Trump’ın YPG’ye silah vermesinin anlamı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

[soundcloud url=”https://api.soundcloud.com/tracks/322060578″ params=”color=ff5500&auto_play=false&hide_related=false&show_comments=true&show_user=true&show_reposts=false” width=”100%” height=”166″ iframe=”true” /]

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba iyi günler. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, pazartesi günü Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagon’un Suriye Demokratik Güçleri içerisindeki Kürt unsurları silahlandırılmasına izin veren imzayı attı. Bu uzun zamandan gündemde olan bir husustu; hatta Obama’nın başkanlığı döneminin son günlerinde gündemdeydi ve bir iddiaya göre Obama, kendisinden sonra gelecek başkanı zor durumda bırakmamak için bu izni ertelemişti, bir sonraki başkana ertelemişti; onun hesabında Hillary Clinton vardı, ama Hillary Clinton değil Donald Trump geldi. Trump da bir süre sonra uzun zamandır gündemde olan bu imzayı attı ve artık bundan sonra Rakka operasyonu…, gerekçe Rakka’nın IŞİD’in elinden alınması ve Pentagon’dan yapılan, daha sonra Beyaz Saray tarafından da tekrarlanan açıklamada hızlı bir şekilde Rakka’nın alınmasını gerçekleştirmek için sahada güvenilebilecek tek güç olarak Suriye Demokratik Güçleri tarif ediliyor. Tabii buna Türkiye’nin çok ciddi itirazları olduğu biliniyor uzun bir süredir, açıklamada bu konuda da Türkiye’nin itirazlarını, kaygılarının bilindiği ama kesinlikle Türkiye’ye ek güvenlik riskleri gelmeyeceği, buna izin verilmeyeceği söyleniyor; ama herhangi bir detay yok. Buradaki husus tabii ki çok net bir şekilde şu: Suriye’deki YPG ve onun siyasi ayağı olan PYD, bir şekilde Kandil’le bağlantılı bir yapılanma; yıllardır böyle, bunu herkes bir şekilde biliyor; herhalde en iyi bilenler de Washington’da Amerika’yı yönetenlerdir. ABD’de de terör listesinde PKK yer alıyor ama YPG yer almıyor ve ABD de başından beri PKK’yla YPG’nin ayrı şeyler olduğunu söylüyor. Bu aslında bir kelime oyunu, bunu herkes biliyor. Burada YPG’yle yapılan anlaşmanın, silah verilmesinin dolaylı olarak PKK’ya silah vermek anlamına geldiği iddia ediliyor Ankara tarafından — ki bu çok anlaşılır bir argüman.

Ankara’nın bütün çabalarına rağmen

İşler burada karışıyor, Pentagon açıklamasında Türkiye’nin NATO müttefiki olduğu, koalisyonun partneri vs. olduğu söyleniyor; ama buna rağmen, Türkiye’nin itirazlarına rağmen bu karar alınıyor. Çok önemli bir gelişme bu, beklenen bir gelişme, Amberin Zaman bunu Türk medyasında ilk defa diken.com.tr’de yazdı ve dün de biz kendisiyle canlı yayında detaylı bir şekilde konuştuk. Bizim yayından birkaç saat sonra, önce Reuters’dan sonra AFP’den haberler düştü, daha sonra da Pentagon açıklaması oldu. Yani bu beklenen bir şeydi, Türkiye bunu engellemek için çok çalıştı, Ankara çok çalıştı, nitekim en son olarak üç önemli isim Cumhurbaşkanı sözcüsü İbrahim Kalın, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan ABD’de çok yoğun görüşmeler yaparak tabii ki öncelikli bu konuyu gündeme getirdiler ve Amerikan yönetimini beklenen bu karardan caydırmaya çalıştılar, ama başarılı olamadıkları anlaşılıyor.
Bu olayı önemli kılan bir diğer husus Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın nihayet Trump’la haftaya görüşecek olması, Washington’da görüşecek olması. Tam da bu ziyaretin öncesinde bu açıklama yapılıyor, imza atılıyor ve imza açıklanıyor. Bu da tabii ki şu anda ziyaretin gündemini çok ciddi bir şekilde ipotek altına alan bir husus oldu. Çok çetrefil bir durum var, şu anda burada kazananın YPG olduğu ve dolayısıyla bir şekilde Kandil olduğu söylenebilir. Türkiye gibi bir ülkenin bütün direncine, engelleme çabalarına rağmen silah almayı, Washington’dan silah alacak olmayı başardılar. Silahlar ne zaman gelecek? Ne tür silahlar olacak? Bunlar henüz net değil, ama gördüğüm kadarıyla, Amerikan medyasında çıktığı kadarıyla, karadan havaya füzelerin kesinlikle verilmeyeceği söyleniyor, daha çok havan silahları verileceği söyleniyor ve hafif zırhlı araçlar verileceği söyleniyor; ama bunlar tek başına Rakka Operasyonu için ne derece yeterli olur? O da ayrı bir husus. Tabii ki Rakka Operasyonu için karadan havaya füze ihtiyacı yok; ancak burada önemli olan, özellikle daha ağır silahlar, toplar verilip verilmeyeceği meselesi — ki şu haliyle pek verilmeyecekmiş gibi duruyor. Şimdi Irak’ta süren Musul Operasyonu yine IŞİD’e karşı Irak ordusu, Peşmergeler ve uluslararası koalisyon hep beraber aylardır Musul’da adım adım bir operasyon yapıyorlar, IŞİD’in Irak’taki kalesine, merkezine, başkentine karşı ve çok zor geçiyor, çok kayıplarla geçiyor. Rakka Operasyonu bir Musul kadar olmasa bile ona yakın bir önemde diyelim en azından; dolayısıyla belli bir aşamadan sonra, operasyonun başlamasından sonra silahların sayısı ve etkisi, gücü de artabilir — onu da şimdiden bir not olarak düşmek lazım. Hafif zırhlı araçlarla vs. bu Rakka’yı düşürebilmesi çok gerçekçi gözükmüyor. Şu olabilir; Amerikan ordusunun doğrudan çok güçlü bir şekilde katılabilmesi olabilir — ki bunun da işaretleri şu anda yok.

ABD dolaylı da olsa PKK ile anlaştı

Türkiye niye bunu engelleyemedi? Tabii ilk akla gelen, teknik meseleler. ABD burada IŞİD’e karşı mücadelede kendisi kara gücü olarak çok büyük güç vermek istemiyor; orada yerel unsurlarla bu işi yapmak istiyor ve yerel unsur olarak Türkiye’nin öne sürdüğü gruplar, Özgür Suriye Ordusu çatısı altındaki gruplar belli ki ABD’yi tatmin etmiş değil. Öte yandan YPG’nin şu âna kadar sergilediği performans herhalde ABD’yi bir şekilde tatmin etmiş ki zaten açıklamada da görüyoruz yegâne güç olarak tarif ediliyor yerel unsur, sahadaki unsur olarak tarif ediliyor. Bir diğer seçenek doğrudan Türk ordusunun böyle bir operasyona dahil olmasıydı; ama bu çok zor, çok daha işleri karıştıracak bir şeydi ve her ne kadar arada sırada telaffuz edilse de çok fazla önem kazanmadı.
Bundan sonra ne olacağı önemli. ABD bir şekilde PKK’yla anlaşma yapmış oluyor, dolaylı da olsa. Anlaşma yapmış oluyor, ama aynı zamanda PKK terör örgütü listesinde yer alıyor. Türkiye’nin terörle mücadelesine her zaman katkı verdiği, bundan sonra da vereceği iddiasında; ama sonuç olarak Türkiye’nin terörist olarak nitelediği yapıya da silah vermiş oluyor. Bu iş, içinden çıkılmaz bir durum gibi gözüküyor; ancak şunu unutmamak lazım: Rakka Operasyonu bugünden yarına gerçekleşebilecek bir operasyon değil, uzun süreceği belli ve bu süre içerisinde Türkiye başka başka manevralar yapabilir; daha önce, bu anlaşmadan önce, Türkiye hem Sincar’daki PKK’ya hem de Suriye’deki YPG güçlerine yönelik olarak hava saldırısı gerçekleştirdi ve bu ABD’nin çok ciddi bir şekilde tepkisini çekmişti; özellikle Suriye’de, çünkü Suriye’de saldırının yapıldığı yerin yakınında Amerika’nın doğrudan kendi askerlerinin de olduğu söylendi. Bundan sonra Türkiye’nin Suriye’de doğrudan YPG’ye yönelik operasyonlar yapma ihtimali ciddi bir şekilde masada olacak; ama YPG’yle olan Washington işbirliğinin başkan onaylı bir şekilde artık gündemde olmasıyla beraber, bu operasyonların doğurabileceği sonuçlar da iyice katlanacak. Çok karışık bir süreç yaşanacak, öyle gözüküyor.

Kürtlerin arası Türkiye dışında herkesle iyi

Suriye’de Kürtler şu anda inisiyatifi elde etmiş gözüküyorlar, ama ortada şöyle çok ciddi bir sorun var, çok sorun var ama en önemlilerinden birisi şu: Rakka aslında Kürtlerin çok da umurunda olmayan bir yer, Kürtlerin bir iddiası olmadığı bir yer. Ama Kürtlerin Suriye’de IŞİD’le mücadele gibi bir dertleri var ve dolayısıyla Rakka’nın IŞİD’den temizlenmesi Kürtlerin işine yarayabilir, fakat Kürtlerin orada hak iddia etmesi diye bir şey söz konusu değil, popülasyon açısından bakıldığı zaman. Dolayısıyla Kürtler orada Rakka Operasyonu’nu esas olarak ABD’nin ve Uluslararası Koalisyon’un diyelim, ama esas olarak ABD’nin desteğini, diğer yerlerde desteğini almak için yapıyorlar, yani bir nevi alışveriş konusu. Normal şartlarda Kürtler Rakka’ya “Bizi ilgilendirmiyor, bizim böyle bir derdimiz yok. Biz sadece kendi kantonlarımızı korumayı düşünüyoruz” da diyebilirlerdi; ama bunu demeleri durumunda ABD’den ciddi katkı, yardım, destek alamazlardı ve o kantonlar özellikle Türkiye’den gelebilecek müdahaleye çok daha fazla açık hale gelirdi.
Tabii burada bir diğer husus, Kürtlerin Rusya’yla da ve bir şekilde Şam’daki rejimle de aralarının çok kötü olmadığını görüyoruz. İlginç bir şekilde Kürtlerin, Türkiye dışında bölgedeki aktörlerin hemen hemen hepsiyle araları bir şekilde iyi. Şu anda gördüğümüz kadarıyla ABD’yle ve uluslararası koalisyonla iyi, ama diğerleriyle de araları hiç sorunlu değil, bir tek Türkiye’yle sorunları var.

Türkiye’deki Kürt sorunu

Dolayısıyla bu olaydan, bu kritik, doğabilecek krizlerden ve şimdi yaşanan krizlere bakıyoruz ve bundan sonra yaşanabilecek krizlere bakıyoruz, burada aslında Türkiye’nin başından itibaren yapması gereken kendi Kürt sorununu çözme yolundaki adımlarını daha ciddi bir şekilde atarak, ama aynı zamanda Suriye’deki Kürtlerle dostâne bir ilişkiyi geliştirebilme ihtimali. Bu başta vardı –ki o tarihlerde Suriye’de Kürtlerin ilk bağımsız olarak ortaya çıktığı tarihlerde Türkiye’de çatışmasızlık ortamı vardı ve daha sonra da açılımlar, çözüm süreçleri yaşandı; Kandil’le görüşülüyordu, İmralı’yla görüşülüyordu, dolayısıyla Kandil ve İmralı’yla görüşmek aslında Suriye’deki Kürtlerle de görüşmek anlamına geliyordu ve zaten Suriyeli Kürtlerin temsilcileri de Türkiye’ye gelip gidiyorlardı, görüşmeler yapıyorlardı– ama belli bir tarihten sonra hem Türkiye’deki çözüm süreci askıya alındı, iptal edildi; hem de Suriye’deki Kürtlerle olan temaslar hemen hemen kalktı ve tamamen kıpkırmızı bir çizgi çizildi.
Bu çizdiği çizgide Ankara tek başına kalmış durumda, yanına kimseyi çekemiyor; böyle bir sorunla karşı karşıya. Bu çizgisinde ısrar edecek mi? Ne kadar ısrar edebilir? Nereye kadar bunda inat edebilir? İnat ederse ne elde edebilir? Şunu elde edebileceğini çok rahatlıkla söyleyebiliriz, o çok söylenen kantonların birleşmesi meselesini erteletebilir. Engeller mi? Bilmiyorum, ama en azından geciktirebilir, uzun bir süreye sonra atabilir.

IŞİD’den sonra Suriye ve Kürtler

Ama burada önemli olan husus şu: Rakka Operasyonu tamamlanırsa, IŞİD Suriye’den çıkartılırsa, öncelikle Rakka’dan ve diğer yerlerden çıkartılırsa, Kürtler ne yapacak? ABD’nin Kürtlerle ilişkisi ne olacak? Beklenenler için şu tür yorumlar yapılıyor: “Şu anda ihtiyacı var, kullanır, daha sonra da bırakır. Zaten Kürtlerin tarihinde bu tür büyük güçler tarafından kullanılıp sonra bırakılmak, terk edilmek çok yaşanan bir olaydır. Burada da bu olabilir. Bunun olma ihtimali çok yüksek” diyenler var. Bir diğer yanda da tabii: “Hayır, bu uzun vadeli bir işbirliği; dolayısıyla orada, bölgede ABD’nin de onayıyla Suriye’nin şekillenmesi söz konusu” diyenler var. Şu anda aslında bayağı bir yol katedilmiş olmakla birlikte, yolun başında sayılırız. Rakka Operasyonu gerçek anlamıyla bir başlayıp da oradaki gelişmesine bakıp ondan sonra daha net konuşma imkânı olabilir, ama şu haliyle gördüğümüz kadarıyla Ankara çok ciddi bir şekilde politikalarının çıkmaza girdiğini görüyor. Çıkış yolları arıyor, bu anlamda haftaya yapılacak olan Erdoğan-Trump görüşmesinin zaten varolan önemi kat kat artıyor ve bu görüşmenin zaten gergin geçme ihtimali baştan vardı, daha da artacak, o gözüküyor. Tabii bu arada Türk-Amerikan ilişkilerinde Fethullah Gülen’in Amerika’da yaşıyor olması ya da Zarrab davası gibi başka unsurlar da var, onlar da masada; ama en önemli meselenin Suriye’deki Kürt meselesi olduğu, YPG’yle ilişkili olduğu belli ve Türkiye bugün –mesela Yeni Şafak gazetesinin manşetinde şöyle bir şey var: Liderler belirleyecek–, Suriye’deki olayı yani Washington’daki zirvede olay masaya yatırılacak deniyor, ama biliyoruz ki artık liderler zirvesine bırakmadı Trump, imzayı attı. Baktığımız zaman gazetelerin birinci sayfalarına, şöyle söyleyelim: Hükümete yakın gazetelerin büyük bir kısmının birinci sayfasında altlarda bir yerde var, hükümete yakın olduğunu rahatlıkla söyleyebileceğimiz Hürriyet gazetesi nasıl yapmışsa çok büyütmüş, manşetten vermiş ve olayın vahametinin altını çizmiş. Diğerleri de eleştirel vermişler, ama altlarda; çünkü bu bir sonuç olarak baktığımız zaman, Türk dış politikasında önemli bir kriz ve bir başarısızlık, altlarda görülmüş. Türkiye’nin bölgesel aktör olma iddiasının ciddi bir şekilde –zaten bu iddia ne kadar gerçekçiydi o ayrı bir tartışma– ama ciddi bir şekilde zedelendiğini görüyoruz.
Toparlamadan önce şunu söyleyeyim; bugün saat 18’de Transatlantik’te Gönül Tol ve Ömer Taşpınar’la bu olayla ilgili çok daha detaylı hem bilgi hem de analizlerle karşınızda olacağız. Yarın akşam da benim yöneteceğim –Sedat Pişirici olamayacak– Açık Oturum’da saat 20.00’de Soli Özel, Aydın Selcen ve Serhat Güvenç’le bu konuyu konuşacağız; doğrudan bu olayın uzmanlarıyla bunun nedenlerini ve doğurabileceği sonuçları ele alacağız. Şimdilik ben bu kadarla yetineyim ve size en azından bugün Transatlantik’te ve yarın Açık Oturum’da konunun gerçek uzmanlarıyla çok daha derinlikli analizler vaat edeyim diyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus