Çin’in geleceği dünyayı nasıl etkileyecek? Atilla Yeşilada ile söyleşi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına Hazırlayan: Sahra Atilla

Çin komünist Partisi Ulusal Kongresi ile başlayalım. Öncelikle bu kongre neden önemli, yapılma amacı ne, etkisi ne? Onlardan başlayalım.

Atilla Yeşilada: Çin’de devletten önce komünist partisi geliyor. Çünkü kurucu ulusu o, yani Mao etrafında toplanan Komünist Partisi kurulu düzeni yıktı İkinci Dünya Savaşı sonunda. Komünist Partisi de liderini seçiyor, onun arkasından ancak ulusal meclis toplanacak gelecek sene ve orada devlet başkanı seçecekler. Dolayısıyla Komünist Partisi’nin lideri de arkasından devlet başkanı olacak. Beş yılda bir toplanan kongre pek çok acıdan önemli; hem Xi’nin ikinci beş yıllık dönemi teyit edilecek hem de Politbüro dediğimiz aslında meclis daha toplanmadığı için ülkeyi yöneten bizde ki merkez karar organı, merkez yürütme komitesi üyeleri yenilenecek, kimisi şartlı emekli oluyor. Xi dönemde yolsuzluğa karşı çok ciddi bir operasyon başlatıldı. Pek çok üye galiba yüzde on kadarı son beş yılda tasfiye edildi. Bunların yerine yenileri atanacak. Bir de merkez yönetme komitesi var bunlar da sekiz ya da dokuz kişi oluyorlar. Buraya da Xi muhtemelen kendi adamlarını doldurmayı deneyecektir. Tabii Çin hakkında hiç birimiz uzman değiliz. Dolayısıyla bu komite çok kritik. Çin Komünist Partisi içinde de çeşitli klikler yani gruplar var.  Xi bunların hepsinin üstünde bir hakimiyet ya da konsensüs sağladığına emin değiliz ama sağladıysa Politbüro da tamamen onu eline geçecektir. Başka değişiklikler de olabilir dolayısıyla birincisi bu anlamda Çin Komünist Parti Ulusal Kongresi çok önemli. İkincisi başka bir şey de var. Sorarsan ona da cevap veririm. Xi anayasayı da değiştirmek istiyor ve çok uzun süre iktidarda kalacağı bir politik bir altyapı kurmak istiyor bunu becerirse Çin’in kaderi değişir.

Normalde iki dönem yapabiliyorlar değil mi?

Yeşilada: İki çarpı beş. Ondan sonra emekli oluyorlar.

Peki üç buçuk saat konuşmuş. Toplantı sırasında “modern sosyalizm” tabirini kullanmış. Öncelikle -takip ettiniz mi bilmiyorum ama etmişsinizdir muhakkak- nasıl buldunuz? Çünkü bazıları da  Xi’nin daha demokratik, daha liberal ekonomiden yana daha serbest piyasadan yana olduğunu ve bu ikinci dönemde bunu daha fazlalaştıracağı söyleniyor. Sizin herhalde beklentiniz bu yönde değil.

Yeşilada: Değil. Yani böyle söyleyenler var. Ben konuşmanın tamamını dinleyemedim, tercümesini okuyamadım ama üç buçuk saatlik bir konuşma bile genelde diktatör rejiminin özelliğidir. Kimse o kadar uzun konuşmaz ama zaten ana başlıkları okuduğumuzda Çin’de ismini hatırlayamadığım çok muhteşem liderleri tarafından başlatılan sınırlı demokrasinin genişletilmesi ve piyasa kapitalizm deneyinin sürdürülmesine bir son verileceği belli artık yeniden parti yönetimin de, parti güdümünde bir kalkınma  ve toplum modeline geçiş var. Partinin hayatın bütün alanlarında denetimin sıkılaştırdığı bir modelden bahsediyor Xi. Ancak bu şekilde temel ekonomiği hedef alan mütevazide olsa bütün vatandaşların refaha kavuşturulduğu bir Çin sağlanabileceğini savunuyor. Temel mesaj buydu. Dolayısıyla şunu söyleyenler var son derece haklısınız. Xi ilk beş yılında cephe gerisini garantiye aldı orada ki mikropları temizledi zaten Çin’de reform yapsa yapsa muhafazakârlar yapar, radikaller reform yapamaz. Ancak benim şahsi tetkikim; Xi’ye böyle bir vizyon ve karakter yok yani temel olarak muhafazakâr bir yapıdan geliyor komünizme çok sadık ve ayrıyeten pek liberal demokrasiye ya da herhangi bir demokrasiye inancı yok. Bu yüzden reform yapmaktan çok komünizme ve parti komünizmine kontrolünü güçlendirerek  Çin’de var olan ekonomik yapıya devem etmek, devam ettirmek ve Çin’in dünyada ki nüfusunu geliştirmek üzerine çalışacak.

Siz yazınızda demokrasiyi tadanlar bir daha bundan kolay vazgeçmez demişsiniz aynı zamanda bunu serbest piyasa ekonomisi için de söylemişsiniz ve Rusya’yı Çin ile kıyaslamışsınız. Yazıyı okumayanlar için olayı biraz özetler misiniz? Yani Çin’deki sürecin Rusya’ya benzeyip benzemeyeceği hakkında yazmışsınız. Onu kısaca özetler misiniz? Çin’i ne bekliyor, bu dönüşüm nasıl gerçekleşecek?

Yeşilada: Bunu Türkiye’de de görüyoruz AKP döneminde biz demokraside çok büyük aşamalar kaydettik –Gezi’ye kadar- ve Türkiye ekonomisi de yalnız büyüme değil kalkınma olarak da fevkalade bir gelişme kaydetti. Ondan sonra bütün bunların geriye çevrildiğini gördük ve toplum son derece huzursuz. AKP’deki çatırdamadan da görüyoruz yani bunu inkar etmenin bir anlamı yok. Kendi tabanı da huzursuz. Neden? Çünkü demokrasiden vazgeçtik. Venezüela da aynı şeyi görüyoruz. Bunu bilimsel araştırmalar sağ araştırmalarda da kanıtlıyor. Bir toplum demokrasi sayesinde belli bir demokrasi ve serbest ekonomi piyasası sayesinde bir refah düzeyine, ki bu 6500 doların üstüne çıkıyor genelde, eriştikten sonra bu hakları geri almaya çalıştınız da yürümüyor sistem. Şimdi Çin en azından kıyılarda yaşayan insanlar artık bu seviyeye eriştiler. Çin’de  klasik anlamda bir demokrasi yok ama bireysel haklar alanı baya genişlemişti. Bunları geri almaya başladığınızda tepki gelir.  Rusya ile şu anlamda karşılaştırdım; Rusya’da asla bir Putin altından bir diktatörlük var artık ama Rusya’nın asla bir demokrasi tecrübesi olmadı. Yeltsin dönemin de çok kısa bir süre devlet toplumu kontrol edemediği için kaos anlamında bir demokrasi yaşandı. Hemen arkasından o Slav tecrübesi ile yeniden dizginleri eline aldı ve toplumun kontrolü eline geçirdi. Bu yüzden Rusya’da hemen teslim oldu. Yani Rusya’da şu anda devletten başka sözü geçen yok. Dolayısıyla Rusya’nın ileride izleyeceği patika Çin’e ve Türkiye’ye benzemez. O modeli karıştırmamak lazım. Ama Çin bu noktadan sonra tarihi geriye döndürmeye veya ülkesini küçültmeye çalışırsa çok ağır bir zarar görecektir.

O zaman ekonomi ne olacaktır? Ekonomi de %5’in altında işsizliği olan, üçüncü çeyrekte de yüzde 6,8 yanlış hatırlamıyorsam bir büyüme kaydetti yani yine de eskiye nazaran azalmakla birlikte hızla büyüyen, işsizlik oranı düşük bir Çin var. Bu dediğiniz politik süreç ekonomiyi nasıl etkiler ve tabii ki ekonomik sonuçlarda siyaseti nasıl etkiler? 

Yeşilada: Büyüme rakamları manşet olarak takip edilmeli ancak biraz da altına gitmeliyiz. “Büyüme nasıl sağlanıyor?” sorusuna cevap vermeliyiz. Baktığınız zaman sabit sermaye yatırım. Bunu da ayrıştırdığımız zaman sabit sermaye  yatırımların büyük ölçüde kitlerden geldiğini görüyoruz k, kitler hiç bir şey üretemiyorlar.  Özel sektörün yaptığı yatırımların yarısından fazlası konut sektörüne gittiğini görüyoruz. Türkiye’de de olan biteni biliyoruz, konut sektörüne –konut güzel herkesin konutu olsun da- yaptığını yatırımlar ekonomiye büyük bir katkı sağlamıyor. Çin’in geleceği olan ve kendi parti programında bahsedilen özel sektör Kobilerine  kaynak ayırmak bunlar sayesinde tüketim ve yüksek teknoloji toplumuna geçmek verilerde yok. Yine aynı şekilde tüketim toplumuna geçeceksiniz ama  bu detaylara bakıyorsunuz perakende satışlar -tüketicinin satın aldığı- yıllık yüzde on büyüyor,  reel olarak yüz sekiz buçuk büyüyor bu da yetmez yani hala yatırımlarla büyüyen Çin ekonomisi yüzde on perakende satış büyümesi ile tüketime kaydıramazsınız. İşsizlik rakamlarını ben çok ciddiye almıyorum çünkü zaten en büyük iş veren kamu, en büyük sorunlardan biri kimseyi işten atamıyorsunuz bu yüzden de işte demir-çelikte, çimentoda akıl almaz bir altın kapasite var. Aslında sorun zaten aslında kitlenin tasfiye edilip, konsülde edilip burada ki 20 milyon, 50 milyon belki aslında hiç bir şey üretmeyen işçinin hizmet sektörüne, tüketim ürünleri üreten sektörüne kaydırılması bu da devletin borçlanarak sosyal güvenlik ağlarının güçlendirmesi ve bu insanlara uzun süre işsizlik maaşı ödemesi veyahut yeniden eğitim maaşı ödemesi gerektirecek ki Çin henüz bu adıma hazır değil. Xi’nin yatırımcılarla pek çok batılı tarafından beğenilmesi nedeni şu muhafazakâr bir adam Putin gibi değil. Yıkıcı bir oyuncu değil, yapıcı bir oyuncu, iş birlikçi bir oyuncu ne yapacağını çok iyi biliyorsunuz. Çin’de büyümeği altı buçuk civarında muhafaza eder ancak bunu bir maliyeti var. Artık içsel büyüme dinamiklerini kaybettik kredi ile büyüyor ve kamu sektörünün suni olarak beslenmesiyle büyüyor. Bu sorunlar gittikçe içinden çıkılmaz hale gelinecek. Çin ekonomisi bağışıklığını yitirecek. Dünyada böyle düşük enflasyon, düşük faiz ortamı devam ettiği sürece Çin büyür ama eğer bir şekilde Avrupa Merkez Bankası faizleri arttırmaya başlar veyahut başka bir nedenden dolayı küresel faizler yükselirse Çin borcunu ödeyemez hale gelir. Çin’de çok büyük bir kriz çıkar ve ya hükümet “artık böyle gidemeyiz” kararını verir o zamandan büyümenin üçlere, dörtlere düştüğünü görürüz. Toplum çok ağır bir  maliyet öder.

Peki bunun etkisi Türkiye başta olmak üzere diğer ülkelerde nasıl olur?

Yeşilada: Çin’de yıllık büyümenin iki puana kadar düşmesi Latin Amerika’yı öldürür. Asya’da Günay Kore’ye, -bildiklerimi söylüyorum- muhtemelen Tayland’a, Avrupa’da Almanya çok büyük hasar verir. Çünkü bunlar ya yarı mamul madde  ya da sermaye malları satıyorlar. Türkiye’ye ticari olarak büyük bir etkisi olmaz. Ama sermaye piyasalarında yani piyasalarda yaratacağı şok etkisi bizim gibi gelişmekte olan ülkelere ilgiyi büyük ölçüde azaltır. Bu da Türkiye’den para çıkışına sebep olur. Biz de sıcak parayla yaşayan bir ülke olduğumuz için bizim de canımız yanar.

Birazda yazınızda yine bahsetmişsiniz Kuzey Kore olayı. Herhalde Başkan Xi’nin yine masasını en önemli konulardan birisi Kuzey Kore olacak. O konuda ikinci döneminde birinci döneminden farklı bir yol izlemesini daha aktif bir yol almasını bekliyor musunuz?

Yeşilada: Şimdi açık söyleyeyim bu konu çok tartışmalı bir konu. Ben bu konuyu çok ciddi olarak araştırıyorum. Xi’nin Kuzey Kore krizini beslediğini, budan menfaat sağladığını söyleyenler de var. Ortaya sunulan kanıtları çok inandırıcı bulmuyorum. Şu kadarı gerçek; Xi, Kuzey Kore rejiminin yıkılmasını ve Kore yarımadasının birleşmesini istemiyor bu kesin. Ama Pyonyang rejiminin bu krizi tırmandırmasını da istemiyor çünkü Çin’e çok ağır bir maliyeti var. Sayalım bunları: Birincisi çok yakında Kuzey Kore nükleer silah tehdidini sürdürdüğü sürece Tayvan, Güney Kore ve Japonya’da nükleer silahlanmaya gidecek. Bütün bunlar Amerika’nın müttefiki ve Çin hasım devletler tarafından nükleer bir kuşatma altında  bunlar. İkincisi Amerika devamlı bölgeye güç sevk ediyor. Bu da Çin’in Güney Çin denizinde ki yayılmacı felsefesine karşı bir engel teşkil ediyor. Üçüncüsü, Trump bir süre sonra Kuzey Kore’nin burnunu sıkmanın tek yolunun Çin olduğu keşfedecek zaten keşfediyor. Kuzey Kore teknoloji ve sanayi malları gönderen şirketlere ambargo uygulamaya başlayacak. Bu da Kuzey Kore ihracatı küçümsenecek bir durumda değil bütün o Kuzey Kore liderinin ve liderlik kablosunun ve bir iki milyon kişi bunlar bütün ihtiyaçları Çin tarafından karşılanıyor. Çin o bölgede ki sınır eyaletlerin de ciddi bir ticaret var. Açıkçası Xi rasyonel düşünen bir insan. Nimet, külfet dengesine baktığında bu krizi bir şekilde yatıştıracağını düşünüyorum. Çünkü aksi halde Çin’in kaybı daha büyük olacaktır. Bunu için Trump ile bir anlaşmaya bir uzlaşamaya gitmesine, geniş kapsamlı bir ticaret anlaşması karşılığında  Pyonyang rejiminin, Kim Jong-un rejiminin yatıştırılacağını düşünüyorum tabii bazı garantilerde verilecek yani Kuzey Kore’nin kendi açısından çok kaygıları var. Amerikaların bir gün onu öldüreceğini düşünüyor Kim Jong-un. Güney Kore’nin orayı işgal edeceğini düşünüyor ama Kuzey Kore ile Amerika birbirlerine inanmadıkları için araya  girebilecek olan Pekin’dir ben etkisinin çok büyük olduğunu düşünüyorum. Bu krizi ortadan kaldırmak zorunda. Aksi halde Çin’in mesela en büyük hedefi bence şu an dünyada en vizyonlu proje olan “Bir Yol, Bir Kuşak” projesinin gelişmesini engelleyecek bütün bu yaşananlar.

Peki, Trump’ın ekonomik politikayı başkanlığa gelemden önce, geldiği süreçte yatırımları, fabrikaları, Amerika’yı çekme, Amerika’da üretim yapma konusu biraz soğudu eskisi kadar konuşulmuyor ama Çin’in geleceği açısından bir önem taşıyor mu?

Yeşilada: Eğer bu mümkün olsa taşır ama böyle bir şey mümkün değil. Çünkü yalnız Amerika’da değil Çin’de de üretim süreci bütün ülkelere dağılmış durumda. Çin’de Bangladeş ve Tayvan’dan satın alıyor. Bu yüzden Türkiye’de de millî değerler projesi salaklıktan başka hiç bir şey değil. Dünyada böyle bir şey yok. Daha Ricardo 17. Yüzyılda rekabet avantajını yazmış.  Herkes ucuz olan şeyi başka yerde yaptırıyor. Amerika kendi fabrikalarını kurarsa tüfeği yüzde 20’ye çıkar. Böyle bir şey mümkün değil. Kendi adamları, Trump’ın dayandığı iş çevresi Trump’a “böyle bir şey olmaz” diyor.  Tabii Çin’in çok ciddi hataları var. Yalnız Amerikan değil hiçbir yabancı şirkete nefes aldırmıyor, teknoloji çalıyor, adil rekabet etmiyor falan bunların konuşulması lazım. Ama Trump’ın sözde ortaya koyduğu  şeyler Çin’in suçu değil sorunlar çözülebilir. Ama başka alanlarda çözülecektir.

Çin’de aynı zamanda tam bu konuyla alakası yok ama Türkiye’den giden yatırımcılara da çok sıcak davranılmıyor. Vize başta olmak üzere bazı zorluklar çıkardıkları konuşuluyor. Bu konuda bir bilginiz var mı?

Yeşilada: Türkiye’nin dış politikası tam anlamıyla facia. Bir yandan –yanlış anlamayın ben taraf tutmuyorum ve ben Uygurlara çok kötü davranıldığında ki Uygurlara, Tibetlilere, Moğollara çok kötü davranıldığını düşünüyorum. Türkiye bu konuda Rohingyalara yaptığı gibi prensipli davranmalı- biz Uygur özgürlüğünü veyahut haklarını savunuyoruz bir yandan Çin ile ekonomik  iş yapmaya çalışıyor yürümez bu yani. Geçen sene Barzani en yakın dostumuz, kuzenimizdi bu sene hain düşmanımız oldu. Çin bunları yemez. Çinlilerin çok uzun bir hafızası var çünkü dört bine aşkın devlet gelenekleri var. Dolayısıyla bizi de iyi karşılamazlar. Zaten Çin yani Türkiye dışında genel olarak en büyük sorunu bu. “Ben her yere yatırım yapayım, ticaret yapımıyım ama siz gelip benim ülkemde yatırım yapmayın” işte bunun, bu anlayışın değişmesi lazım. Çin bu konuda bütün dünyada ki partnerleri tarafından zorlanacak açıkçası. Ama Çin ile Türkiye arasında mesafesi göz önüne alın birde Türk ihracatının kilo başına ortalama değeri iki buçuk dolar civarından buradan  Çin’e yollayacağınız malın navlunu iki buçuk dolay üstünde. Siz Çin’e ne satacaksınız ki? Çin’e fabrika açabilirsiniz bununda şirkete yararı vardır. Türkiye’ye çok büyük bir yararı yoktur açıkçası. O yapılabilir ama bizim Çin ile ticari ilişkilerimizin çok geliştirmemiz pratikte mümkün değil. Yanlış anlamayın Türkiye’de çok güzel bir Çin lobisi oluştu iş yapmak isteyenler açısından bu konuda çok ciddi okuyanlar, çalışanlar var. Ben çok takdir ediyorum. Çin imal edilemez. Elden geldiğince çabalarımızı sürdürmeliyiz ama  kısa vadede çok fazla bir şey beklememek lazım.

Politik olarak Rusya’ya yaklaşmanın da bir sonucu değil mi? Çin ile olan irtibatın artması.

Yeşilada: Tabii Türkiye’nin genel felsefesi Rusya’ya yaklaşmaktan çok doğuya yaklaşmak. Yani AKP’nin stratejisi de nedense Batı medeniyetinin , Batı ekonomisinin bittiğini, battığı yönünde. 21. yüzyılın Doğu’nun, Rusya’nın değil de Asya’nın olduğunu düşünüyorlar. Ben bu görüşe kesinlikle katılmıyorum. Dolayısıyla bir yaklaşama çabası var. Buna karşı değilim zaten. Akıllı bir ülke –ki AKP bunu kısmen yapıyor- dünyanın her yerinde fırsatları araştırır, ilişkileri geliştirir. Ama bu sırf Hristiyan, düşman oldukları için  Batı ile ilişkileri kesmek için yapılmamalı. Batı ile de ilişkilerinizi sürdürün, Arap ülkeleriyle de, Asya ile de  hepsiyle ortak yanlarınız bulunur ve daha fazla iş yapmaya çalışırsınız. Bu doğrudur kesinlikle. Bu “Bir Yol, Bir Kuşak” projesi  bir noktada Türkiye’ye de erişecek. O noktada Çin’in ilgisi biraz daha artabilir ama o projenin buraya gelmesi 20 yıl kadar sürer.

Bir ara Şangay Beşlisi vardı değil mi? Türkiye için çok gündem de olan.

Yeşilada: Şimdi Türkiye’nin temel ihtiyaçlarına bakalım; dış sermaye, teknoloji ve demokrasi daha doğrusu yapısal reform ihtiyacı. Şangay beşlisinden bunların hiç birini alamayız. Bizim kredilerimiz yüzde 70’ini Batılı bankalardan geliyor, yüzde 90’ını da batılı banalar aranje ediyor. Rusya’da ya da Çin’de böyle bir potansiyel yok ki nereye gideceksiniz.

Atilla Bey o konuyu şimdi bilmeyen izleyicilerimiz için değinelim. Çok büyük ekonomilerden bahsediyoruz, kimilerine göre bundan sonra dünya ekonomisi daha çok alıp kazanacak bir ülke grubundan bahsediyoruz. Bunlar da hiç mi para yok? Yani bunlar böyle fon getiremiyorlar mı, para getiremiyorlar mı? Türkiye’nin kalkınması için dış borcu bir kısmını en azından önemli bir kısmını finanse edemiyorlar mı? O zaman nasıl büyük ekonomiden bahsediyoruz?

Yeşilada:: Yani etmiyorlar bir kere şimdi ülkenin, Çin’in finansal sistemi çok ilkel. Bizim bankacılarımız Çinlilerin etrafında dört kez tur atarlar suya götürürler ve susuzluktan kuruturlar. Çinin dünya finansal sisteminde bir etkinliği yok. Rusya’nın da yok açıkçası. Bu ülkelerin bankaları küresel finans sisteminde etkin olan bankalar değiller.  Asya bankaları çok nadiren bizim gibi ülkelere borç verirler. Kamudan kamuya borçlanmalarda artık eski önemini, kaybetti. 70’lerde yaşamıyoruz. Gidip Amerika’dan borç almıyoruz. Özel sektörden borç alıyoruz. Rusya’da teknoloji yok. Çin’de teknoloji transferi yapmaz. En büyük sorunlarından biri o zaten. Çin teknoloji çalan ya da el koyan bir ülke. Bizim ihtiyacımız olan bizi çağ atlatacak ya da sanayi üretiminde katma değeri arttıracak teknoloji bize ancak Batı’dan gelebilir. Veyahut oradan aldığımız gelirler ile üretebiliriz bunlar  Çin’den, Hindistan’dan ve ya Rusya’dan gelmez, gelmesine müsaade edilmez.

S-400’de benzer bir şey oldu değil mi? Gelecek dediler ama gelmedi sanırım teknoloji transferi.

Yeşilada: Bu şakadan başka bir şey değil. Bir kere bu teknoloji transferi  çok affedersin Harry Potter’ın Hogwarts’ı değil ki sihirli değneğinle dokun yapsınlar. Yani Türkiye’de hiç kimse  bir S-400’ü imal etmek için kaç düzüne uzmanlaşmış yan sanayiye ihtiyacı var bilmiyor mu? Bir S-400 imal etmek için Sovyetler Birliği’nin 70 yıllık savaş sanayi tecrübesine ihtiyacı olduğunu kimse düşünmedi mi? Onun içinde 50 bin tane çok özel uzmanlaşmış komponent var. Bunları nasıl Türkiye’de üreteceksiniz. İnsan gerçekten bu aptallık karşısında çıldırıyor.  Putin kendi elleriyle şablonunu getirse bize bütün dökümlerini verse yapamayız. Etik olmaz zaten, adam teknolojiyi verse satış lisansını vermediği için üretemeyiz Türkiye’de. Hakikaten bunlar  büyük bir zavallılık bu bunlar olmaz mümkün değil. Dolayısıyla biraz basını okusunlar. Ukrayna Başkanını ile yaptığı toplantıyı sayın Başkanımızı Putin dinlemiş ve Kırım’ın ilhakını tanımıyoruz dendiği anda zaten kalemini kırmış. Oyun bitti, şakadan da kötü.

Teşekkür ederiz Atilla bey katıldığınız için çok sağ olun. Bugün ki yayınımız da Atilla Yeşilada ile Çin’i konuştuk, Çin’de toplanan Devlet Başkanı Xi’nin konuştuğu kongreyi konuştuk. Yaklaşık üç buçuk saat sürdü. Onun detaylı bir değerlendirmesini yaptık. Kendisine katıldığı, size de izlediğiniz için teşekkür ederiz, iyi akşamlar.

 

 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus