Romain Caillet: “IŞİD sahada çöküyor ama sempatizanlarının motivasyonu aynen bâkî”

Irak’ta Musul’dan sonra Suriye’de Rakka’nın da kaybı, IŞİD’in yasadışı hücrelere dönüşmesine yol açtı. Gazeteci Pierre Puchot ile birlikte “Cihadın Bir Tarihi”ni yazan uzman Romain Caillet (Une histoire du djihad, Editions Stock, Ekim 2017), IŞİD’in bombalarla yok olmayacağını açıklıyor. Le Nouvel Observateur’den Sarah Diffalah’nın Caillet ile yaptığı ve 21 Ekim 2017’de yayınlanan söyleşiyi Haldun Bayrı çevirdi.

Romain Caillet
Romain Caillet

Şeriat rejimi altında üç yıl geçirdikten sonra, Suriye’de Rakka nihayet IŞİD’den kurtarıldı; birkaç ay önce Irak’ta Musul’un da kurtarılması gibi. IŞİD’in projesinden “Devlet” olarak geriye ne kaldı?

İslam Devleti’nin bu iki şehrinin kaybı, o devleti inşa projesine vurulan büyük bir darbe. Cihadcılar, işleyen kurumlara sahip olmaksızın devlet olduklarını iddia ettikleri Ocak 2014’teki başlangıç noktasına döndüler neredeyse. Daha Musul ve Rakka’nın düşmesinden önce bile, IŞİD’in sivil kurumlarının çoğu, esasen koalisyon bombardımanları sebebiyle işlemez olmuştu. Böylelikle, IŞİD’in de El Kaide gibi diğer örgütlerden farkı kalmadı. Bununla birlikte, IŞİD şeriat yasasını uygulayacağı ve bir devletin bütün ayrıcalıklarını (sosyal hizmetlerin idaresi, eğitim, adalet, vergi tahsilatı, vb.) dayandıracağı bir toprak işgalinden vazgeçmedi. Şimdilik siyasî stratejisi yok; yalnız, bombardımanların gücü sebebiyle artık Suriye, Irak ve Libya’da bu cins bir strateji geliştirmenin imkânlarına sahip değil. Ama cihadcılar Sina’da, Afganistan’da ya da Filipinler’de, faal oldukları ve IŞİD’in geçmişte daha mütevazı olduğu tüm bölgelerde, bir devleti cisimleştirdikleri iddiasını sürdürüyorlar.

“Halifelik” efsanesi bu iki şehirle birlikte çökmedi mi?

Hayır, halifelik hem cismani hem manevi otorite yeri tutar. Nitekim, Abbasi Hanedanı’ndan hayatta kalanlar, Bağdat’ın 1258’de düşmesinden sonra bile dinî otoritelerini muhafaza etmiş, böylelikle de 1517’de Osmanlılar tarafından fethedilmesine kadar Mısır’da Abbasi halifeliğinin simgesel devamlılığına vücut vermişlerdir. Cihadcı külliyatta eylemlerini ve söylemlerini meşrulaştırmak için geliştirilen gerekçelerin bir kısmını oluşturduğundan, bu tarih perspektifi önemli. Dolayısıyla Ebubekir El Bağdadi IŞİD’in ideolojisini benimsemeye devam eden herkes için “Emîrü’l-Mü’minîn” olarak kalacak. 

Kimi uzmanlar bazı IŞİD üyelerinin “ana-mağaza” El Kaide’ye döneceğini dillendiriyor. Aklınıza yatıyor mu bu?

Bütün gruplarda, başka terörist örgütlere geçme isteğine kapılabilen, hayal kırıklığına uğramış kimseler vardır. Fakat bence, IŞİD’in tekrar El Kaide’nin kucağına dönme ihtimali az. İki grubun hırsları ve iddiaları aynı değil. El Kaide’nin farklı bölgesel kollarının git gide daha ulusal mantıklara doğru evrilen grupları, Suriye’de Heyet Tahrir El Şam, Mali’de ve daha geniş olarak da Sahel’de –Ansar Din, AQMI (İslamî Mağrib El Kaidesi), Macina Kurtuluş Cephesi ve El Murabitun’un kaynaşmasıyla doğan– Nusrat el İslam vel Müslimin Cemaati gibi gruplar resmen El Kaide’den bağımsızlaşıyorlar. En radikal ve “tek bir ülkeye mahsus olmayan” küresel cihad için ölmeye en kararlı unsurlar ise IŞİD saflarında faaliyet halinde; zira en enternasyonalist ve bilhassa en şiddet yanlısı söylemi bu örgüt kullanıyor.

Avrupa milletvekili Arnaud Danjean, kısa süre önce IŞİD ve ideolojisi hakkında şöyle bir beyanda bulunuyordu: “Bunun sonunu görmeye bizim ömrümüzün yeteceğinden emin değilim…” IŞİD bir gün kaybedecek mi?

Hayır, böyle düşünmüyorum. Bombalarla ortadan kalkmayacak olan bu ideolojiyi dünyada paylaşan milyonlarca kişi var. Cihadcıların çarptığı duvar, Batılı ülkelerin askerî müdahaleleri. İktidara gelmelerine engel olan tek şey bu. Batılı ülkeler ise, cihadcıların sahada kazanmaları pahasına Müslüman dünyadan çekilemezler. Dolayısıyla sonu olmayan bir savaş bu.

Öte yandan, IŞİD’in doğuşunu mümkün kılan bütün yapısal unsurlar, bazı Ortadoğu ülkelerindeki diktatörlükler, ekonomik kriz, toplumsal huzursuzluk sürüyor.

Pierre Buchot ile birlikte yazdığınız kitapta, Fransa’daki ölümcül saldırıların üzerinden yıllar geçtikten sonra, “birçok saldırının son anda önlenmesinin de kanıtladığı gibi, cihadcı Fransızların motivasyonlarının ortadan kalkmadığını” söylüyorsunuz. Şimdi artık IŞİD’in toprakları neredeyse kalmamışken, iletişimleri hayli çetrefilleşmişken, cihadcı çırakları IŞİD’in ideolojisini hangi yoldan alarak benimsiyorlar?

IŞİD’in propagandası, cihadcı akıma henüz katılmamış olanlar için bugün daha az ikna edici ve daha az çekici. İdeolojide az ilerleme var, hatta hiç yok. Bunu öncelikle daha az propaganda içeriğinin dağıtıma sokulmasıyla; özellikle de bu propagandanın, IŞİD’in üst üste bozgunlara uğradığı ve azar azar tüm topraklarını yitirdiği saha gerçekliğine uymamasıyla açıklıyorum.

Buna karşılık, Fransa’daki IŞİD yanlılarının çoğunluğunu oluşturan sempatizanların motivasyonu aynen bâkî. IŞİD’in sahada zemin kaybettiğini, bazen yakınlarının ya da onların tanıdıklarının öldüğünü gördükçe, IŞİD savaşçılarının saflarında en çok ölüme yol açan bombardımanların faili Batılı ülkelere karşı bir nefret ve intikam arzusu duyuyorlar.

“Halifeliğin bağrında, Fırat kıyılarında, başka Rachid Kassim’lerin, Thomas Barnbouin’lerin, Adrien Guihal ya da Fabien Clain’lerin yetiştirilmesine devam ediliyor. İçlerinden bazıları, önümüzdeki yıllarda temayüz edeceğinden kuşku duymadığımız müstakbel cihadcı kadrolar için şimdiden izlenecek örnek oluşturuyorlar” da diyorsunuz. Bugün ideolojik devamlılığı kimler sağlıyor? 

Tedrici olarak Fransız çehreler kendilerini gösterecekler kuşkusuz. Ebu Usame takma adıyla daha çok tanınan Adrien Guihal, her gün IŞİD’in basın ajansı Amaq’ın haber bültenini sunuyor ve düzenli olarak ideolojik içerikler üretiyor. Kitapta da açıkladığımız gibi, bu vaazlar üzerinden Guihal’in ve IŞİD’in hedefi, gençleri bulundukları ülkelerde saldırılara itmeye devam etmek. Bununla birlikte Fransız cihadcıların “hicret”ine değer atfetmeyi sürdürüyor. Ağustos 2017’de, Suriye yolu kapalıysa Afganistan’a, Filipinler’e gitmeye teşvik ediyordu. Fabien Clain de kısa süre önce çok sayıda konulu radyo mesajı verdi. Arapça konuşanlar arasında El Adnani’nin [2016’da koalisyonun bir hava saldırısında öldürülen IŞİD sözcüsü] olduğu gibi ikonlar haline gelmediler, ama muayyen bir popülerliğe ulaştılar ve Fransız cihadcı sempatizanları tarafından tanınıyorlar. Böylece Fransızca konuşanlar için cihadcı ideolojinin devamlılığını sağlıyorlar. Varkalmaları ideolojik zaferlerine bağlı.

Çok sayıda Fransız entelektüeli cihad sorunu yüzünden birbirine girdi. Uzmanlar arasındaki bu kapışma, cihadcılığın sebeplerinin yorumlanmasında derinlikli bir tartışmaya yol açtı mı yine de?

Hayır, kamusal tartışma için pek hayırlı olmadı bu. O tartışmalar ve o söylemler –her biri farklı dallarda çalışan, Olivier Roy’nınkiler de, François Burgat ya da Gilles Kepel’inkiler de– her cenahtan siyasî sorumlular tarafından araç olarak kullanıldı.

Karikatürleştirirsek; sağ, cihadcılarda sadece bir dinî fanatizm görüyordu; soldan kimselerin çoğunluğu ise bunu sadece ekonomik ve toplumsal sebeplerle açıklamak istiyordu. Akademik ve bilimsel olan bir çekişme, insanları sınıflandırıp etiketlemenin bir yolu haline geldi. Ayrıca bence, Fransa’da “cihadoloji”nin bu kadar az incelenmesinin nedenlerinden biri bu. 

FransizKultur

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar