Vali R. Nasr: Trump Ortadoğu’nun anahtarını Putin’e teslim etti

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Johns Hopkins School of Advanced International Studies’de dekan olan Vali R. Nasr, yazdığı “Şii Uyanışı: İslam İçi Çatışmalar Geleceği Nasıl Şekillendirecek?” isimli kitapla dikkatleri üzerine çekti. Onun 17 Temmuz 2017’de New York Times’ta çıkan yazısını İlker Kocael çevirdi.

Vali Nasr, İran asıllı İslam düşünürü Seyyid Hüseyin Nasr'ın oğludur
Vali Nasr, İran asıllı İslam düşünürü Seyyid Hüseyin Nasr’ın oğludur

Son iki ayda, Amerika’nın eğittiği kuvvetler IŞİD militanlarını Irak’ın en önemli şehri Musul’dan tahliye etse de, kapı komşusu Suriye’deki savaş alttan alta tehlikeli bir hâl alıyor: Rusya’nın Ortadoğu’da yeniden etkili bir mevzi kazanmasına elverişli bir hâl bu.
Başkan Trump’ın yaptığı büyük gafla başlayalım; bu gaf Suudi Arabistan’ın IŞİD’le savaşacak Sünni-Müslüman ittifakı bölmesine yol açtı –öyle ki Katar ve Türkiye yakınlaştı, İran ve Rusya ile işbirliğine açık hâle geldi. Sonrasında Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Almanya’da masaya oturduğunda, Amerikan Başkanı Suriye’de ateşkes konusunda anlaşmaya vararak neredeyse bölgenin anahtarını hasmına teslim etti: anlaşmaya göre çatışma üzerinde Rusya’nın kalıcı nüfuzu kabul edildi, bu da Rusya’ya genel anlamda bölge üzerinde daha geniş bir nüfuz olanağı sağladı.
Trump’ın çevresindeki insanların birbirleriyle taban tabana zıt fikirlere sahip olması ve Başkan’a has öngürülemezlik; Putin’e bölgede Rusya’nın varlığını genişletme fırsatı sunuyor. Bu durum, Sünni ve Şii devletler arasında ezelden beri süregelen mezhep bölünmesini bile silikleştirdi, ABD’nin stratejik mevzisini daha karmaşık hâle getirdi.
Elbette, Trump Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ı kendi arkasını toplaması için bölgeye gönderdi. Ancak Ortadoğu hükümdarlarının nezdinde; amirin tweet’lerinin yaptığı zararı memurun telafi etmesi mümkün değildi.
Tabii en berbat hata Trump’ın bölgede Katar’ın hasmı Suudi Arabistan’ın sırtını sıvazlama amacıyla Katar’a yönelik sarf ettiği sözler ve bunu takiben ülkenin tecrit altına alınmasıydı. Hamle, Sünni ittifakı iki kampa ayırdı: bir tarafta Katar ve Türkiye (her ikisi de bölgede Amerika’nın askeri varlığı için çok önemli), diğer tarafta Suudi ve Amerikan destekli diğer Körfez ülkeleriyle birlikte Mısır ve Ürdün. Batı ile ilişkilere sahip üçüncü grubun liderleri –Kuveyt, Umman ve Irak- ise durumu endişeyle karşıladılar.
Rusya’nın ne ölçüde özgüven kazandığı 19 Haziran’da ABD’nin Suriye’nin savaş jetini düşürmesine verdiği yanıtta ortaya çıktı: açıklamada Rusya, Batı Suriye’yi ABD’nin başı çektiği koalisyonun uçaklarına yasaklı bölge ilan etti. Bu mesele hızlıca çözülse de Almanya’da yapılan anlaşmaya yol açtı: anlaşma kapsamında güney batı Suriye’de ateşkes ilan edildi, Başkan Trump meseleye basit yaklaşımı nedeniyle anlaşmayı ABD ve Rusya’nın birlikte çalışabileceğinin bir işareti olarak selamladı.
Halbuki Rusya’nın bölgeye neden şimdi bu kadar ilgiyle yaklaştığını sorgulamalıydı. Bunun cevabı şurada saklı: Basra Körfezi ve Arap çöllerinden Batı’ya ne kadar petrol gittiğini düşünün; tek başına bu, bölgedeki ülkeleri Rusya’nın rakibi ya da partneri hâline getiriyor. Burada petrol, Putin’in Rusya’nın yeniden ABD’ye kafa tutabilecek küresel güç statüsünü elde etme umutlarını bağladığı bir kaynak olarak öne çıkıyor.
Dahası, eğer Rusya, Türkiye ya da İran gibi Ortadoğu’daki rejimlerin askeri teçhizat koruyucusu ya da tedarikçisi rolünü üstlenirse, bu onun Akdeniz ya da Basra Körfezi gibi sıcak denizlere erişimini kolaylaştırır –bu yalnız askeri anlamda değil, küresel enerji arzının dolaşımı için de kritik öneme sahip. Suriye’deki savaş Putin’e Ortadoğu’da bir alan sağlasa da onun çıkarları Suriye ile sınırlı değil. İran ile partnerliğini kurduğu gibi Türkiye ile de gittikçe genişleyen ortak bir zemin yakaladı.
Trump yönetimi onun daha da büyük hayallere kapılmasını sağlayacak yolu açtı (Suudi-Amerikan eksenine şüpheyle yaklaşan ülkelerin geniş ittifakının başını çekme fırsatı gibi). Buna dahil olanlar yalnızca Sünni Katar ve Türkiye değil, aynı zamanda Şii İran ve bölgesel dostları, Şii çoğunluklu Irak ve potansiyel olarak (çoğunluğu İslam’ın üçüncü yorumu İbadilik’e bağlı) Umman.
Bu ülkeler birlikte ele alındığında, bölgede ve küresel enerji piyasasında önemli bir gücü temsil ediyor. Ayrıca bu ülkelerin bir araya gelmesi Şii ve Sünni nüfusu, İslam’ın bugün siyasette geniş yelpazedeki temsilinin ayakta kalabilen öncülerinden olan ve Arap dünyasında hâlâ önemli bir güce sahip Müslüman Kardeşler perspektifinde buluşturma potansiyeli taşıyabilir. Bu hareket bölgede geniş çapta destek toplarken, Suudi-Amerikan ekseninin de nefretini topluyor.
Bu türden fırsatlar dolayısıyla Putin’in bölgedeki yıldızı her geçen gün daha da parlıyor.
Peki bu nasıl gerçekleşti? Trump’ın Suudi Arabistan ve müttefiklerine Katar’a karşı açık desteği; Türkiye, Irak ve Umman’a yönelik bir uyarı olarak yorumlandı. Eğer Suudiler tarafından radikalleri desteklemek ya da İran’la iyi ilişkiler yürütmekle suçlanırsa, bu ülkeler de Suudilerin –ve ABD’nin- dışlama politikası ile karşı karşıya kalabilir.
Katar ve Türkiye, Rusya ve İran’ın himayesinde olan Cumhurbaşkanı Esad’ı devirmeye çalışan Suriyeli ayaklanmacılara yardım ederken IŞİD’le mücadelenin nasıl yürütüleceği ile ilgili Washington ve Riyad ile ayrı düştüler. Bugüne kadar İran’ın çatışmadaki rolünü eleştirirken; Katar ve Türkiye, Suriye’yi Suudilerin başı çektiği bloğa karşıtlık çerçevesinden görmeye başladı. Bu, Suriye savaşının yatışmasını bekleyenler için pek iyi bir haber değil; Rusya’nın başı çektiği ittifakı güçlendirmesi çok daha yüksek ihtimal.
Washington, hızlıca arabuluculuk müessesesinin çalıştırılacağı bir yol olduğunu umuyor olabilir. Ancak Katar beyaz bayrak sallayacağa pek benzemiyor. Hatta ilk tepkileri Türkiye ve İran’dan destek talep –ve elde- etmek oldu. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye’de asker konuşlandırmaya izin veren yasayı Meclis’ten çıkarttırdı. İran, havadan yiyecek ikmali yaptı ve Suudi-Amerikan ablukasını aşabilmesi için Katar’a İran’ın üç limanına erişim izni verdi.
Rusya da topa girdi ve dışişleri bakanlarının Moskova ziyareti sonrasında hızlıca Katar’a yardımda bulundu. Aynı zamanda Rusya, Suriye’de İran’la işbirliği yapması için Türkiye’nin sırtını sıvazlıyor.
Açıktır ki, Başkan Trump, Ortadoğu politikasının çetrefilli yapısını kavramadan hareket etti –büyük-güçler arasındaki siyasete ne ölçüde dahil olabileceklerini ve kendi eylemlerinin onları nasıl etkileyeceğini hesaba katamadı.
Şimdi Rusya, Ortadoğu’daki nüfuzunu artırırken; Trump, Putin’in Türkiye’yi NATO müttefiklerinden uzaklaştırmasının önüne geçmek gibi zor bir görevle karşı karşıya. Bunun yolu Suriye’deki çatışmanın körüklenmesi ya da Katar’a karşı Suudi Arabistan’ın desteklenmesi değil. Bunun yerine ABD, taraf tutmaktan imtina ederek ve müttefikleri karşısında tarafsızlığa dayalı geleneksel rolüne geri dönerek Sünnilerin kendi içindeki kavgayı sonlandırmalı. Süreçte, Trump yönetimi Rusya’yı geri çekilmeye zorlamak, IŞİD’i dize getirmek, Suriye ve Irak’taki kanlı çatışmaları sonlandırmak için bölgenin tüm güçlerinin işbirliğine ihtiyaç duyduğunu kabul edebilir.
Bu da zorlu bir göreve tekabül ediyor. Bu zorlu görev, derin tefekkür ve makul tavsiyeler yerine dürtüye dayalı, üzerine kafa yorulmamış sürpriz hamlelerle daha da içinden çıkılmaz hâle gelebilir.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus