Adalet Yürüyüşü’nün gösterdikleri

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

[soundcloud url=”https://api.soundcloud.com/tracks/330780361″ params=”color=ff5500&auto_play=false&hide_related=false&show_comments=true&show_user=true&show_reposts=false” width=”100%” height=”166″ iframe=”true” /]

Yayına hazırlayanlar: Şükran Şençekiçer & Gamze Elvan

Merhaba iyi günler! Bir bayram arasından sonra tekrar karşınızdayım. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı adalet yürüyüşü hakkında bir şeyler söylemek istiyorum. Bu konuda daha önce de yayınlar yaptım, bugün de yapıyorum, anlaşılan bitene kadar ve bittikten sonra da başka değerlendirmelerde bulunacağım; çünkü gerçekten Türkiye’de, hele yazın iyice azalan siyasi hayata çok beklenmedik bir dinamizm getirdi. CHP’den beklenmeyen bir dinamizm getirdi ve Kılıçdaroğlu’ndan beklenmeyen bir dinamizm getirdi. Açık söylemek gerekirse, ilk başladığı andan itibaren birçok kesim bunun nerede bir arızayla karşılaşacağını bekledi. Özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan ve iktidar partisinin yöneticileri ve destekçileri bekledi. CHP’nin bir şekilde yüzüne gözüne bulaştırmasını beklediler ve böyle olmuyor. Hatta birtakım provokatif hareketlere rağmen yürüyüş –kimi zaman yağmurluydu, şimdi daha çok sıcaklarla beraber– tempolu bir şekilde gidiyor ve ilginçtir, Türkiye’nin dört bir tarafından, çoğu CHP’li olmakla birlikte CHP’li olmayan farklı kesimlerden insanlar da yürüyüşe, bir günlük de olsa, iki günlük de olsa katılmaya gidiyorlar. Yürüyüş daha çok meskûn mahallerden geçmeye başladı son günlerde, orada yürüyüşe katılanlardan aldığım bilgilere göre bayağı bir ilgi var.

Medya ambargosu

Yürüyüşe katılanlardan aldığım bilgiler diyorum, çünkü şunu biliyoruz ki: Bu yürüyüş Türkiye’de medya tarafından hak ettiği ilgiyi görmüyor, bu hiç şaşırtıcı değil. Mesela benim de yıllarca çalıştığım, Türkiye’de haber kanalı deyince akla gelen –artık gelmiyor ne zamandır– NTV, bu Adalet Yürüyüşü’nü “İstanbul yürüyüşü” olarak veriyormuş altyazılarda. Bu bile bayağı, bir yürüyüşün ne kadar etkili olduğunu gösteriyor. Normal şartlarda böyle bir yürüyüşün, anamuhalefet partisinin yaptığı ve her türlü kesimden katılımın olduğu böyle bir yürüyüşün medyada çok geniş bir şekilde yer ve yankı bulması gerekirdi; ama büyük ölçüde bir ambargo var. Zaten ülkede anaakım medya diye de bir şey kalmadı, bu çok aslında anlaşılır bir şey. Anlaşılır derken, doğru olduğunu söylemiyorum, bildiğimiz bir şey; ama zaten artık Türkiye’de muhalefetin yeni yöntemleri böyle yaygın medyadan çok sosyal medya üzerinden kendini ciddi bir şekilde gösteriyor.
Şimdi, yayının başlığını “Adalet Yürüyüşü Neler Gösterdi?” olarak koydum. Şu âna kadar daha önce yaptığım yayınlarda söylediğim bazı şeyleri tekrarlayacağım; çünkü bunlar ilk günden beri ortaya çıkan şeylerdi, ama bazı yeni şeyler de söylemek istiyorum. Bir kere, CHP’nin bir şeyler yapabileceğini gösterdi; bu önemli, çünkü AKP iktidarının 15 yılında, hep anamuhalefet olmasına rağmen böyle bir sosyal ve siyasal çıkışla iktidara karşı durmamıştı, bu anlamda ilk defa bir hareketliliği yürütüyor CHP. Ve bu hareketlilik, toplumun farklı kesimlerinden CHP’ye genellikle önyargılı bakan kişi ve çevreler tarafından da yakın ilgi görüyor. Bu anlamda CHP’de yeni bir boyut olduğunu çok net bir şekilde söyleyebiliriz, bize bunu gösterdi, 15 günde bunu gördük; hatta ilk bir haftada da gördük ama, 15 günde gördük ve çok olağanüstü bir provokasyon vs. olmazsa da yürüyüş bu tempoyla gideceğe benziyor.

Muhalefetin hareketlilik ihtiyacı

Adalet Yürüyüşü’nün bize gösterdiği diğer bir şey, ülkede muhalif kesimlerin bir hareketliliğe ihtiyacı olduklarını gösterdi ve gerçekten yürüyüşe değişik aşamalarda katılan kişilere, gruplara baktığımız zaman, hepsinin farklı farklı sıkıntıları, şikâyetleri, itirazları olduğunu görüyoruz; ama ilginçtir –şu anda da görüyorsunuz– “Adalet” kavramı bütün bu itirazları bir potada eritebilen bir kavram; bu anlamda “Adalet” kavramının çok ciddi bir şekilde isabetli bir seçim olduğunu bir kere daha vurgulamam lazım. Bu hareketliliği CHP sağladı; daha önce Gezi’de böyle bir şey olmuştu — tabii Gezi bu olayla birebir kıyaslanamaz, ama birçok insan, Türkiye’nin dört tarafından insanlar için, farklı kaygı ve beklentilerle Gezi’ye gelmek, hele Gezi’de o parkın insanlara açıldığı dönemde Gezi’de görünmek özellikle böyle bir şeydi. Orası bir tür ziyaret yeriydi, bulunulan yerdi, şimdi Adalet Yürüyüşü böyle bir olay oldu.
Tabii demin söylediğim, adaletin nasıl bir ortak ihtiyaç olduğunu bize gösterdi bu yürüyüş, net bir şekilde gösterdi. Gerçekten Türkiye’de çok sorun var, ama öncelikle en önemli sorun, şu anda yaşadığımız en önemli sorun adalet. Türkiye hukuk devleti değil ve Türkiye’de en büyük ihtiyaç olan, herkes için ihtiyaç olan husus adalet ve adaletin bu şekilde deforme edilmesi, hukuk devletinin bu şekilde deforme edilmesi nedeniyle, bugün muktedir olanlar da yarın eğer iktidarı kaybederlerse en çok ihtiyacı duyacakları şey adalet olacak, bunu özellikle vurgulamak lazım.

Yanyana gelmek imkansız değil

Bu yürüyüşün bize gösterdiği bir başka husus; CHP içerisindeki ayrışmaların, kavgaların, tartışmaların çok da fazla derinlikli olmadığını gösterdi bize. Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’nun oğlu Kerem Kılıçdaroğlu –ki siyasetbilimci, kendisini burada konuk etmiştik biliyorsunuz– Cumhuriyet’te yürüyüşle ilgili bir yazı yazmış, orada vurgulamış. Mesela yakın dönemde partideki sorumluluklarından istifa eden Selin Sayek Böke, az kalsın partiden atılacak olan Fikri Sağlar ve Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı adaylığını daha önce koymuş olan Muharrem İnce, hepsi beraber –Mustafa Balbay da öyle–, hepsi bu yürüyüşe başından beri aktif bir şekilde katılıyorlar. Burada da görüyoruz ki CHP içerisindeki tartışmalar, ayrışmalar büyük ölçüde CHP’nin hantallığından kaynaklanıyormuş; böyle bir dinamizmle beraber bu farklılıklar, çekişmeler bir anlamda açığa düşmüş oldu, anlamsız kalmış oldu.
Bize gösterdiği diğer bir husus; yan yana gelmenin imkansız olmadığı, değişik anlarda birbirlerine çok farklı kesimlerden insanların yan yana yürüdüğü yolunda gözlemler aktarılıyor. Önümüzdeki hafta Kandıra sapağında HDP’lilerin de yürüyüşle buluşacaklarını ilan etmiş olmaları var. Onunla beraber iş daha da fazla renklenecek ve edindiğim bilgilere göre CHP bundan hiç de rahatsız olmayacak, hatta mutlu olacak; özellikle Ahmet Türk gibi zaten daha önceden CHP’de politika yapmış, SHP’de politika yapmış bir ismin de yer alacak olması –ve muhtemelen eğer bir aksilik olmazsa Kemal Kılıçdaroğlu’yla beraber bir müddet yürüyecektir– bu da çok ilginç bir olay olacak herhalde. Evet, burada birbirinden farklı kesimler pekâlâ bir “adalet” kavramı etrafında yan yana yürüyebiliyorlar; bu çok önemli bir şey. Türkiye’de bir kutuplaşmadan bahsediliyor ve kutupların içerisinde kutuplar olduğu söyleniyor –ki bu aslında bakıldığı zaman bir veri– ama pekâlâ bir “adalet” kavramı muhalefeti bir araya getirebiliyor. Kemal Kılıçdaroğlu dün yanılmıyorsam yaptığı açıklamada hayır cephesinin 4/3’ünün bu yürüyüşe dahil olduğunu söyledi, herhalde isabetli bir saptamadır.
Bize ne gösterdi bu yürüyüş? MHP’nin, daha doğrusu MHP yönetiminin ve partinin tabii, muhalifler tasfiye edildiği için tam anlamıyla MHP’nin ne kadar anlamsız bir pozisyonda olduğunu gösterdi, onu daha önceki bir yayında da söylemiştim, “Bahçeli Adalet Yürüyüşü’ne niye karşı?” diye bir yayın yaptığımızda, Bahçeli’nin MHP’si artık muhalefete muhalif olan bir parti rolünde, ama onun da etkili olmadığını gördük. İlk günden, daha iktidar partisi yürüyüşe karşı tepkisini doğru dürüst dile getirmeden, ilk çıkışı çok sert bir şekilde Devlet Bahçeli yaptı. Ama o çıkışın hiçbir etkisi olmadı. Bu da açıkçası MHP gibi bir partinin şu anda ne durumda olduğunu, ne kadar zayıf bir durumda olduğunu, bu yürüyüş bize net bir şekilde gösterdi. Eğer o çıkışıyla belli bir etki yaratabilmiş olsaydı Devlet Bahçeli, belki hâlâ partisinde, MHP’de bir dinamizm olabileceğini söyleyebilirdik. Ama o erken çıkışı aslında MHP’nin gerçekten iyice tıkanmış olduğunu bize gösterdi.

Siyasi iktidarın aczi

Bir diğer husus — ki en önemlilerden birisi bu: Siyasi iktidarın yürüyüş karşısındaki aczini görüyoruz. Şu âna kadar yapılan açıklamaların hepsini topladığınız zaman, ortaya gerçekten çok içler acısı bir durum çıkıyor. İşte, “Bu yürüyüş bizim lütfumuz, bu yolları biz yaptık, o köprüleri ya da tünelleri biz yaptık” gibi açıklamalar, ya da en son bir bakanın söylediği “Biz bu yolları teröristler yürüsün diye yapmadık” açıklaması, olayın FETÖ’yle irtibatlandırılmaya çalışılması –ki hiçbiri tutmadı, yani fazla da şey yapamıyorlar–; en son bir gazetecinin Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı açıklamayı yorumlayışı çok ilginç bir olay aslında. Post-truth/Hakikat-sonrası denen olayın Türkiye’deki versiyonu. Kemal Kılıçdaroğlu, biliyorsunuz bir açıklama yaptı, dedi ki: “Fethullah Gülen hasta olduğu zaman ona ‘geçmiş olsun’ diyen ve Fethullah Gülen’in de onlara tam sayfa ilanla teşekkür ettiği isimler arasında hepsi var, bir ben yokum” demişti, ki doğruydu. O fotoğrafa bakıyorduk. Sonra listede adı olan bir gazeteci şöyle bir akıl yürütme yaptı: “Biz kandırıldık. Kemal Kılıçdaroğlu’nun adının burada olmaması onun FETÖ’yle irtibatlı olduğunu gösterir” gibi bir açıklama yaptı. Yani Fethullah Gülen’in “Beni arayıp ‘geçmiş olsun’ dediler, kendilerine teşekkür ederim” dediği insanlar FETÖ-karşıtı oluyor, demediği insanlar kendilerini gizliyor. Çok acayip bir akıl yürütme. B
unu birçok kişiye de uygulayabiliriz. Mesela şahsen ben de öteden beri Cemaat’in hiç hazzetmediği, içeri attırmak istediği bir gazeteciyim. Ve zamanında değişik vesilelerle bu konuda Cemaat’i çok rahatsız edecek –ki AKP’yle ittifak halinde oldukları dönemde de– yayınlar, çıkışlar, konuşmalar yaptım, yazılar yazdım. Şimdi o zaman bana, “Bunları yapma, Hocaefendi iyi adamdır, senin yaptığın Ergenekonculuk” falan diyen insanlar, şimdi FETÖ’yle yatıp FETÖ’yle kalkıyorlar. O zaman şöyle bir akıl yürütebilirler: Biz o zaman kandırılmıştık, ama benim gibi insanlar, biz gizli FETÖ’cü, ne diyorlar, kripto FETÖ’cü olarak numara yapıyorduk. Hatta bunu Ahmet Şık’ın aslında kripto FETÖ’cü olduğunu söyleyebilecek kadar ileriye taşıyanlar olmuştu. Bu bize bir aczi gösteriyor.
Çok basit bir olay var. Adalet için insanlar yürüyor. Siz siyasi iktidarsınız. Ülkeyi 15 yıldır yönetiyorsunuz. Şunu diyemiyorsunuz: “Ne adalet arayışı kardeşim? Türkiye’de adalet var, hukuk devleti var, bağımsız ve tarafsız yargı var. Niye yürüyorsunuz? Boşuna yürüyorsunuz” diyemiyorlar. Bu aslında Türkiye’de adaletin ne kadar önemli ve yakıcı bir sorun olduğunun siyasi iktidar tarafından da kabullenilmiş olduğunu bize gösteriyor.

Karalama kampanyaları etkisiz

Yürüyüş daha bitmedi. Şu âna kadar birtakım küçük çaplı protestolar oldu. Çok tiksinç şeyler de oldu, Düzce’de yaşanan gibi. Bir mermi atılması gibi olaylar da oldu — ki bugün AK Parti sözcüsü bunları kınamış. Ama kınadıktan sonra CHP’yi suçlamayı da ihmal etmemiş. Ama bunlar da biz aczin gösterisi. Sonuçta tamamen barışçıl bir yöntemle, kamu güvenliğini ve düzenini rahatsız etmeden ülkenin anamuhalefet partisi lideri Ankara’dan İstanbul’a yürüyorsa, buna kimsenin söyleyecek hiçbir şeyi olamaz. Orada dile getirdiği talepler konusunda bir tartışma olabilir. Onun da cevabı şudur: “Niye adalet istiyorsunuz? Adalet var”dır ve bunun detaylarını konuşmaktır. Ama bunlar konuşulamadığı için, tabii ki birtakım suçlamalar, ki hiçbirisi, çok ilginç bir şekilde, bütün medya desteğine vs.’ye rağmen bu yürüyüşe karşı karalama kampanyaları garip bir şekilde –garip diyorum, gerçekten garip- etkili olamadı. Bu da aslında adalet kavramının ne kadar etkili olduğunu bize net bir şekilde gösterdi.
Bize gösterdiği diğer bir şey, 2019’da olacağı varsayılan başkanlık seçiminin Erdoğan için hiç de kolay geçmeyeceği. Normal şartlarda son referandumda kılpayı olan bir sonucun ardından, Erdoğan’ın iktidar partisinin başına da tekrar lider olarak dönmesiyle beraber, hızlı bir şekilde toparlanmaya gireceği ve alıp başını gideceği beklentisi vardı. Hatta ilk günden hile iddialarına karşı –bazı kesimlerin ısrarına rağmen– tepki vermeyen CHP’nin gerçekten kaderine razı olduğu yolunda yorumlar yapılıyordu. Örneğin Selin Sayek Böke’nin partiden ayrılması böyle bir şeydi biliyorsunuz, böyle bir itirazın ardında. Ama şimdi o da başından itibaren yürüyüşün bir parçası oldu. Bu da gösteriyor ki hiç de sanıldığı gibi olmayabilir. Olmayacağa benziyor.
Tabii burada sorun şu: Yürüyüş daha bitmedi. Yürüyüş nasıl noktalanacak? En son İstanbul Maltepe’de yapılması planlanan miting nasıl olacak? Ve sonrası ne olacak? Burada yakalanan dinamizmi CHP yeniden üretebilecek mi, sıcak tutabilecek mi? Artık CHP’nin eski günlerine dönme şansı kalmadı. Bu Adalet Yürüyüşü’nün ardından CHP artık bu rotada –tabii bu sürekli sokakta olması anlamına gelmez ama– sürekli dinamik, gündem belirleyen bir parti olabilmek durumunda. Çıtayı kendisi için çok yükseğe taşıdı. Tahmin ediyorum Kılıçdaroğlu ve kurmayları da bu kadarını beklemiyorlardı açıkçası. Bu yürüyüşün bu kadar etkili olabileceğini beklemiyorlardı. CHP’nin bunu nasıl taşıyacağı meselesi çok önemli olacak. Evet, artık CHP eskiye dönemez diye düşünüyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus