Ian McEwan: “Brexit en dipteki içgüdüleri gün yüzüne çıkardı”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İngiltere’nin en önemli yazarlarından biri olan Ian McEwan, başka ödüllerin yanı sıra The Man Booker ödülü sahibi. Adı sık sık Nobel Edebiyat Ödülü için de geçen McEwan 15 romanın yazarı.Burada yayımlanan metin Westminster’de yapılan bir konuşmaya ait ve daha önce 2 Haziran 2107 tarihinde The Guardian gazetesinde, “Brexit Reddiyesi: Tutkulu bir Birlik’te kalma taraftarının itirafları” başlığıyla yayımlandı. Metni 8 Haziran 2017’de Libération’daki Fransızca çevirisinden hareketle Latif Yılmaz Türkçe’ye çevirdi.

Ian McEwan
Ian McEwan

Brexit’le ortaya çıkan şimdiki siyasi durumda, kendimi en kötümser ve en tasalılardan oluşan küçük bir gruba ait görüyorum. Üzerinden yaklaşık bir yıl geçti ve çok da güçlü bir siyasi jest olmasa da ben hâlâ başımı hayır anlamında Brexit’e inançsız bir şekilde sallamaya devam ediyorum. Avrupa Birliği’ni terk etme niyeti doğrultusunda duygusallıkla alınan ve neredeyse gizemli (mistik) olan bu kararı kabul etmiyorum. Bunu ne düşünmek istiyorum, ne de düşünebilirim. Reddediyorum.
Ait olduğum grup gündelik bir kafa karışıklığı yaşıyor. Sağduyu ve iyi yönetim isteğini reddeden böyle bir şey olgun bir parlamenter demokraside kendine nasıl yer bulabilir? Sadece seçmenlerin üçte birinden biraz fazla olan bir grup, oylarına dayanarak nasıl olur da gelecek olan yarım yüzyıl boyunca bütün bir ulusun kaderini belirleyebilir? Brexit adına dile getirilen hayâsız yalanlar da nedir? Daha ziyade danışma amacı taşıyan bir referandum nasıl oldu kısıtlayıcı bir statü kazandı? Avrupa Birliği’ne çok az muhabbet besleyen politikacılar nasıl oldular da en yüksek mevkilere gelip bizi çıkışa doğru sürüklüyorlar? Zafer durumlarında bile asabiyetinden bir şey kaybetmeyecek olan ve büyük oranda asabi yaşlılardan oluşan bir topluluk nasıl olur da gençlerin eğilimlerinin hilafına olacak şekilde ülkenin geleceğini belirleme durumunda olabilirler? Nasıl olur da bir avuç milyarder Brexit’i de finanse ederek kendi ekonomik çıkarlarını düşünüyor olabilir? Avrupa Parlamentosu’ndaki Brexit Koordinatörü Guy Verhofstadt’in ifadeleriyle, Tory (Muhafazakârlar) partisi içinde saç saça bir kavga nasıl oldu da böyle bir yozlaşamaya evirildi? Nasıl oluyor da ülke hakiki dertlerini düşüneceği yerde tıpkı depresyona girmiş bir ergen gibi usturayı çıkarıp kendi bileklerini kesiyor?

“Halk Düşmanı”

Brexit seçmenleri büyük bir mabedi andırıyor. Bunun için Brexit lehine oy verenlere bakmak yeterli. Bir tarafta, çoğunluğu oluşturan, kararları daha ziyade kendi dolaylarında yaşadıkları göç ve hızlı değişimlere bağlı endişelerden oluşan çok sayıdaki saygın kişi bulunuyor. Küreselleşmenin beraberinde getirdiği risk ve tehditlerden mustarip olanlar; ya da ülkelerinin bir zamanlarki ihtişamını tekrar yakalayacağını hayal edenler bulunuyor. Bundan sonra yelpazede sıra, Anglikan Brexit’çiler olarak adlandırdığım gruba geliyor. Anglikanlar diyorum çünkü onları ayırmakta zorluk çektiğimiz birlikte kalmayı savunan (remainers) ateistlere yakınlar. Anglikanlar tek pazar, gümrük birliği, serbest dolaşım ve Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın içinde olduğu, ancak Avrupa Birliği siyasasının kurumlarını içermeyen bir birliği veya ilişkiyi mahfuz ederek “yumaşak bir brexit” geçişi istiyorlar. Büyük miktarlara ulaşan yıllık bütçe katkılarını da verecekler: tam olarak absürt. Peki, neden böyle bir durumda ateist olunmasın ki? Bunlardan sonra, tek pazarın ve gümrük birliğinin sonunu getirecek bir ekonomik intihar yanlısı ve katı bir çizgi tutturan mevcut Ortodoksi geliyor. Bu Ortodoks fikri savunanlar, dünyanın geri kalanıyla anlık ve çok taraflı ticari anlaşmaların hayalini kurarken, mahkemelerimizin üzerinde olup da bu konulara dair hüküm verecek bir otoriteyi de istemiyorlar.
Bütün bunlardan sonra bir de AB ile hiçbir anlaşmaya varmadan kendi kendimize Birlik’ten çıkmamızı (çıkarılmak, hatta kovulmak isteyenleri) salık verenleri görüyoruz. Bu yolda yürümek bizi Robespierre’in uğursuz ve karanlık vaziyetini tercih edenlere yaklaştırıyor, muhaliflerin sedalarına ve elbette adli sisteme karşı çıkan “halk düşmanı”na. Bundan sonra ise yoldaki yabancılara bakakalanlarla karşı karşıyayız. Bilgisayarlarının ardında güvenlik arayan ve Gina Miller (Britanyalı iş kadını. Avrupa Birliği’nden çıkmadan önce milletvekilleriyle görüşmeyi hedefleyen bir adalet eylemi başlattığı için nefret kampanyası ile karşı karşıya kalmıştı) gibi Avrupa Birliği’nde kalma yanlısı militanları tecavüz ve ölümle tehdit edenleri buluyoruz. En sonunda ise habis ve rezilleri buluyoruz. Göç karşıtı bir duygunun etkisinde, yolda sırf Polonyaca konuştuğu için insanlara saldıranları. Güney Londra’nın sakin ve huzurlu banliyölerinden biri olan Croydon semtinde, sadece mülteciler için barınak yapmak isteyen birine suikast düzenlediler. Dahası, İşçi Partisi’nin bir yetkilisini Birlik içinde kalma fikrinden dolayı öldürdüler. Bugün kendimizi yeni bir ülkenin içinde buluyoruz. Muhafazakâr partinin eski yöneticilerinden birinin İspanya ile savaş söylemlerini duyuyor ve bunun da pek de tuhaf gelmediği yeni bir ülkenin içinde buluyoruz kendimizi.
İşin aslı, Brexit fikri, kahramanlıkla veya neşeyle ve cömertlikle tanımlanacak bir ulusun veya topluluğun bağrından çıkmadı. Tam tersine bu fikir rezilliğin ve cinayet işleme sıradanlığının, yani insanlığın en an aşağılık içgüdülerinin yer aldığı karanlık ve nemli bir kuyudan çıkmışa benziyor.
Her şeye rağmen, siyasal enerji ve eylem ruhunun Brexit’çilerin tarafında olduğunu söylemeliyiz. Duygusal çağrılardan ziyade ölümcül bir cazibeye sahip akılcı argümanlar kullanan AB’de kalma taraftarları konusunda ne söyleyebiliriz? Esasında 16,1 milyonluk siyasi temsili zayıf, kimse tarafından yönetilmeyen, düşünceli, barışçıl ve biraz da mutsuz olan kalabalık bir topluluğuz. Bildiğim kadarıyla, hiçbir Birlik’te kalma taraftarı herhangi bir Brexit’çiyi öldürmedi. Bizim mabedimiz, belki de kendi zararına olacak düzeyde çok geniş ve çeşitli değil. Mabedimiz bazen inanç bezen de görkemle dolu şikâyetçi, dertli ve biraz da kasvetli bir halet-i ruhiyede. Genel olarak, şimdiye kadar, mabedimiz süreci metanetli bir şekilde izlemişe benziyor. Oylama sonucu tersi şekilde sonuçlansaydı, Brexit’çiler ağıtlarla dolu duygularıyla yetinmeyecek ve geri çekilmeyeceklerdi. Hiçbir zaman “evet insanlar konuştu ve bu sonuç çıktı ve biz de bu kararı saygıyla karşılıyoruz” demeyeceklerdi. Hayır, tıpkı suç ortakları olan gazetelerin referandumdan önceki kırk yıl boyunca yaptıkları gibi aynı şekilde kavgaya devam edeceklerdi. Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’nin (UKIP) önceki lideri Nigel Farage’ın ne değini bilmiyor muyuz sanki? Eğer kendi kampı kaybeder ve aradaki fark kapanırsa ikinci bir referandum yapılmalı demişti?

Negatif özgürlük

Kötü bir anlaşma veya anlaşmaya varılmaması ihtimali üzerinden yeni bir referandum olasılığına kendimizi hazırlamalıyız. Avrupa Birliği Antlaşmasının 50. maddesi [1] üzerine düşünelim. Çok açık bir şekilde yazıyor. Kısa ve özlü bir madde. Söz konusu madde, meseleyi enine boyuna ele almasa da, bir defa ilgili ülke tarafından çıkış gündeme getirilince veya talep edilince ülkenin hemen ayrılmak zorunda olduğunu söylemiyor. Isaiah Berlin’den negatif özgürlük kavramını ödünç alarak, açık bir toplumda yasak olmayan şeyin serbest olduğunu söyleyebiliriz. Anlaşma olmamasının kötü bir anlaşmadan daha iyi olduğunu söyledikleri vakit Brexit’çilerle hemfikirim. Fakat bu ayrılma ve şansımızı cezalandırıcı gümrük vergileri ile deneme anlamına gelmiyor. Bu kalmayı imliyor. AB kulübü içinde kendimizi bir yerlere yerleştirmek zorunda kalmayacağız. Çünkü hem içindeyiz hem de içinde olmaya devam edeceğiz […]
İki yıldan az bir süre içerisinde, bizlere içinde her şeyin olmadığı bir anlaşma sunulacak. Böyle bir konu elbette genel rızayı talep ediyor. [2]
Müzakere sürecine dayalı bir Brexit’in yaratacağı karmaşalar daha önce dillendirildi. İki kamp da yeterince sinirlenmiş ve gerilmiş durumda. Yapısal ve içkin nedenlerden dolayı ünlü kazan-kazan mantığına dayalı bir anlaşma, üzerinde ne kadar atılıp tutulursa tutulsun, pek mümkün görünmüyor. Öyle görünüyor ki, bugünden 2019 yılına kadar ülke kabullenici bir halet-i ruhiyede olacak: Büyük kısmı Birlik’te kalma yanlılarının oluşturduğu 18 yaşından büyük 2,5 milyon kişi ve 18 yaşındakilerin neredeyse hepsi; büyük kısmı Brexit’çi olan kendi kuşağımdan 1,5 milyon kişi ve yeni gömülenler. Olumsuz tarafta ise şunlar bulunuyor-enflasyondaki yükseliş, Britanya sağlık sistemindeki milyarlık bütçe fazlası üzerine yalanlar, Türk “istilası” vb. Hâlihazırda Macron’un başkanlığında, Avrupa Birliği, Avro bölgesinin bütünleşmesinin güçlendirilmesi ve daha fazla reform için adım atacaktır: iki vitesli Avrupa planını yürürlüğe koymak için mükemmel bir an.
Çoğumuz, AB’nin yakın tarihin en olağandışı, kararlı ve cömert siyasal ittifakı olduğunu düşünüyoruz. Yaklaşık 70 yıl boyunca Birlik, görülmemiş bir refah ve barış dönemi yaşadı. Her gün imtiyazlı bir erişim hakkına sahip olduğumuz ticari bir blok hayalini imliyor. Katliamlarla dolu yüzyıllardan sonra, geçmişte savaşmış olan milletler arasında özgürlük ruhunun, toleransın ve açık bir siyasal anlayışın gezegendeki en ikna edici tecessümü olan kahramanca bir proje olarak görüyoruz. Aynı zamanda ulusal ve yerel farklılıkları da koruyan bir proje olarak. İsterseniz otomobilinizle Slovenya’dan Lizbon’a veya Lübeck’e kadar seyahat edin. İnsani ve kültürel düzeyde ABD ile karşılaştırıldığında, AB hem en zengini, hem en çeşitlisi hem de kelimenin olumlu anlamında en karmaşığı. Reforma tabi tutulmaya ve geliştirilmeye ihtiyaç duyduğu vakit, bu çarkın dönmesi için ona yardımcı olmak üzere yanında olmalıyız.

Akıldışı popülistler

Son yirmi yılın olayları bize gösteriyor ki liberal demokrasi her şeyden önce kaçınılmaz bir evrim değil. Ayrıca, küresel siyaset düzleminde dar bir alandan fazlasını işgal etmiyor. Fransa’daki, Birleşik Krallık’taki, ABD’deki, Polonya’daki veya Macaristan’daki farklı tecrübelerin gösterdiği üzere liberal demokrasi oldukça kırılgan ve sağladığı faydaları daha eşitlikçi bir şekilde dağıtmak için kendisini daima yenilemeye ihtiyaç duyuyor. Avrupa projesi büyük bir baskının altında: düşman bir Rusya, nezaketini kaybetmiş bir ABD, göç krizi ve hırslı demagoglara birçok fırsat sunan akıldışı popülist hareketler. Brexit, mevcut olan bu krizlere ve sorunlara vahim olan bir yenisini eklemiş olacak. Avrupa eğer eski yola sapar ve kirli zihinlerin milliyetçiliğine yenik düşerse, tarihin bize gösterdiği üzere Birleşik Krallık büyük bir azap çekerek tıpkı geçmişte olduğu gibi kendisini çatışmaların ortasında bulacak. Bu da Birlik’i bırakmamak için yeterince iyi bir neden. Sivil toplumumuzda bu yönelim ekseninde bazı grupların mücadele ettiğini görmek -gençlerin oy kullanımı için kaydolmaya teşvik edilmesi, taktik oylar üzerinde danışmanlık vermek gibi- insanı umutlandırıyor. Ne var ki, işçi hareketinin bu mücadelenin ön saflarında olmadığını görmek üzücü. Biz parlamenter bir demokrasiyiz. Parlamentomuz, bir zamanlar Birlik’te kalmaya çok istekliyken, bugün düşmemize müsaade ediyor. Emek hareketi gereksiz yere muallakta. Tory’lerin birçok Birlik’te kalma taraftarı üyesi, prensiplerin hilafına iktidarı ve parti içindeki çıkarlarını tercih ediyorlar. Liberal demokratlar bu konuda adanmış ve angaje olmuş olsalar da zayıf durumdalar.
Neyse ki geriye kendi inançları doğrultusunda açıkça mücadeleye hazır Avrupa muhibbi bir sivil toplum var…
Fakat bugünden 2019’a, anlaşmanın olmadığı veya kötü bir çıkış anlaşmasıyla karşılaştığımız durumda kaygılı meclis ile şüpheci ve kararsız seçmeni ikna etmeye çalışarak ikinci bir referandum yapılması için baskı yapabiliriz. «İnsanlar konuşuyor» diye bize her gün nutuk çeken Brexit’çileri unutun. İnsanların kendilerini bir defa daha ifade etmelerinden ölümcül bir şekilde korkanlar da yine kendileri. Müzakere edilmiş bir anlaşmanın ulusun takdirine sunulmak üzere ortaya konması gerekir. Eğer ortada bir anlaşma yok ise, o zaman içerde kalalım dışarı çıkmayalım. Bırakın insanlar konuşsun- hem de bir defa daha!

[1] Madde 50
1. Her üye devlet, kendi anayasal kurallarına uygun olarak Birlik’ten çekilmeye karar verebilir.
2. Çekilme kararı alan üye devlet, niyetini Avrupa Birliği Zirvesi’ne bildirir. Birlik, söz konusu devletle, Avrupa Birliği Zirvesi tarafından belirlenen yönlendirici ilkeler ışığında, bu devletin Birlik ile gelecekteki ilişkisinin çerçevesini dikkate alarak, çekilmeye ilişkin kuralları belirleyen bir anlaşmayı müzakere eder ve akdeder. Bu anlaşma, Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın 218. maddesinin 3. paragrafına uygun olarak müzakere edilir. Anlaşma, Birlik adına, Avrupa Parlamentosu’nun muvafakatini aldıktan sonra, nitelikli çoğunlukla hareket eden Konsey tarafından akdedilir.
3. Antlaşmalar’ın ilgili üye devlete uygulanması, çekilme anlaşmasının yürürlüğe girdiği tarihte, bunun gerçekleşmemesi halinde, Avrupa Birliği Zirvesi oybirliğiyle ve ilgili üye devletle mutabık kalarak süreyi uzatmadığı takdirde, 2. paragrafta belirtilen
bildirimden iki yıl sonra sona erer.
4. 2 ve 3. paragrafların amaçları doğrultusunda, çekilen üye devletin Avrupa Birliği Zirvesi’ndeki veya Konsey’deki temsilcisi, Avrupa Birliği Zirvesi veya Konsey’de kendisini ilgilendiren görüşmelere ve kararlara katılamaz. Nitelikli çoğunluk, Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın 238. Maddesinin 3. paragrafının (b) bendine göre belirlenir.
5. Birlik’ten çekilen bir devlet Birliğe yeniden katılmak isterse, talebi 49. Maddede belirtilen usule tabi olur.
Bkz. http://www.ab.gov.tr/files/pub/antlasmalar.pdf (Ç.N)

[2]Metnin orjinali olan İngilizce’sinde bu cümleden önce başka bir cümle daha bulunuyor. Fakat Libération bu cümleyi çevirmemiş. Söz konusu cümle şu şekilde: “Sonucu şimdiden tahmin edilen bu seçimde, ilerici bir ittifak pek de mümkün görünmüyor. Emek hareketi kendi kendini bir felakete doğru savurmayı tercih ediyor.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus