Ahmet ve Mehmet Altan’ın savunmaları

[soundcloud url=”https://api.soundcloud.com/tracks/329530093″ params=”color=ff5500&auto_play=false&hide_related=false&show_comments=true&show_user=true&show_reposts=false” width=”100%” height=”166″ iframe=”true” /]

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba iyi günler! Bugün Ahmet ve Mehmet Altan kardeşlerin savunmalarıyla düşüncelerimi ve buradan hareketle de 15 Temmuz sonrası yaşanan yargılamalarla ilgili görüşlerimi anlatmak istiyorum. Bu konuda daha önce de yayınlar da yaptım, bundan sonra da yapacağa benziyorum ama Ahmet ve Mehmet Altan’ın 20’şer sayfayı aşkın savunmalarını okuduğumda bunların üzerine bir şeyler söylemek gerektiğini düşündüm, onun için bu yayını yapıyorum.
Bu tür davalarda iki tür savunma olur; birisi siyasi savunma olarak adlandırılan savunma diğeri de adli savunma. Adli savunma suçlamalara yönelik, “yaptım, yapmadım, yaptım çünkü şöyle yaptım, dediğiniz gibi değil ama böyle yaptım” şeklinde bir savunmadır. Siyasi savunma da suçlamalardan ziyade kendi konumunu, duruşunu ve kendini suçlayanları eleştirmeye yöneliktir. Bunu Fransa’da şu anda yaşamayan yakınlarda ölmüş Jacques Vergès adlı avukat bu olayı çok ciddi bir şekilde gündeme getirmişti dünyada ve aslında savunmanın saldırısı olarak suçlaması olarak görülür siyasi savunma. Ahmet ve Mehmet Altan’ın yaptıkları da birer siyasi savunma, bu anlamda çok önemli, birçok açıdan önemli. Şimdi bir önemi şu; bu savunmalara baktığımız zaman, savunmaların detaylarına baktığımız zaman aynı zamanda haklarında çıkartılmış olan iddianameleri de görüyoruz, iddianamelere cevap veriyorlar çünkü. Şunu görüyoruz, çok açık ve net, Ahmet ve Mehmet Altan kardeşler, Çetin Altan’ın çocukları olarak Türkiye’de -beğenin, beğenmeyin- alanlarında uzman olmuş, öne çıkmış isimleri. Ahmet Altan hem romancı hem gazeteci kimliğiyle, Mehmet Altan da öğretim üyesi, iktisatçı ve aynı zamanda köşe yazarı kimliğiyle öne çıkmış insanlar, işlerini ciddiye alan insanlar. Savunmalara baktığımız zaman savunmalarını çok ciddiye aldıklarını ve çok titizlikle hazırladıklarını görüyoruz ama savunmalardan gördüğümüz de -ki daha önceden de biliyorduk- iddianameler de onları ne kadar titizlikle savunmalarını hazırladıysa, iddianameler de o kadar özensiz hazırlanmış, zaten açıklandığı zaman bunu görmüştük. Zaten, Ahmet ve Mehmet Altan’ın müebbetle suçlanıyor olması hiçbir şekilde akıllara uygun bir şey değil. Bu iddiayı, bu talebin üzerine yükselebileceği bir zemini yaratabilmek zaten mümkün değildi, bu kişiler yazılarıyla var olan kişiler, zaten haklarındaki suçlamalar da bir iki yazıları ve televizyon yayınından ibaret, bir de birtakım ilişkiler, özellikle Ahmet Altan’a atfedilen ilişkiler var; bunu görüyoruz. Yani bir tarafta iddianameleri nasıl hızla, acelece ve baştan sağma hazırlanmış olduğu.

15 Temmuz’la hesaplaşmanın içi boşaltılıyor

Bu tabii bize, 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’nin çok önemli bir şekilde yaşaması gereken 15 Temmuz’un aydınlatılması ve bu aydınlarıyla paralel olarak 15 Temmuz’la hesaplaşılması meselesi ve 15 Temmuz’un sorumlularının cezalandırılması meselesinin nasıl içinin boşaltıldığını da bize gösteriyor. Yani normalde bizim 15 Temmuz’dan bugüne esas olarak 15 Temmuz’un birinci derecede sorumluları olan generalleri vs. askerlere emir verdikleri ileri sürülen kişileri konuşuyor olmamız lazımken tabii ki ilgimiz bu tür aydınlara, Ahmet Altan’a, Mehmet Altan’a, yarın öbür gün onların sırası geldiğinde herhalde Şahin Alpay’a, Ali Bulaç’a yönelik olacak. Bu işin mecrasından sapmasından ve saptırılmasından başka bir şey değildir, bu çok ciddi bir şekilde bize bunu gösteriyor. Bir diğer husus tabii ki Ahmet ve Mehmet Altan ve diğer köşe yazarları, aydınlar, gazetecilere baktığımız zaman bunlar Türkiye’nin zaten bilinen isimleri ve dünyada da Türkiye deyince akla gelen ilk isimlerden oluyorlar ve onların böyle bir darbe olayıyla bir şekilde irtibatlandırılıp haklarında müebbet cezası istenmesini Uluslar arası alan da batı da kimseye izah edebilmenin aslında hiçbir şekilde imkanı yok. Bu da Türkiye’nin batıdaki algısına ve Türkiye’deki yaşanan 15 Temmuz’un Batı’da nasıl algılandığı konusuna da çok olumsuz etki ediyor, bunun da altını özellikle çizmek lazım. Yani siz eğer bugün Ahmet Altan’ı, Mehmet Altan’ı, Şahin Alpay’ı, Ali Bulaç’ın, şu ya da bu şekilde 15 Temmuz’da sorumlu kılarak haklarında müebbet hapis istediğiniz zaman Batı’daki kimseye 15 Temmuz hakkında söylediklerinizi ciddiye almalarını beklememelisiniz. Bu sorgulamalar, yargılamalar ve istenen cezalar çok ciddi bir şekilde 15 Temmuz’u Türkiye’de ve dünyada sahici anlaşılmasına yardımcı olmuyor; tam tersine bunu iyice zorlaştırıyor, bunun özellikle altını çizmek istiyorum.

Darbeciler siyasi savunma yapmıyor

Şurası belli; zaten Ahmet Altan ve Mehmet Altan da savunmalarında bir şekilde bunu söylüyorlar. Bu kişiler, aynı şekilde Nazlı Ilıcak, Ahmet Turan Alkan Mümtaz’er Türköne, Şahin Alpay gibi isimler, siyasi olarak cezalandırılmak isteniyorlar, siyasi nedenlerle, aldıkları pozisyon nedeniyle özellikle de hükümete ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik sert eleştirileri nedeniyle. Bu sert eleştirileri yaptıkları tarihte birçok eleştirilerinin Gülen cemaatinin, FETÖ denen yapının hükümete yönelik saldırılarıyla yakın gözüküyor olmasından intikamı alınmak isteniyor ama biliyoruz ki hukuk hiçbir zaman böyle bir öç arayışlarıyla olacak bir şey değil. Bir diğer önemli husus; bu savunmaları okurken şunu ilk andan itibaren -hep aklımda o- şimdi, 15 Temmuz denen iğrenç bir olay var, Türkiye gerçekten direkten döndü. Eğer başarılı olmuş olsaydı herhalde Türkiye çoktan çok acı bir kaosun ortamına sürüklenmiş olacaktı, bunu söylüyor olmam şu anda Türkiye’nin yaşadıklarının çok iyi olduğu anlamına gelmez ama 15 Temmuz’un başarıya ulaşması halinde, Türkiye’nin çok hızlı bir şekilde çok felaket bir yere sürükleneceğini kestirmek hiç zor değil ve bu olayın birinci derecede sorumlusu oldukları düşünülen kişiler var, insanların üzerine ateş etmiş insanlar var, onlara her türlü kötülüğü yapmış insanlar var, Meclis’i bombalamış insanlar var, cumhurbaşkanını öldürmek için helikopterlerle vs. havalanmış insanlar var ve bu insanların yargılanmaları sürüyor ve bu yargılamalarının hemen hemen hiç birisinde kalkıp da “evet, yaptım çünkü yaptığımın doğru olduğuna inanıyorum” diyen doğru dürüst kimse görmedik. Hep bir şekilde laf dolandırılıyor, ediliyor. Yani adli savunma -başta söylediğim- olaya giriyoruz. Siyasi olarak şu ana kadar hiç kimsenin kalkıp da “yaptım, bugün olsa yine yaparım” dediğini görmüyoruz ama Ahmet ve Mehmet Altan’ın savunmalarında kendi durumlarını, pozisyonlarını hiç milim şaşmadan savunduklarını görüyoruz çünkü kendi durumları ve pozisyonları siyasi duruşları vs. belli. Bu anlamda önemli.
Yani cemaat bu olaya doğrudan bulaşmış, içeride olanların dışında dışarıdakiler de öyle, kaçanlar da öyle, şu ana kadar hâlâ, “bunu biz yapmadık, başkaları yaptı, bizden birileri işin içinde olabilir ama onlar bize haber vermemişti, onlar da kandırılmış olabilir” gibi, yok işte “Alman istihbarat servisi şu açıklamayı yaptı, bilmem ne bu açıklamayı yaptı” diye resmen demagoji ve spekülasyon üzerinde, dezenformasyon üzerinde giden bir duruş sergiliyorlar, siyasi bir duruş sergilemiyorlar çünkü sergileyebilecek siyasi bir duruşları bu anlamda yok belki de yani savunabilecek bir halde değiller kendilerini ama burada bir siyasi savunma görüyoruz.

Sevmediğiniz insanların da hakkını hukukunu savunabildiğiniz zaman özgürlükçü olursunuz

Ahmet ve Mehmet Altan olayına tekrar dönecek olursak, şimdi ikisini de tanırım Mehmet Altan’ı daha yakından tanırım, Ahmet Altan’la yıllar öncesinde tanışıklığımız var ama birbirimizden çok hazzettiğimiz söylenemez, özellikle de kendisini Taraf gazetesini çıkarttığı dönemdeki yayıncılığıyla sorunlarım oldu ve bunun da birtakım şeylerini doğrudan şahsen gördüm. Taraf’ta hakkımda adımın geçtiği bütün her şey aleyhimedir, beni hedef gösterdiler vs. neyse ama bir Ahmet Aktan’ın gazeteciliğini, köşe yazarlığını ve özellikle de edebiyatçı kişiliğini yadsıyacak halde değilim. Kendisinin romanlarını “Sudaki İz”den sonra okumayı bıraktım çünkü Sudaki İz, sola yönelik olarak çok kötü bir kara çalmaydı bence içerik olarak, o zamandan beri Ahmet Altan’ın o duruşunu, sinik duruşunu sevmiyorum özellikle sola bakışını seven birisi değilim ama Ahmet Altan’a kişisel olarak böyle bakıyor olmam, onun şu anda düştüğü adaletsizliği destekleyeceğim anlamına gelmez.
Birçok kişiyi görüyorum, geçmişte yaptıklarından dolayı bunu hakettiğini düşünüyorlar, bence yanlış düşünüyorlar; böyle adalet, demokrasi, hukuk devleti olmaz. Sevmediğiniz insanların da, hoşlanmadığınız, eleştirdiğiniz insanların da hakkını hukukunu savunabildiğiniz zaman özgürlükçü olursunuz. Mehmet Altan’la daha yakın bir ilişkimiz, tanışıklığımız vardı. Çok sevdiğim birisidir ve baktığım zaman iki kardeşin genellikle Mehmet’in daha büyük olduğu sanılır ama Ahmet Altan abidir. Babaları rahmetli, Çetin Altan’la da tanışma şansına ulaşmıştım, o başlıbaşına bir ekoldür ve zaten onun izlerini çocuklarında da görmek pekala mümkün. İkisi aslında farklı duruşlar, savunmalara baktığımızda da bunu görüyoruz. Ahmet Altan sanki köşe yazısı yazar gibi yazmış, köşe yazısı biraz da edebiyat yapar gibi yapmış ama savcıyla bir meselesi var ve savcıya yönelik olarak çok sert şeyler söylüyor, arada çok esprili yerler var, bir tanesini demin odada okurken gülünce arkadaşlar merak edip sordular, mesela şöyle diyor, “Bir gizli tanık çıkıyor karşımıza, kod adı söğüt. Pek de güzel, pek de zarif bir isim seçmişler” diyor tam bir edebiyatçı üslubuyla ve öfkeli bir dille yazmış, alaycı bir dille yazmış ve bir edebi bir dille yazmış ve çok sert bir şekilde kendisine yönelik iddiaları cevaplıyor ve savcıyı suçluyor yani savcının aslında bir şekilde bir siyasi talimatla bunu yaptığını düşünüyor ve olayın kendisini eleştiriyor.

Balyoz yayınlarını savunmada ısrar

Burada önemli bir husus, tabii ki aslında darbeyle alakası bir şekilde olmaması gerekirken, suçlamalara girmiş olan Taraf gazetesinin döneminde yaptığı Ergenekon yayınları ve Balyoz yayınlarıyla ilgili Ahmet Altan bunların kumpas falan olmadığında hâlâ ısrarcı. Bu anlamda da savunması bu anlamda bir tartışmayı hâlâ sürdürmekte olduğunu ve onun hâlaâ yaptığı işleri ısrarlı bir şekilde savunduğunu bize gösteriyor ki şunu biliyoruz; bunu o dönemde, bu süreçte içinde yer almış olan insanların büyük bir kısmı bu ısrarı da bırakmış durumdalar zaten geçen yayında da söyledim, o dönemde Ahmet Altan’ın köşe açtığı, önünü açtığı ve tetikçilik yapmalarına göz yumduğu, tetikçiydiler belli, her ne kadar o onları gazeteci olarak görse de -ki en büyük suçlarından birisi budur- kabahatlerinden birisi budur, bu tetikçileri Türkiye’ye hediye etmesidir kötü bir hediyedir bu. Bu insanların büyük bir kısmı sonra dönüp kendisini vurmaya başladılar, en büyük saldırıları kendi elleriyle yetiştirdiği kişilerden gördü.
Mehmet Altan’ın içinde de bir öfke var, çok kızgınlık var ama o daha bir akademik bir şeyle yazmış, daha az edebi diyelim, bir dille yazmış, o da hakkında söylenenlere teker teker cevap vermiş. Cevap verirken de aslında bu olayın tamamen kendisinin duruşu nedeniyle başına geldiğini, şunu biliyoruz, Türkiye’de askeri darbelere karşı çıkmak, demokrasi savunmak vs. bu konularda ilk akla gelen isimlerdendir Mehmet Altan. Onun darbeyi desteklediği vs. gibi bir suçlama gerçekten akıl alır gibi değil, bu savunmasında onu ciddi bir şekilde hatırlatıyor. Burada acı olan tabii ki bir ikisi de ayrı ayrı yerlerde bunu söylüyorlar, “aslında biz bunları anlatmak zorunda olmamalıydık, bizi bilen insanlar bizim ne olduğumuz bilirlerdi, kitaplarımız ortada, yazdıklarımız ortada” diyorlar, acı olan da bu zaten.
Mehmet Altan’ın savunmasının sonunu olduğu gibi okumak istiyorum ve yayını da herhalde böyle bitiririm, çok anlamlı bir son bulmuş, çok yaratıcı bir son bulmuş, diyor ki; “Silivri’de Necip Fazıl’ın Büyükdoğu Yayınlarından 1969 yılında çıkan ‘Müdafaalarım’ isimli kitabına rastladım. Hakkındaki iddialar için şunu söylüyordu: -180. sayfadan alıntı yapmış- ‘Hem yalancılık hem akılsızlık hem peşin kim ve acemilik hem tarif hem hezeyan bu dünyada hangi savcıya nasip olmuştur?’ Aynı iddianame için söyledikleri şunlar; -191. sayfadan alıntı yapmış- ‘Bilmiyorlar ki tarihte ve en korkunç zulum devirlerinde fevkalade mahkemelerin fevkalade üstü fevkalade savcıları icabında vesika uyduracak kadar iffetsiz; fakat hukuk ve mantık uydurmaya kalkışmayacak kadar mahçupturlar’ Necip Fazıl bunları benim doğduğum yıl olan 1953’te Malatya davasında söylüyor” demiş Mehmet Altan, aradan 64 yıl geçti bu vesileyle Mehmet Altan’ın 64 yaşında olduğunu öğreniyoruz, Ahmet Altan da herhalde o zaman 65-66 öyle bir şey olması lazım. “Bu kez onun manevi talebeleri olduğunu söyleyenler iktidarda ve yine zulum var. Galiba yıllardır değişmeyen tek gerçek bu zulum” diyor.

Savcılara güven olur mu?

Şimdi, şöyle noktalamak istiyorum özellikle Ahmet Altan bağlamında; burada bir savcı yani kendilerini iddianameyi yazan savcıya yönelik eleştirileri var ki baktığınız zaman son derece belki sert olabilir, aşırıya kaçmış olabilir ama zemini olan eleştiriler ve savcıların insanları suçlamak için birtakım şeyleri üretebildiklerini vs. söylüyorlar ama aynı dönemde zamanında o gazeteyi çıkarttıkları zaman savcılara toz kondurtmadıklarını da hatırlıyoruz. Bu onlara ya da ona bir ders olsun diye bir temenni dile getirmek istiyorum. Bir şey anlatmak isterim, öyle noktalayayım o zaman; bize NTV’de çalıştığımız zaman bize cep telefonuyla Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterini düşürttükleri zaman tam bir skandaldı, aslında Taraf gazetesinin o olaydan sonra belki de kapıya kilit vurması lazımdı, neyse, onun ardından bunun tamamen asılsız olduğu çok net bir şekilde, çürütülmeyecek bir şekilde çıktıktan sonra CNN Türk’te o tarihte Hasan Cemal ve Cengiz Çandar’ın yaptıkları bir program vardı tam adını hatırlamıyorum ama tecrübeyle ilgili başlığı vardı, orada Yasemin Çongar’la birlikte çıkmışlardı çünkü Taraf gazetesinin yani helikopter düşürme olayının yarattığı skandalı bir şekilde örtmek için. Orada şöyle bir ettiğini hatırlamıyorum, tam kelime olduğu gibi aklımda değil tabii; tamam bu böyle olabilir ama koca savcılar bu iddiayı durup durup niye ortaya atarlar?” diye kendini savunmaya çalışmış. Herhalde Ahmet Altan Türkiye’de, Türkiye gibi bir ülkede savcılar ortaya atarsa muhakkak bir yerinde bir ateş olmayan yerden duman çıkmaz sözünün Türkiye’de savcılara uyarlanamayacağını böyle acı bir şekilde görmüş oluyor. Başka, zamanında kendisinin bu hataları yapıyor olması başına bu adaletsizliklerin, haksızlıkların ve zulmün gelmesini kesinlikle meşrulaştırmıyor. Bu davalar, 15 Temmuz’un anlaşılmasını, 15 Temmuz’la hesaplaşılmasını alabildiğine zorlaştırıyor. Umarım hatadan hızlı bir şekilde dönülür ve sadece görüşlerini beyan etmekten ibaret hayatları olan insanların mağduriyetleri sona erdirilir.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler!

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar