Davutoğlu’nun trajedisi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler. Eski Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’yla MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli arasında giderek tırmanan bir tartışma var. Aslında tartışma değil bu; alenen bir kapışma, kavga. Bunun başlangıcı, biliyorsunuz 15 Temmuz’da Ahmet Davutoğlu Kerkük konusuyla ilgili 10 maddelik çözüm önerisi sundu. Nerede sundu? Sosyal medyada sundu. Artık Ahmet Davutoğlu arada sırada Twitter ve Facebook hesaplarından birtakım konularda görüş beyan ediyor. Onun ötesinde kendisini medyada görmüyoruz. Bu kendi kişisel tercihi mi yoksa çağırmıyorlar mı, çok emin değilim. Ama çağırmama ihtimalleri daha yüksek. Zaten medyanın önemi bir bölümü doğrudan siyasî iktidarın denetiminde ve siyasî iktidar da Ahmet Davutoğlu’nun konuşmasını çok isteyecek bir durumda değil. Davutoğlu burada siyasetçiden öte siyasetbilimci kimliğiyle, referandumun dondurulması ve tarafların Kerkük’ün statüsü konusunda anlaşması üzerine 10 maddelik bir çözüm önerisi sundu. Çok fazla dikkat çekmedi. Biraz haber oldu sağda solda. Ancak iki gün sonra grup toplantısında Devlet Bahçeli Davutoğlu’nu bu yaptığı açıklama nedeniyle çok sert bir şekilde eleştirdi. Çok hakaretâmiz laflar da var. Ve Davutoğlu’nu dolaylı olarak bir şekilde FETÖ’cülükle suçlamaya kadar da vardı. Ondan sonra Davutoğlu yine bir 10 maddeyle Bahçeli’ye cevap verdi. Verdiği cevapta da bu sefer Bahçeli’yi FETÖ’cülükle itham etti. Bu noktada Bahçeli’nin makam odasında 17-25 Aralık’a gönderme olarak saat 17:25’te durmuş saatle poz vermiş olduğunu hatırlattı. Ve onu bir şekilde FETÖ’yle ilişkilendirmeye çalıştı. Ama ilginç bir husus, özellikle 8. maddede, bir şekilde partisinin kendisine sahip çıkmasını beklediğini anladığımız birtakım sözleri de oldu.

Hakaret ve aşağılamalarla dolu bir cevap

En son bugün MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın uzun bir yazılı açıklamayla Davutoğlu’nun bu son açıklamasına cevap verdi. Bu yazılı açıklamanın açıkçası Bahçeli’nin kendisi tarafından hazırlanmış olduğunu, ya da en azından ana gövdesinin onun tarafından hazırlanmış olduğunu düşünüyorum; çünkü bu Bahçeli’nin üslûbuna, diline çok benzeyen bir açıklama. Bahçeli’nin hem grup toplantılarında hem sosyal medya hesaplarında kullandığı, bildiğimiz, benim bir gazeteci olarak çok eskiden beri bildiğim diline çok yakın bir şey. Şimdi bu son açıklama, Semih Yalçın imzalı açıklama öyle böyle bir açıklama değil. Şimdi mesela “siyaset düşüğü”, “siyaset safrası”, “siyaseten mevta”, “ahlâken imha” gibi laflar var. Daha fazla var. Sanki öyle bir şey ki, bu metni kim hazırlıyorsa –diyelim ki Semih Yalçın ya da Devlet Bahçeli–, çevresindeki insanlara, “Bana sözlükten, internetten biraz hakaret sözcüğü bulun” demiş gibi. Baştan aşağı Ahmet Davutoğlu’nu aşağılayan, küçük gören, hakaret eden, doğrudan saldıran bir metin.
Ve burada tabii bir diğer husus da açık bir şekilde FETÖ suçlaması var. Diyor ki: “Sana tavsiyemiz: Haddini bileceksin, sabrımızı daha fazla zorlamayacaksın. Kripto damarın tutuyor”. Kripto damardan kastedilen, gizli Fethullahçılık anlamında. “Pensilvanya özlemin canlanıyor. Ama hesaba çekileceğin günler de hızla yaklaşıyor”.

Kim iktidarda, kim muhalefette?

Şimdi bütün bunları topladığımız zaman, çok net bir şekilde şunu görüyoruz: MHP yönetimi işini gücünü bırakmış, Ahmet Davutoğlu’nun –kaba deyimiyle– ipini çekiyor. Burada bir bütün olarak baktığımızda şöyle bir hava var: Bir tarafta bir iktidar partisinin sözcüleri var. Bir tarafta da bir muhalefet partisi, muhalif birisi var. Ve iktidarla muhalefetin kavgası yaşanıyor. Tamam. Ama işin ilginç tarafı şu ki, iktidar adına konuşan, MHP’liler; sanki muhalif konumda olan ise Ahmet Davutoğlu. Bahçeli’nin şu anda görüntülerini gördüğünüz grup toplantısında yaptığı konuşmada ettiği daha ilk sözlere bakalım. Burada çok net bir şekilde göreceğiz: “Türkiye Cumhuriyeti Barzani’ye, ‘Referandumunu iptal et’ diyor. Irak’ın siyasî birliğine, toprak bütünlüğüne tartışmasız önem veriyor. Ne var ki eski başbakan çıkıp müzakere tavsiyesinde bulunarak referandumun dondurulmasını öneriyor. Sayın Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu, Dışişleri Bakanlığı, TSK güçlü bir iradeyle ağız birliği içindeyken, bir eski başbakanın durumdan vazife çıkararak devletin politikalarına aykırı beyanat vermesi, Türkmenlerin haklarına kara çalması gafillik ve garabettir. Ve de hükümetin politikalarını sabote etmektir.”
Bahçeli Davutoğlu’na diyor ki: “Sen nasıl hükümetin politikalarını sabote edersin”. Ama Bahçeli hükümetin ortağı değil. Öte yandan Davutoğlu, yakın bir zamana kadar hükümetin başındaki kişiydi ve hâlâ fiilen AKP’nin Konya milletvekili. İşte bunun için bu yayının başlığını “trajedi” olarak seçtim. Davutoğlu’nun ciddi bir trajedisi yaşanıyor. Kendisinin zor duruma düştüğünü gören MHP yönetimi, eskiden beri biriktirdikleri şeyleri de katarak, siyasî iktidarın ve ona destek veren medyanın ona sahip çıkmayacağını da herhalde hesaba katarak, Davutoğlu’nun yanında durmayacağını da hesaba katarak, Davutoğlu’na çok sert, peş peşe, uzun uzun, çok detaylı, farklı farklı suçlamalar yöneltiyorlar.
Ama biliyoruz ki Davutoğlu bu iktidarın başından beri içinde olan birisi. Çok iyi hatırlıyorum, 2003 ya da 2004’tü, AB’nin Kopenhag zirvesini gazeteci olarak izlerken, Ahmet Davutoğlu’yla ilk orada karşılaştım. Kendisi eskiden beri tanıdığım birisiydi, ama heyete katılmıştı. Yeni başdanışman olarak atanmıştı, o dönemin başbakanı Abdullah Gül tarafından. Ve ilk görev yeri de o müzakerelere katılmaktı. Daha sonra başdanışman olarak büyükelçi sıfatı da aldı, biliyorsunuz. Dış politikanın şekillenmesinde çok önemli roller üstlendi. Ardından dışişleri bakanı oldu ve nihayet başbakan ve parti genel başkanı oldu. Yani AKP’nin başından beri içinde olan birisi. Ağır toplarından birisi — öyle söyleyelim. Zaten İslamî hareketten gelen birisi.
Bütün bu süre zarfında MHP’nin AKP’yi doğal olarak, muhalefet partisi olduğu için eleştirdiği oldu. Bahçeli’nin eleştirilerinden en çok nasibini alan da, uzun yıllar başbakanlık yapmış olan Recep Tayyip Erdoğan’dı. Sonra cumhurbaşkanlığı döneminde de eleştirdi. Şimdi pozisyonlar değişti. Devlet Bahçeli siyasî iktidarın adı konmamış bir ortağı olarak, en büyük destekçisi olarak ortada. Ahmet Davutoğlu birdenbire Erdoğan tarafından sıfırlandı ve köşesine çekildi. Milletvekilliği sürüyor ama köşesine çekildi. Ve şu anda MHP hükümetle, daha doğrusu hükümetten ziyade Erdoğan’la kurmuş olduğu ilişkinin de verdiği güvenle Davutoğlu’nu harcıyor.

Davutoğlu tavır almak isteyecektir

Benim bildiğim Davutoğlu –ve herkes iyi-kötü bilir, yakından tanıyanlar daha iyi bilir– Bahçeli’nin her bir lafından ayrı ayrı, çok ciddi bir şekilde rahatsız olmuştur. Özellikle Semih Yalçın imzasıyla yapılan bu son açıklama herhalde onu çok derin bir kızgınlığa, öfkeye sevk etmiştir. Ve burada tek başına yapabileceği çok fazla bir şey yok. Bununla yüzleşmeyecek, bunu görmezden gelecek bir kişi değil. Siyasetçi demeye çok dilim varmıyor, çünkü Ahmet Davutoğlu siyasetçilikten çok hocalığıyla bilinen birisiydi. Hatta insanın “Keşke hep öyle kalsaydı” diyeceği de oluyor. Buna bir şekilde cevap vermek isteyecektir, tavır almak isteyecektir.
Ancak bunu nasıl yapacak? Öncelikle tabii ki siyasî iktidarın ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine sahip çıkmasını bekleyecek. Bu konuda doğrudan bir talebi olur mu bilmiyorum. Ancak bu şekilde, düne kadar partinin en önemli yerlerinde görev almış birisinin bu şekilde resmen aşağılanmasına karşı partisinin bir şeyler demesini bekleyecektir diye tahmin ediyorum. Ama biraz gerçekçiyse böyle bir şeyin olmayacağını da herhalde tahmin ediyordur. İşte o zaman çok daha ciddi bir krizin gelmekte olduğunu söyleyebiliriz.
Ama şunu unutmayalım: Ahmet Davutoğlu’nun ipini “Pelikan Dosyası” diye uyduruk bir şeyle internet üzerinden çektiler ve o andan itibaren Ahmet Davutoğlu’nun bütün yaptıkları, aleyhine yazılarak marjinalize edildi, kenara itildi. O bunları sineye çekti bir şekilde; ne derece çekti bilmiyoruz, ama kamuoyuna yansıdığı ölçüde birtakım tepkileri olduğunu, itirazları olduğunu, kızgınlıkları olduğunu duyuyoruz. Bir şeyler yapmak istediği yolunda spekülasyonlar da çıkıyor. Ama şu son olay gerçekten Davutoğlu için herhalde işin renginin iyice değişeceği bir şey olacak.

MHP ve AKP’nin, hatta Türkiye’nin trajedisi

Burada, evet, Davutoğlu’nun bir trajedisi var; ama bu aynı zamanda Devlet Bahçeli’nin de trajedisi. MHP gibi güçlü bir hareketi, tarihsel bir hareketi –muhalefeti iktidara getiremedi, bir dönem geldi, sonra kaybetti ama– şu son dönemde iktidarın, Tayyip Erdoğan iktidarının bir destekçisine dönüştürdü, parti içerisinde büyük kopmaları göze alarak ve şu anda hükümetin, daha doğrusu Erdoğan’ın politikalarının en büyük destekçisi olarak bu politikaların aslında kendi politikaları olduğu yolunda bir intiba yaratarak — ki büyük ölçüde böyle olduğunu kabul etmek lazım…
Ama bunlar kesinlikle kalıcı olmayacaktır. Çünkü Erdoğan bir süredir, biliyorsunuz, konjonktüre göre politika değiştiriyor. Dün burada yaptığım yayında Doğu Perinçek üzerine söylediğim hususu Bahçeli için de tekrarlamıştım. Aslında ne Perinçek ne Bahçeli ne bir başkası Erdoğan’ın ortağı değil, paydaşı değil. Erdoğan iktidarını paylaşmıyor. Ama bu duruma razı olmuş bir Devlet Bahçeli görüyoruz. Ve Devlet Bahçeli’nin böyle bir şeyde, bunun verdiği imkânla Davutoğlu üzerinden bir hesaplaşmaya gittiğini görüyoruz.
Sonuçta ne olacak? Diyelim ki Davutoğlu bundan –diyelim ki diyorum ama, büyük bir ihtimalle böyle olacaktır– yaşadığı rahatsızlığa karşı partisinin kendisine destek vermesini bekleyecek. Ve bana göre büyük ihtimalle bu desteği, umduğu desteği bulamayacak. Ve onun umduğu desteği bulamaması ona bir eksi olarak yazılırken, Devlet Bahçeli’nin artısı olarak ortaya çıkacak. Ne denecek? Devlet Bahçeli Davutoğlu’nun son durumunun başlatıcısı oldu. Yani “Davutoğlu’na, aslında ‘Pelikan Dosyası’yla ipi çekilen Davutoğlu’na son noktayı MHP ve Devlet Bahçeli koydu” olacak.
Bu ama dediğim gibi Bahçeli’nin de trajedisi: Gerçekten MHP ve Ülkücü Hareket’in şu anda geldiği nokta açıkçası hiç de parlak bir nokta değil. Ama bu aynı zamanda AKP’nin trajedisi.

Çocuklar yeniyor ama ortada devrim yok

Hani bir laf vardır, “Devrim çocuklarını yer” diye. Ortada bir devrim yok, ama yenilen çok çocuk var. Bunlara Davutoğlu zaten eklenmişti, şimdi artık bu süreçle beraber bunun çok daha ileri bir noktaya götürüldüğünü görüyoruz. Ama dediğim gibi çocuklarını yiye yiye, ya da başkalarına yedire yedire yol almaya çalışan bir siyasî iktidar var; ama burada bir devrim ve iktidar yok. Bir kriz var. Kriz, Ahmet Davutoğlu’nun ya da bir başkasının ya da Melih Gökçek’in, Kadir Topbaş’ın, Niğde Belediye Başkanı’nın istifasıyla çözülebilecek bir kriz değil. Tabii son olarak bu aslında Türkiye’nin trajedisi. Türkiye’de bu kadar net bir şekilde yaşanan “yönetenlerin yönetememe krizi”nin nasıl aşılacağı konusunda an itibariyle Türkiye’nin önünde herhangi bir perspektif bulunmuyor. Böyle de acı bir durumla karşı karşıyayız ülke olarak.
Evet, Ahmet Davutoğlu uzun yıllar emek verdiği bir hareket tarafından kısa bir süre içerisinde kenara itildi ve şimdi ona son noktayı, fırsat bu fırsattır diyerek MHP koymaya soyundu. Bunda başarılı olma ihtimalleri hayli yüksek. Ama Davutoğlu’nun düştüğü durum da bize aslında Türkiye’de hem AKP’nin, ama aslında Türkiye’de İslamî hareketin düştüğü duruma da işaret ediyor. Şöyle ki: Gazeteci olarak ben bu hareketle ilgili ilk çalışmalar yapmaya başladığım zaman, Ahmet Davutoğlu’nun ismini 80’li yılların ortalarında duymuştum. Ahmet Davutoğlu bu İslamî hareketin –hareketliliğin, her ne derseniz– parlak isimlerindendi. Yani yabancı dil bilen, belli bir seviyenin üstündeki birkaç genç ya da orta yaşlı isimden birisiydi Ahmet Davutoğlu. Orada birkaç kişi daha vardı, o birkaç kişiden –şimdi adlarını anmayayım– o dönem öne çıkan bazıları üniversiteyi tercih ettiler ve siyasete hiç bulaşmadılar. Hiç yıpranmadılar. Hâlâ kitaplarını yazıyorlar, hâlâ belli bir saygınlığa sahipler. Bence isabetli olanı yapmışlar. Ama Ahmet Davutoğlu –ki kendisinin hep böyle hedefleri vardır, iddiaları vardır, kendini özne olarak merkeze alan bir kişidir–, o kitaplarında yazdıklarının hayata geçirilmesinde bizzat aktör olarak yer almak istedi. Belli bir yerde bunu yaptığını düşündü. Bunun efsununa kapıldı diyelim. Ama şimdi geldiği noktada, istese de hiçbir şey olmamış gibi academia’ya, üniversiteye dönme imkânının da çok fazla kalmadığı acı bir durumla karşı karşıya.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus