Jeffrey D. Sachs: Üç Trump

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

New York’ta Columbia Üniversitesi’nde Yeryüzü Enstitüsü’nün başında olan ekonomist Jeffrey D. Sachs’in 1 Mart 2017’de project-syndicate.org‘ta çıkan yazısını İlker Kocael Türkçe’ye çevirdi.

Yakın tarihte yaşanan hiçbir liderlik değişimi Donald Trump’ın ABD başkanlığı koltuğuna oturması kadar dikkat çekmemiş ve spekülasyonlara konu olmamıştı. Bu değişimin ne anlama geldiğini ortaya koymak için üç muammanın çözülmesi gerekiyor; çünkü Trump bir kişi değil, aslında üç kişi.

Birinci Trump: Putin’in dostu

Birinci Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in dostu. Trump’ın coşkulu Putin sevgisi, onun söyleminin en tutarlı parçası. ABD’yi, dış güçlerin –Çin, Meksika, İran, Avrupa Birliği- kurbanı olarak sunan bir bakış açısına rağmen; Trump Putin’e yönelik ayrı bir muhabbet besliyor.
Trump; bazılarına göre Putin gibi güçlü bir adamın naif hayranıyken, diğerlerine göre uzun zamandır Rus istihbaratının kullandığı biri. Söylenenlerin kesinlikle aslı astarı olmalı ve bu korkunç dedikodular doğrulanırsa Trump yönetimi bunun altından kalkamayabilir. Trump’ın Putin’le ilişkilerini açık eden ve eski bir İngiliz istihbarat elemanı tarafından hazırlanan utanç verici dosyada bahsedilen bazı ana tarihlerin ve detayların gerçekliğinin kanıtlandığını biliyoruz.
Sayısı gittikçe artan dolaylı deliller bütünü bize Trump’ın on yıllardır Rusların maddi desteğini aldığını gösteriyor. Rus oligarklar Trump’ı kişisel bir iflastan kurtarmış olabilirler; ayrıca bazı kaynaklara göre bir tanesi Trump’ın seçim kampanyası yürüttüğü birçok uğrağı bizzat ziyaret etmiş, Kremlin’le Trump arasında aracılık yapmış. Bunun yanı sıra Trump takımının üst düzey üyeleri –seçim kampanyası baş sorumlusu Paul Manafort dahil- görevden alınan Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn, ExxonMobil’in eski CEO’su Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, borsada spekülatif işlere girişenlerin ileri gelenlerinden Ticaret Bakanı Wilbur Ross; hepsi, Rusya ya da Rus oligarklarla önemli iş bağlantıları olan kişiler.

İkinci Trump: Açgözlü bir işadamı

İkinci Trump, açgözlü bir iş adamı. Temel maksadı, başkanlığı kişisel servetinin bir parçası haline getirmek gibi görünüyor. Birçok insan için, başkanlık zaten kendi başına bir anlam taşıyabilir, onu paraya çevirmenin bir anlamı yoktur (en azından görev başındayken). Trump için değil. Teamüllerin tümüne aykırı olarak ve Hükûmet Etik Ofisi’nin belirlediği standartları ihlal ederek; Trump devasa iş imparatorluğundan el çekmiş değil; aile üyeleri de dünya çapında yapılan yatırımlarda Trump ismini kullanma fırsatını kaçırmıyor.

Üçüncü Trump: Demagog ve popülist

Üçüncü Trump, popülist ve demagog biri. Durmadan yalan söylüyor; onu düzelten medyayı da “sahte haberler” yapmakla suçluyor. Modern Amerikan tarihinde ilk kez bir başkan basını saldırgan bir biçimde şeytanlaştırıyor. Geçtiğimiz hafta Beyaz Saray, New York Times, CNN, Politico, ve Los Angeles Times’ı sözcüsünün basın toplantılarına katılmaktan men etti.
Bazı yorumlara göre, Trump’ın demagojisi onun baş stratejisti Stephen Bannon’ın yaklaşan medeniyetler savaşı vizyonuna hizmet ediyor. Korkuyu mümkün olan en yüksek seviyeye çekerek Trump şeddit bir “önce Amerika” milliyetçiliğini körükleme peşinde. Hermann Göring, İkinci Dünya Savaşı sonrasında bu formülü Nuremberg’deki hücresinde sakince şöyle anlatıyordu: “İnsanlar her zaman liderlerin sultası altına alınabilir. Bu çok kolaydır. Yapmanız gereken tek şey; onlara saldırıya uğradıklarını söylemek, barış yanlılarını vatansever olmamakla ve ülkeyi tehlikeye sürüklemekle itham etmektir. Bu her ülkede aynı şekilde işler.”
Diğer bir teoriye göre de üç Trump da –Putin’in arkadaşı, servet düşkünü ve demagog- aynı kişidir: iş adamı Trump uzun yıllardır Ruslar tarafından desteklenmiştir; kara para aklama işinde Ruslar tarafından uzun zamandan beri kullanılmaktadır. Rusların ucuz bir bilet alarak büyük ikramiyeyi kazandıkları söylenebilir; Trump’ın kazanacağına pek ihtimal vermedikleri seçimleri manipüle ederek. Bu yoruma göre Trump’ın basına, istihbarat örgütlerine ve FBI’a saldırıları özellikle bu kurumların güvenirliğini sarsmaya yönelik; çünkü Trump, Rusya ile bağlarını ortaya koyabilecek yeni kanıtlara karşı ön alıyor.

Jeffrey D. Sachs
Jeffrey D. Sachs

Watergate dönemini hatırlayanlar hak verecektir; Richard Nixon’ı sorumlu tutmak ne kadar da meşakkatli olmuştu. Gizli Beyaz Saray tapeleri ortaya düşmese, Nixon çok büyük bir ihtimalle görev süresinin sonuna kadar başkanlığa devam edecekti. Flynn için de aynısı söylenebilir; o da halka ve başkan yardımcısı Michael Pence’e, göreve gelmeden önce Rus büyükelçisi ile gerçekleştirdiği görüşmeler hakkında defaatle yalan söyledi. Aynı Nixon’da da olduğu gibi Flynn’in yalanı bu kez ABD istihbarat servisleri tarafından kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya kondu, zaten bu yüzden hatasını üstlenmek zorunda kaldı.
Flynn’in yalanları ortaya saçılınca, Trump’ın tepkisi, karakteristik bir biçimde, sızdırmaya yöneldi, yalanlara değil. Washington’dan, hatta siyasetin güçlü liderlerinden çıkardığımız ders şu ki; yalan son çare değil, ilk anda başvurulacak yoldur.
Eğer Kongre’de yeterli sayıda dürüst üye varsa; Cumhuriyetçilerin Cumhuriyetçileri denetlemeyeceği gerçeğinden hareketle; çoğunluk, Trump’ın Rusya bağlantılarını araştıracak bağımsız bir soruşturma yürütmesini isteyecektir. Cumhuriyetçi senatör Rand Paul bu noktada çok açık konuştu ve Cumhuriyetçilerin Cumhuriyetçileri soruşturmasının “bir anlamı olmadığını” söyledi. Trump; FBI, istihbarat servisleri, yargı ve medyayı geri çekilmeye zorlamak için baskıyı artıracağa benziyor.

Eğer Putin gerçekten Trump’ın arkasındaysa

Demagoglar kitlelerin desteği ile ayakta kalır; bu desteği de hırs, milliyetçilik, vatanseverlik, ırkçılık ve korku üzerinden sağlar. Takipçilerine kısa ömürlü kazanç fırsatı sunar; vergi kesintileri ya da gelir transferleri yoluyla. Tabii kamu borcunu kabartarak ve faturayı gelecek nesillere bırakarak. Trump şimdilik Amerika’nın nüfuzlu kişilerini memnun etmeyi başardı; özellikle vergi kesintisi konusunda verdiği sözler ile. Ayrıca Müslüman çoğunluklu ülkelerin ülkeye girişlerini yasaklayan ve yasa dışı göçmenleri sınır dışı eden başkanlık emirleri ile işçi sınıfından beyaz takipçilerini de etkisi altına aldı.
Bunların hiçbiri Trump’ı popüler yapmaya yetmedi. Yeni bir başkan için kamuoyu desteği yüzde 40 ile tarihin en düşük seviyelerinde, Trump’ı onaylamayanların oranı ise yüzde 55. Yürütme eylemlerinin önüne çıkan yargı kısıtlamaları, medya ile didişme, günden güne büyüyen bütçe açığı kaynaklı gerginlikler ve Trump ile Rusya arasındaki bağları açık edecek yeni bilgiler; mevcut kargaşanın devamına sebep olarak Trump’a halkın verdiği desteği eritebilir.
Bu durumda Cumhuriyetçi liderlerin Trump aleyhine dönmesi yüksek ihtimal. Ancak kimse bir demagog’un iktidarını kaybetmemek için korku ve şiddete –hatta savaşa- başvurma iradesini göz ardı etmemeli. Ve eğer Putin gerçekten Trump’ın arkasındaysa, yoldan çıkma ihtimali daha da artacaktır.

[1]:

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus