göze girmek istiyordur. Ve dolayısıyla darbeye karşı ve darbeci zihniyete karşı mücadelede bu tür keskinliklerin kimseye hayrı olduğunu düşünmüyorum.

İktidar savaşlarının enstrümanı

İkinci olay ise FETÖ suçlamasının iktidar savaşlarında kullanılıyor olması. Şimdi çok net, yeni yaşanan bir olay. Hafta sonu, pazar günü hükümete yakın bilinen birtakım gazetelerin manşetlerindeki bir fotoğraftan hareketle Başbakan Binali Yıldırım’la Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın El Bab şehitlerinden birisinin cenazesini taşıma fotoğraflarının kullanımıyla ilgili olarak bazı gazetelerin algı oluşturduğuna yönelik iddialar ortaya atıldı ve birileri –kendilerini Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakınlıkla tanımlayan birileri– bu gazetelerde yer alan kişileri çok rahat bir şekilde FETÖ’cülükle suçladılar — ki bu öteden beri yapılan bir şey. Pelikan Bildirisi olayında da bunun başka bir versiyonunu görmüştük. Anlaşılan önümüzdeki dönemde çok sıklıkla karşılaşacağımız bir olay olacak bu.

Yani ne oluyor? Şu anda siyasi iktidarın etrafında çok ciddi bir iktidar savaşı var. Özellikle başkanlık sürecine girilmekle beraber bu daha da şiddetleniyor. Şöyle özetleyebilirim: İslami hareketin içerisinden gelen, yıllarca kendilerini bu davanın değişik kademelerinde, siyasette, medyada vs. bu davaların içerisinde yer alan bazı isimler, trene sonradan binen, İslamcılıkla alâkası olmayan, hatta dinle alâkaları bile çok şüpheli olan bazı isimler tarafından tasfiye edilmek isteniyor ve ediliyorlar da. Daha da edileceğe benziyorlar. Ve burada kullanılan en kolay yöntem de FETÖ’cülük.

Aydın Ünal örneği

Çok somut örnek olarak vereyim: AK Parti Ankara milletvekili Aydın Ünal yakın bir zamana kadar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başbakanlığı ve cumhurbaşkanlığı döneminde seçim öncesinde metinlerini yazan ekiplerin başındaki kişiydi. En yakın danışmanlarından birisiydi. Benim de çok eski zamandan beri tanıdığım birisidir. Aydın Ünal Cemaat-Hükümet kavgası daha yeni yeni başlamışken, ilk dershane olayı yaşanırken , –o süreci hatırlamamız lazım, hatırlatmakta yarar var– o süreçte bir savaş gelmekte iken bunun bir savaş olduğunu söyleyenlere karşı –ki bunlardan birisi bendim– her iki taraftan da, Cemaat’ten de, siyasi iktidardan da, hükümet çevrelerinden de nifak çıkartmak ve bu olayı karıştırmakla suçlandılar. “Aslında böyle bir şey yok, çözülemeyecek bir sorun yok, ama siz fitne çıkarıyorsunuz” dendi. Evet fitne ve nifakla suçlandılar. “Yok böyle bir şey” dedi birçok kişi. Her iki tarafın da önde gelen, arkadan gelen her türlü insanı bunu yaparken, o dönem çok şaşırtıcı bir şekilde, özellikle sosyal medyada –ki o dönem Yeni Şafak’ta yazmıyordu- Aydın Ünal Cemaat’e karşı en açık, net, sert çıkışları yapan kişiydi. Bu tartışmayı kimse konuşmazken, “Aslında kardeşler arasında, dostlar arasında böyle şeyler olur, biz bunları aşarız” teması hâkimken, Aydın Ünal ve birkaç kişi daha, bir avuç kişi bunun bir savaş olduğunu, Fethullah Gülen ve cemaatinin ihanet içerisine olduğunu söyleyen kişilerdi. Şimdi bir bakıyoruz, o dönemde hiçbir şekilde gözükmeyen, ortaya çıkmayan, belki de olayı anlamamış, –olayı anlamamış derken bu sözünü ettiğim kişiler garip bir şekilde idrak konusunda, muhakeme konusunda çok zayıf, çok geri kişiler, suçladıkları kişilerle kalite anlamında kıyaslanamazlar bile– bu kişiler ortada yokken birileri ortaya çıkıyor.

Şimdi aradan iki sene geçiyor, üç sene geçiyor ve o dönemde, en zor dönemde Cemaat’e karşı en açık ve net duruşu alan kişilere durup dururken FETÖ’cü gibi suçlamalar yapabiliyorlar. Ve işin ilginç tarafı da bu: Kazanıyor gibiler.

Tasfiye süreci

Şimdi burada iş iyice değişiyor. Artık FETÖ meselesi, Cemaat meselesi, darbeci bir zihniyete karşı mücadele, Türkiye’de paralel bir devlet yapısını temizleme olayını aştı. O bir şekilde sürüyor. O olayı aştı. Tamamen bir enstrümana dönüştü. Ve bugün birileri önlerine çıktığını düşündüğü kişileri tamamen tasfiye için, etkisizleştirmek için FETÖ suçlamasına başvuruyorlar. FETÖ suçlaması da öyle bir suçlama ki, dediğiniz zaman karşı taraftakine yapışıp kalabiliyor. İstediği kadar karşı taraf kendisinin öyle olmadığını anlatmaya çalışsın, bu kişiler hele bir de güçlerini siyasi iktidardan alıyorlarsa konumları itibariyle, kullandıkları mecra itibariyle etkili olabiliyorlar.

Bundan herhalde en çok Fethullah Gülen memnundur. Olayın bu derece yozlaşmasından ve sulanmasından en çok o memnundur. Bu gidişat kesinlikle iyi bir gidişat değil. Ama şunu da söylemekte fayda var: Bu olay bize gösteriyor ki önümüzdeki dönem siyasi iktidarın içerisindeki ya da etrafındaki iktidar kavgalarının giderek daha da sertleşeceği, çok ciddi tasfiyelerin olacağı bir dönem yaşayacağız. Ve buradan dönüp tekrar benim yaklaşık iki hafta önce dile getirdiğim, Türkiye’de İslamcılığın büyük iflası olayına geliyoruz.

Ortada bir İslamcılık vs. kalmadı ve tamamen bir iktidar savaşı var. Bu iktidar savaşında da genellikle tasfiye olanlar, etkisizleştirilenler, hâlâ İslamcılığın birtakım değerlerine sahip çıkmak, birtakım duruşlarına sahip çıkmaya çalışan insanlar oluyor. Ve bu insanlar çok uluorta suçlamalarla tasfiye ediliyorlar. Sayıları giderek artıyor.

Ama şunu tekrar söyleyeyim, daha önce de söyledim: Bugün bu tasfiyeyi yapanlara da sıra yarın kesinlikle gelecek. Çünkü Türkiye bu tür çapsız kişiler tarafından yönetilmeyecek kadar büyük bir ülke. Onların çapı bunu kaldıramayacak. Bunun varacağı yer sonuçta Türkiye’de şu an varolan iktidarın altındaki zeminin kayması olacak. Ne kadar zaman alır, onu kestirmek mümkün değil. Ama şu yaşanan bütün gelişmeler, adım adım yaşanan gelişmeler FETÖ olayının iktidar-içi savaşta bir enstrümana dönüşmüş olması vs., bu siyasi iktidarın kendini yenilemede, yeniden üretmede ne kadar zorlandığını gösteriyor. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus