Carlotta Gall: Sembol haline gelen öpüşme ve Kadri Gürsel’in gazeteciliği

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

13 Ekim 2017’de New York Times’ta Carlotta Gall imzasıyla çıkan yazıyı İlker Kocael çevirdi.

1999'dan beri New York Times'ta çalışan İngiliz gazeteci Carlotta Gall, Balkanlar, Afganistan, Pakistan gibi yerlerde muhabirlik yaptı. Bir süredir Tunus'ta yaşıyor ve Kuzey Afrika üzerine haberler yapıyor.
1999’dan beri New York Times’ta çalışan Pulitzer ödüllü İngiliz gazeteci Carlotta Gall, Balkanlar, Afganistan, Pakistan gibi yerlerde muhabirlik yaptı. Bir süredir Tunus’ta yaşıyor ve Kuzey Afrika üzerine haberler yapıyor.

Geçtiğimiz ay gece yarısı hapishaneden çıktığında, Kadri Gürsel doğrudan karısına doğru yürüdü ve onu öptü. Onların hapishane önündeki ağır ağır öpüşmesi ve bir askerin utangaçlıkla gözlerini kaçırması, Türk bir fotoğrafçı tarafından yakalandı ve bu fotoğraf dünyayı dolaştı.
Bu öpüşme, bugünün Türkiyesi’nde birçok açıdan özgürlüğü temsil ediyor. Geçtiğimiz yıl yaşanan başarısız darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hâl altında on binlerce insan tutuklandı ve işlerinden oldu, ancak gerilimin tek kaynağı bu değil. Hükûmet, gittikçe daha derin bir muhafazakârlığa gömülüyor; bu da cumhuriyetin görünen yüzünü değiştiriyor.
Gürsel’e göre öpüşme kendiliğinden gerçekleşti, ancak bu öpüşmenin onun kimliğiyle ilgili bize söylediği birçok şey var. Kendisi Türkiye’nin önde gelen muhalif gazetelerinden Cumhuriyet’in kıdemli köşe yazarı ve basın özgürlüğü için çalışan Uluslararası Basın Enstitüsü’nün yönetim kurulu üyesi olarak, hükûmetin baskı politikalarının hedefi hâline gelmiş önde gelen siyasi mahkumlardan biri.
Gürsel, öpüşme ile ilgili, “Siyasi değil doğal bir biçimde davrandık” dedi. Ancak yine de birçok insan için bunun daha öte bir anlam ifade ettiğini kabul ediyor: “Bu olay, siyasi kültüre, kamusal alanın işgaline ve dini muhafazakârlığın dayatılmasına karşı bir itaatsizlik eylemi olarak yorumlandı.” Devam ediyor: “Sanırım iyi yaptık. İnsanların buna ihtiyacı varmış.”
Elli altı yaşındaki zayıf ve tatlı dilli entelektüel; on bir aylık hapis deneyimi sonrasında verdiği ilk röportajlarından birinde kendisine ve arkadaşlarına yönelik, onun ifadesiyle temelsiz suçlamalara karşı öfkesini ifade ederken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yönetiminde medya kuruluşlarının düzenli olarak kapatılması ve bağımsız seslerin susturulması biçiminde ortaya çıkan zulmü aşama aşama anlattı.

14Gursel2-master675
İddianamede 18 arkadaşıyla birlikte terör örgütüne yardımla suçlanan Gürsel, hâlâ ciddi suçlamalarla karşı karşıya. Sanıkların büyük bir bölümü Cumhuriyet’ten; bunların arasında muhabirler, yöneticiler, bir karikatürist ve bir muhasebeci var. 11 ay önce göz altına alınanlardan şu anda yalnızca üçü hâlâ hapiste: bir muhabir, Ahmet Şık; genel yayın yönetmeni Murat Sabuncu; ve gazetenin icra kurulu başkanı Akın Atalay.
İngilizce konuşan Gürsel, sözcükleri seçmek için duraksayarak şöyle söyledi: “Ben öfkemi kontrol edebiliyorum. Öfkemin esiri değilim. Ancak on bir ay hapiste kalan biri öfkeli olmalı. Çok öfkeliyim.”
Onlar da on binlerce Türk vatandaşı gibi ülke çapında uygulamaya konan tasfiyeden paylarını aldılar. Birçoğu Gürsel gibi, Türkiye tarafından başarısız darbenin arkasında olmakla suçlanan ve ABD’de yaşayan vaiz Fethullah Gülen’le ilişkili olmakla suçlandı.
Yüzü aşkın medya kuruluşu kapatıldı ve yüz yirmiden fazla gazeteci göz altına alındı –insan hakları örgütlerine göre dünyadaki herhangi bir ülkeden daha yüksek bir sayı.
Sayın Erdoğan birçok gazetecinin hapse atıldığını inkâr ederek tutuklu bulunanların arasından yalnızca ikisinin gazeteci olduğunu söyledi. Geri kalanları terörist olarak tanımladı.
Cumhuriyet grubu; Gülen hareketi, yasadışı bir örgüt olan PKK ve aşırı solcu bir başka grup lehinde yayın politikası izlemekle suçlandı. Türk hükûmeti bu grupların üçünü de terör örgütü olarak değerlendiriyor.
Gürsel, Gülen destekçileri ile şifreli Bylock mesajlaşma uygulaması ile iletişim kurmakla suçlandı. Geçtiğimiz yılın Haziranında davasının başlangıç safhasında verdiği uzun ifadede suçlamaları kesin bir dille reddetmişti. Şimdi de gözaltına hiç alınmaması ve en başta bu suçlamalara maruz kalmaması gerektiğini söylüyor.
Bu uygulamayı telefonuna asla indirmemiş olduğunu ifade eden Gürsel; birkaç yıl önce onun sempatisini kazanma çabası içine giren Gülencilerden birçok mesaj almış olmasına rağmen bunların hiçbirine yanıt vermediğini belirtti.
Kararlılığı, onun ifadesiyle “sıkıcı savunması” ve uluslararası baskı sonuç verdi ve hapisten çıktı. Ancak ay sonunda devam edecek mahkemede mahkum edilirse sonuç olarak on beş yıl hapis cezası ile karşı karşıya kalabilir.
Boğaz’a bakan aydınlık evinde konuşan Gürsel, yüzlerce siyasi tutuklu (valiler, polis şefleri, zengin işadamları, radikal sol militanlar, Meclis’in Kürt üyeleri ve son olarak insan hakları savunucuları) ile birlikte tutulduğu Silivri Hapishanesi’ndeki şartlardan şikayetçi olmadığını söyledi.

“Cemaatçilerle herhangi bir dayanışma duygusu içerisinde değilim”

Koridorda yürüdüğünde insanlar ismini söyleyip pencerelerine vuruyordu: “Benimle konuşmaya çalışıyorlardı ama pencereler çok kalındı. Merhaba diyorlardı.”
Geçmişte güçlü bir biçimde eleştirdiği İslamcı grup, yani Gülen’in yüzlerce takipçisi ile aynı yere atılmasını “nahoş, çirkin bir şaka” olarak adlandırdı. Onlara genel olarak bir cemaatin –İslamcı bir grubun- mensupları olarak bakıyor. Gruba şüpheyle bakanlara katılarak, onları geçmiş yıllarda devlete sızarak nüfuz alanlarını genişletmekle suçladı.
“Cemaatçiler demokrasinin altını oymak için ellerinden geleni yaptılar: davalarda sahte deliller; ordu, yargı ve sivil toplumda tasfiyelerle” dedi. “Bu eylemleri göz önünde bulundurduğumuzda bu insanlarla herhangi bir dayanışma duygusu içerisinde değilim.”
Ancak ekledi: “Tabii adil yargılanma haklarını destekliyorum. Bu hem benim hem de onların ihtiyacı. Türkiye’deki herkes gibi onların da tartışmasız olarak adil yargılanma hakkı var.”
Hapisteki vaktinin büyük bir bölümünü diğer iki meslektaşı ile birlikte mutfağı ve banyosu olan odalarda geçirdiğini söyledi: “Hücre diyemeyiz, bunlar odalardı.” Ancak dışarısıyla iletişim sınırlıydı; ayrıca avukata erişim sınırlı olduğu gibi gizli görüşme yapılamıyordu.
İstanbullu bir işadamının oğlu olan Gürsel, bu şehirde doğup büyüdü. Genç yaşta kendini sol siyasette bulduğu gibi devlet de onu buldu. On sekiz yaşındayken yasa dışı örgüte üyelik ve devlete karşı suç işleme iddialarıyla yaklaşık dört yıl hapis yattı.
“Bu ülkede bela benim peşimi bırakmadı” dedi. “Ben onu aramadım, o beni buldu. Kendim olmakta ısrar ettim ve kendi seçimlerimi takip ettim.”
Giydiği hüküm; inandıkları uğruna mücadele etme kararlılığına gem vuramasa da, uzun vadeli bir etki bıraktı: Bu yüzden üniversiteye gidemedi.
Yaşadığı son hapis deneyimi; ilkokuldayken yayımladığı gazete ile başlayan gazetecilik kariyerinin zirvesine denk geldi. 1990’larda Agence France Presse’te muhabir olarak çalıştı –PKK tarafından üç haftalığına kaçırıldığı dönem- sonrasında önde gelen günlük gazetelerden olan Milliyet’te dış haberler editörü ve kıdemli köşe yazarı olarak on dokuz yıl çalıştı.
Son on yılda; köşe yazıları ve televizyondaki konuşmaları cumhurbaşkanı, iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi ve kendi gazetesinin patronları için rahatsız edici hâle geldi. 2015’te cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken, Erdoğan’ın Suriye politikasını eleştiren bir tweet’i dolayısıyla Milliyet’ten kovuldu, ana akım televizyon kanallarında yer bulamamaya başladı.
Sonrasında, Türkiye’nin en eski gazetelerinden biri olan Cumhuriyet’e katıldı. Ancak birkaç ay içinde Erdoğan’ın referandum yoluyla gücünü tahkim etme çabası sürerken bu gazete de kuşatma altına alındı.
Gürsel sözlerini şöyle tamamladı: “Beni susturacakları bir araç kalmadığında hapse attılar. Gazeteyi susturmak ve rahatsız edici makaleler dolayısıyla onu cezalandırmak istediler. Benimle hesaplarını görmek istediler.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus