Julian Assange: “Oliver Stone röportajından da anlaşıldığı gibi Putin çok becerikli bir siyasetçi”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

CIA Direktörü Mike Pompeo, WikiLeaks’in artık “düşman istihbarat” örgütü olarak ele alınacağını söyledi ve ABD hükümeti ile Julian Assange arasındaki uzun soluklu ihtilafta el yükseltti. Randy Credico and Dennis J. Bernstein, Assange ile konuştular. WBAI Radyosu için yapılan söyleşinin metnini İlker Kocael çevirdi.

ass

WikiLeaks’in kurucusu ve editörü Julian Assange; CIA Direktörü Mike Pompeo’nun yakın zamanda ifşa içeren yayıncılığı “devlet dışı düşman istihbarat” örgütü olarak gördüğünü söylemesiyle birlikte hedef haline getirildi ve karşı tedbirlerinin hedefi oldu.
Pompeo, 20 Temmuz’da Colorado eyaletinde bulunan Aspen’de katıldığı bir güvenlik zirvesinde “İstihbarat topluluğumuz sanırım nasıl karşılık verileceğiyle ilgili yoğun bir çalışma içine girecek” dedi. Bu tehditlere rağmen, Assange, beş yıl önce sığınmacı statüsü elde ettiği Londra’da bulunan Ekvador Büyükelçiliği’nden WikiLeaks çalışmalarına devam ediyor.
Assange, WBAI radyosunda yayınlanan, Randy Credico ve yardımcı sunucu Dennis Bernstein’ın sunduğu Live on the Fly programına konuk oldu.

Julian Assange, dün başıma gelen bir şeyden söz etmek istiyorum. Laura Krause isimli bir kadın beni dün gece aradı. 4 Mayıs 1970’te Kent şehrinde Ulusal Muhafızlar tarafından öldürülen dört öğrenciden biri olan Allison Krause’nin kız kardeşi. Bu trajik olaya dair WikiLeaks’in bulduğu ve muhafaza ettiği bazı çok önemli belgeler için minnettar olduğunu söyledi.
İlginç bir şekilde, aslında asıl amacımız özellikle Kent şehri belgelerini yayınlamak değildi. “Kissinger Belgeleri” denen 1970’lerde yapılmış diplomatik yazışma arşivinin yalnızca bir parçasıydı bunlar. Dışişleri Bakanlığı ya da buna benzer güçlü kurumların iç yazışmalarına baktığınızda, çoğu zaman her şeye dair belgeler ortaya çıkıyor. Ayrıca halkın, bizim yayınladığımız materyaller arasında bağlantı kurma yeteneği bizimkinin çok üzerinde.
Kurumlarımızın aslında nasıl davrandığını detaylandıran tarihsel kaynak yığınlarının arasında işe dalan gazetecilere oldum olası gıcık olmuşumdur. Halktan insanların bu bilgiyi alıp kendi kişisel tarihleriyle bağlantılandırma ve kendi davaları ve siyasi kampanyalarında değerlendirme becerisi, herhangi bir gazetecinin ya da editörün dar dünyasından çok daha geniş, buna ben de dahilim.

Demin Oliver Stone’la telefonda konuşuyordum; biliyorsunuz Vladimir Putin ile bir dizi röportaj yapma cüreti gösterdiği için her yerde sertçe eleştiriliyor. Bu röportajlardan herhangi birini görme şansınız oldu mu?

Dördünü de izledim. Sonuncusu ABD seçimlerinden sonra kaydedilmişti, dolayısıyla bu yeni-McCarthy’ci Rus histerisi bağlamında gerçekleştirilmişti. Putin çok becerikli bir siyasetçi, özellikle Rusya içinde, ama aynı zamanda dünya ile ilişkilerinde de. Dört saat boyunca kim olduğunuzu tamamen gizleyebilmeniz mümkün değil, birçok küçük önemsiz şey de ortaya döküldü.
Örneğin, üçüncü bölümde; Oliver Stone, Vladimir Putin’e Dr. Strangelove’ı gösterdi, Putin ise bunu daha önce hiç görmediğini söyledi. Eğer filmi gerçekten daha önce görmediyse, dikkatli olması gerekti, çünkü tek tek sahnelerin ya da genel olarak filmin nereye gideceğini bilmiyordu. Sonunda şöyle dedi: “Evet, bu ilginç, bazı teknik meseleleri öngörebilmişler.” Ayrıca güç dinamiklerinin pek de değişmediğine işaret etti.
Oliver Stone Putin’e bir DVD çantası verdi ve Putin, Kremlin’deki başka bir odaya gitti. Geri döndüğünde yüzünde zoraki bir gülümseme vardı, kameraya boş çantayı gösterdi ve “Tipik Amerikalı hediyesi” dedi. Aslında muhtemelen Stone ona çantayı verdiğinde içinin boş olduğunu biliyordu.

Julian, isterseniz biraz da sizin mücadelenizle ilgili son gelişmelere değinelim. Avukat takımınız davanızı Amerikalılar Arası İnsan Hakları Komisyonu’na götürecek diye biliyorum. Bunun önemini anlatabilir misiniz?
Evet, bu dünyadaki tüm mülteciler için önemli. Bir şekilde buna önayak olduğum için gururluyum. Amerikalılar Arası İnsan Hakları Komisyonu’na resmi olarak başvuran Ekvador. Amerikan Devletleri Örgütü’nden birçok devlet komisyonun kararlarını bağlayıcı olarak kabul ederken ABD yalnızca tavsiye kararı olarak görüyor. Komisyon, dünyadaki en saygın hukuk kurumlarından biri; diğer ikisi de Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu.
Benim durumumda, Ekvador’un görüşüne göre, ortaya çıkan insan haklarına dair birçok mesele var. Davaların bu yüzden özenli bir biçimde ele alınması gerekiyor. Özellikle devletlerin, mültecilerin statüsü ve onlara sağlanacak koruma ile ilgili yükümlülükleri konusunda önemli bir dava: ülke dışında sığınmacılar ne tür muameleye tâbi tutulacaklar, örneğin büyükelçiliklerde, BM yerleşkelerinde, gemilerde vs.
Bu konular benim durumumla ilgili olduğu kadar Suriye ve diğer yerlerden baskılar dolayısıyla komşu ülkelere doğru tehlikeli ve uzun yolculuklara çıkan mültecileri de ilgilendiriyor. Eğer bu mültecilerin işlemleri göçtükleri yere en yakın yerde yapılırsa birçok hayat kurtarılabilir. Bu insanların işlemleri, elçilik ya da her neredeyse, standart bir şekilde yapılmalı.
Bence şu an mülteci yasası; 1951 Mülteci Sözleşmesi opsiyonel protokolü 1969’da birçok BM ülkesi tarafından imzalandığından bu yana ilk kez etraflı olarak ele alınıyor. 1975’te meselenin yeniden ele alınması için bazı girişimlerde bulunuldu, özellikle Avustralya tarafından. 1970’lerin başında Güney Vietnam’dan kaçan birçok mülteci vardı, Endonezya takımadalarından aşağı Avustralya’ya iniyorlardı. O dönemde Avustralya mültecilerin işlemlerinin farklı büyükelçiliklerinde standartlaştırmak istedi. Bu çaba SSCB ve ABD tarafından engellendi.
O dönemden beri insan hakları hukuku bir alan olarak büyük ölçüde gelişti; devletlerin insanları keyfi olarak tutuklamama yükümlülüğü gibi konuların üzerinde durdu. İnsan hakları enstrümanlarının birçoğu, doğru bir biçimde kullanıldığında, devletleri insanları korumaya zorluyor, en azından devletlere insanları koruma hakkı veriyor. Eğer bir devlet baskı gören, tehdit edilen insanları korumak zorundaysa, insan hakları hukukuna göre mülteciler de buna dahil edilmeli.
1951 Anlaşması, 1967 protokolü ile Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi, mülteci yasası altında tutarlılığın sağlanması ve çatışmadan kaçınılması yükümlülükleri bakımından iç içe geçmiş durumda. Amerikalılar Arası İnsan Hakları Komisyonu bunun farkında, Ekvador bu meseleyi harika bir biçimde sahiplendi. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nden ve Amerikalılar Arası İnsan Hakları Komisyonu’ndan, Meksika’dan ve diğer altı Amerika devletinden 54 bilirkişi görevde, birçok hukuk kliniği işin içinde vs. Şimdi Amerikalılar Arası mahkemeden bir karar bekliyoruz, ancak mutlaka bir mütalaa verecekler. Bunun çok önemli hukuki bir alan olduğuna dair bir kararı şimdiden aldılar, ağustosta duruşma görülecek.
Ve, dediğim gibi, bu bana kalırsa mültecilerle ilgili uluslararası mevzuatı birbiriyle uyumlulaştırmak için en önemli girişim. Özgürlüğümü kazanma ihtimalimin ötesinde, benim durumumun bir şeylere yol açmasından memnun olduğumu söylemeliyim.
Trump yönetiminin; Ortadoğu’da bulunan bazı Müslüman ülkelerden gelecek göç ve turizme kapılarını kapatmasıyla ilgili ABD’de bolca tartışma yapıldı. Bana kalırsa çok daha ciddi bir meselenin göz ardı edilmesini biraz garip buluyorum: 180 gün boyunca mülteci başvurularının durdurulması. Tüm dünyadan turistleri kabul ederken mültecileri kabul etmemek makul değil.
Tamam, Suriye’den mülteci kabul etmek şu anda tehlikeli olabilir, o zaman sistem bir süreliğine kapatılıp işlemler için bir süre beklenebilirdi. Peki ya Yeni Zelanda ya da Meksika’dan gelen mülteciler? Bu insanların IŞİD militanı olma ihtimali var mı? Kesinlikle yok. Ve eğer bu ülkelerden turistleri kabul ediyorsanız, mülteci başvurularını durdurmak kesinlikle saçma.

Julian, bu naif bir soru olabilir, ama…
Dennis, ne derler bilirsin: Naif olup doğru yolda yürümek daha iyidir. Çünkü dünyanın içinde bulunduğu durum realistlerin ürünü.

Tamamdır, şimdi gerçeğe doğru bir adım daha ilerlemek istiyorum, yapabilirsem. Demokratik Ulusal Komite’den (DNC-ABD Demokrat Partisi) sızan bilgilerin bilgisayar korsanlığı mı yoksa içeriden sızdırma mı olduğunu düşünüyorsun?
Bu, kaynağın ne olduğu ile ilgili bir soru. DNC’den son iki yılda birçok bilgi sızdırıldı, görünüşe göre beş farklı aktör tarafından, ABD istihbaratı böyle olduğunu söylüyor. Bunların 2017’de devamının gelmediğini de gördük. Biz kaynaklarımız hakkında bu şekilde konuşmuyoruz. Belgelerimizin tamamen doğru olduğundan ve bilgilerin devletten gelmediğinden emin oluyoruz. Onlar hakkında hiçbir şey söylemedik, muhtemelen de söylemeyeceğiz, olayların gelişimine bağlı olarak. Çünkü eğer daha fazla ayrıntı verirsek, onları yakalamaları daha kolay olur, ve bu da bizim istediğimiz bir şey değil takdir edersiniz ki!

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus