Robert Fisk: “Trump’ın Riyad konuşması: İkiyüzlülük ve lütuf”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

1976’dan beri değişik yayın organlarında Ortadoğu üzerine yazan İngiliz gazeteci Robert Fisk, ABD Başkanı Donald Trump’ın Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Arap ülkelerinin yöneticilerine hitaben yaptığı konuşmayı yerden yere vurdu. 22 Mayıs 2017’de Independent’ta çıkan bu yazıyı Kemal Başar çevirdi.

Robert Fisk
Robert Fisk

Donald Trump Suudi Arabistan’da, nutuk atmak için bulunmadığını söyledi, ancak hemen arkasından da Müslüman dünyasının İslamcı hatiplerine neleri söylemeleri gerektiğini ifade etti, şiddet sanki sadece Müslümanlara ait bir olaymış gibi “İslamcı terörü” lanetledi ve hemen akabinde Eski Ahit’in peygamberlerinden biriymiş gibi kendisinin “iyiyle kötünün” savaşının içinde olduğunu ilan etti. Sözlerinde ne bir şefkat, ne bir acıma ne de geçen yıl sarfettiği ırkçı ve Müslüman karşıtı söylemleri affettirecek bir özür vardı.
Daha da inanılmaz olan, İran’ı (IŞİD’i suçlamak yerine) “mezhepçilik savaşlarını körüklüyor” diye suçladı, İranlıların ilerici ve hürriyetçi başkanlarını özgürce seçmelerinden bir gün sonra onların içine düştükleri bu umutsuzluğa acıma gösterdi ve Ortadoğu’nun en büyük Şii ülkesi olan İran’ın çevresiyle ilişiğinin daha fazla kesilmesini talep etti. Ona göre böylesine “aşırı istikrarsızlıklara” neden olan rejim elbette İran’dı. Ardından Şii Hizbullah suçlandı ve tabii ki Yemenli Şiiler de unutulmadı. Trump’ın Sünni ev sahibi Saudiler ise gösterilen bu bilgeliğin ateşiyle ışıldıyorlardı.
Bu konuşma, CNN tarafından İslam dünyasıyla “sıfırlanma” nutku olarak adlandırıldı. Siz burada “sıfırlanma”yı tamir etmek olarak okuyun, ancak Trump’ın Riyad’da Pazar günü verdiği iğneli nutuk ne bir “sıfırlanma” ne de bir “tamir”dir. Aslında bu, onun hiç bir zaman vermek istemediğini iddia ettiği nutuktu.
“Ne zaman bir terörist masum bir insanı katletse, ve ardından Tanrının (God) adını sahtekârca ağzına alsa, işte bu, inanç sahibi her insana yapılmış bir hakarettir” diye ilan etti, “masum insanları” katleden Vahhabi Selefi aşırılıkçı “teröristlerin” kaynağının İran değil de Saudi Arabistan’ın kendisi olduğunu düpedüz görmezden gelerek.
Daha önce dua gibi tekrar tekrar kullandığı o ırkçı “köktenci İslami aşırılıkçılar” söylemini kullanmaktan kaçındı ve onu “İslamcı aşırıcılıkla” değiştirmeye çalıştı, fakat sözcüklerini karıştırmış olmalı ki gene “İslami” lafını kullandı. Trump’ın İngilizce’de yapmaya çalıştığı bu ince ayrım (Islamic/Islamist), Müslümanlar için zaten şu bilinen konudaki küçük bir değişiklikten ibaretti: teröristler Müslümandır.
Tüm bunlar, hatırlayalım, Trump’ın Suudilerle kıvırdığı diğer bir silah satış antlaşmasından (110 milyar dolarlık) ve Katar’ın tasarladığı silah alımından, ki Trump bu satışı utanmadan “yığınla hoş askeri donanım” diye adlandırdı, sonra oldu. Kahire’de iki hafta önce Papa ile El Ezher’in Müslüman Şeyhi’nin silah tacirlerinin ne kadar kötü olduklarını ilan etmelerinden sonra ve Papa’yla buluşmasına iki gün kala bu tarz ifadelere başvurması resmen akıldışı olarak tanımlanmayı hak ediyor.
Trump, Saudilere ve elli Müslüman ülkenin liderine “Biz, dayanağı ortak değerler ve müşterek hedefler olan esaslı bir gerçekçilik siyasetini benimsiyoruz” dedi geçen Pazar. Peki ama, nedir o bahsi geçen değerler Tanrı aşkına? Amerikalılar, kafa kesen, kadın düşmanı, demokrasi karşıtı müstebit Suudilerle silah satışının ve petrolün dışında ne gibi değerler paylaşıyor olabilirler ki?
Ve Trump “dostlarımız bizim desteğimizi asla sorgulamayacak ve düşmanlarımız asla bizim kararlılığımızdan şüphe etmeyecekler” dediğinde, dostlarından kastı Saudiler miydi? Yoksa “Müslüman dünyası”ndan mı bahsediyordu, ki öyleyse bu durumda İran, Suriye ve Yemen de bu Müslüman dünyasının parçasıdır; tabii Libya’da çatışan örgütler de. Peki ya “düşmanlar”, IŞİD’den mi bahsediyor? Belki Rusya? Belki Suriye? Belki de, ABD’ye barış mesajı vererek seçilen cumhurbaşkanıyla İran mı? Yoksa Trump –Müslüman dünyasının çoğunun varacağı doğal sonuç olarak– Sünni Müslümanlarla dostluğunu ve Şii Müslümanlarla düşmanlığını mı ilan ediyordu?
Bu nedenledir ki, kesinlikle, Riyad konuşmasının ana konusu buydu. Örneğin konuşmasından şu alıntıya bakalım: “Kararlarımızı gerçek hayatta karşılıkları olan sonuçlar üzerinden vereceğiz -esneksizliği olmayan bir ideoloji. Bizi deneyimlerimizden edindiğimiz dersler yönlendirecek, katı ve esnemeyen düşüncelerin kalıpları değil. Ve olabildiğince, kademeli olarak reformlara başvuracağız -ani müdahaleler yerine.” Bu korkunçluğu şimdi teker teker ele alalım. “Gerçek hayattaki sonuçlar üzerinden alınan kararlar” aslında acımasız bir faydacılık demek. “Kademeli reformlar” demek, ABD insan hakları konusunda hiç birşey yapmayıp, insanlık aleyhine işlenecek suçları durdurmak için de gerekli adımları atmayacak -tabii bu suçlar İran, Suriye, Iraklı Şiiler, Lübnanlı Şii Hizbullah veyahut Yemenli Şii Huthiler tarafından işlenmedikçe.
Tüm bunların hepsi “ortaklık”la ilgiliydi, böyle inanmamız icap ediyordu. Bir tür “ittihad”la ilgili. Bahse girerim öyledir. ABD açısından, artık ABD Irak ve Afganistan’da olduğu gibi kan kaybetmeyecek. Bunun yerine Arapların birbirleriyle savaşarak kan kaybetmeleri gerekiyor, tabii en büyük silah satıcısı tarafından da teşvik edilerek. Bundan dolayı Trump “yükün kendilerine düşen bölümü”nü taşımaları konusunda Araplara öğüt verdi. Böylece Araplar “iyinin kuvveti” olarak “birleşik ve güçlü” olacaklar. Eğer bu çatışma, “bütün dinlerin hoşgörülü taraftarları” ve “vahşi caniler” arasındaysa, yani Trump’ın anlamlandırdığı gibi -“iyiyle kötünün arasında”ysa, bu çatışmanın “mukaddes toprak” Sünni Suudi Arabistan’da başlıyor olması çok kayda değer değil midir?
Konuşmasının kötü adamları tehdit ettiği bölümüne geldiğindeyse -“eğer yıkımın ve dehşetin yolunu seçerseniz, hayatlarınız bomboş olacak, hayatlarınız kısa sürecek ve ruhlarınız lanetlenecek”- neredeyse IŞİD’cilerin konuşmaları akıllara geliyordu. Göründüğü kadarıyla -belki de hiç de şaşırtıcı olmayacak şekilde- Trump’ın asıl konuşması kısmen, Trump’ın çok dalga geçilen ve hayata geçirilemeyen yedi ülkeden Müslümanların ABD’ye giriş yasağını hazırlayan şahıs tarafından hazırlanmıştı. Sonuçta, oldukça acayip bir “sıfırlama”. Trump barıştan bahsetti ama, aslında Arapları Sünni-Şii savaşına hazırlıyordu. Müslüman dünyasının yaltakçı yöneticileriyse, söylemeye bile gerek yok, ABD’nin üşütük başkanı konuşmasını bitirdiğinde alkış tuttular. Peki ama onlar Trump’ın sözlerinin aslında gerçekten neye delalet ettiğini anlamışlar mıydı?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus