Suriye’de cihatçıların önde gelen örgütü Heyet Tahrir el-Şam nereden gelip nereye gidiyor?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Kasım 2017 itibariyle, Suriye’de Beşar Esad rejimine karşı direnişin liderliğini elinde bulunduran grup, eski Suriye El Kaidesi ya da Nusra Cephesi olarak bilinen Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ). Özellikle 2016’da Rusya’nın devreye girmesiyle seyri hızla Esad rejimi lehine değişen savaşın gelecek yıl barış müzakereleri vesilesiyle sonlanabileceğine dair beklentiler artarken, HTŞ Temmuz ayında en güçlü rakibi Ahrar uş-Şam’ı da yendikten sonra, barış sürecine katılmayı reddeden muhalif hiziplerin üzerinde hakimiyetini ilan etti. Heyet Tahrir el-Şam, şimdilerde Suriye’nin kuzeybatısında, merkezinde İdlib’in olduğu bölgede “Selamet Hükümeti” adı altında oluşturduğu yönetim modeliyle gündelik hayatı ve ekonomiyi örgütleyip yönetmeye devam ediyor.

New York merkezli Yüzyıl Vakfı analistlerinden gazeteci Sam Heller, Perspectives on Terrorism adlı derginin Aralık sayısında yayınlanan makalesinde, grubun varoluş stratejisini analiz ederek başarı şansını sorguluyor.  Kısa süre önce Medyascope.tv’de Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığının geleceği konusunda mülakat yaptığımız Heller’in tezi, Heyet Tahrir el-Şam’ın bugüne kadar izlediği stratejinin hedefiyle son derece uyumlu olmakla birlikte son tahlilde başarı getirmeyeceği yönünde. Kısaca aktaralım:

El Nusra ile başlayıp Şam Fetih Cephesi ile devam eden bir öykü

Heyet Tahrir el-Şam’ın (Levant’ın Kurtuluşu Heyeti) stratejik bir fikir olarak doğuşu 2016 yılı ortalarına rastlıyor. El Nusra Cephesi, 2014’ten itibaren Suriye’nin kuzeyindeki rakip hizipleri etkisiz hale getirerek büyüyüp güçlenmekteydi. Ancak kuzeydeki direnişi kendi bayrağı altında tahkim etme sürecinin hızlanması 2016 Şubat’ını buldu.

El Kaide ile ilişkisi nedeniyle ABD’nin terör örgütü saydığı El Nusra, 2016 Temmuz’un da Rusya’nın da örgüte karşı ABD ile birlikte hareket etme kararı üzerine kendini feshetti ve o zaman El Nusra Cephesi’ne komuta etmekte olan –şimdi ise HTŞ’nin lideri- Ebu Muhammed el Colani, El Kaide ile örgütsel bağların koparıldığını ima eden bir açıklama ile “Şam Fetih Cephesi”ni kurduğunu duyurdu.

Şam Fetih Cephesi, en büyük rakibi Ahrar uş-Şam ile birleşme çabalarında başarılı olamadı ama Aralık 2016’da Halep’in tümüyle Esad rejimi güçlerine kaybedilmesi üzerine demoralize olan pek çok cihatçı olmayan milis grubu, artık cihatçılarla işbirliği yapma kararı aldı.

Bu arada ABD, Şam Fetih Cephesi’ne hava saldırılarını yoğunlaştırmıştı. Türkiye ise, bir yandan kuzeydeki grupları Fetihçilerin tümüyle karşı çıktığı Astana barış görüşmelerine katılmaya zorluyor, bir yandan da kuzey batıdaki muhalif güçlerin bir bölümünü Halep’in kuzeyindeki kendi “Fırat Kalkanı Operasyonu”na yönlendiriyordu.

Ocak 2017’de kuzey batı Suriye’de patlak veren protestolarda hiziplere birleşme çağrısı yapıldı. ABD’nin ağır bombardımanı altındaki Fetih Cephesi, Astana’ya katılan bütün milis gruplarının üslerini teker teker basarak teslim olmaya zorladı; silahlarına da el koydu.

Artık muhaliflerin askeri gücünün üçte ikisini elinde bulundurduğunu söyleyen Colani, “askeri ve siyasi açıdan birleşik, şeriata dayalı, barış ve savaş konusunda karar alma yetkisine sahip, halkı koruyacak” bir “Sünni oluşum” çağrısı yaptı. 28 Ocak 2017’de de Şam Fetih Cephesi (Ahrar’dan kopan güçlü bir grubun oluşturduğu) Nur el Din el Zinki’nin de dahil olduğu hiziplerle birleşerek, “Heyet Tahrir el-Şam” ile söz konusu Sünni oluşumu kurduğunu duyurdu.  “Devrimin hedeflerine ulaşmak için” diğer gruplara da birleşme çağrısı yapıldı.

Barışçı yollarla yapamadığını baskı ve güç kullanarak yapıyor

HTŞ, Temmuz 2017’de, en güçlü rakibi Ahrar uş-Şam’ı tümüyle çökertene kadar, iki grup İdlib merkezli kuzeybatı Suriye’de sosyal kontrol ve meşruiyet için birbirleriyle rekabeti sürdürdü. Ama Ahrar liderlerinin teslimiyet anlamına gelen bir anlaşmaya razı olmasıyla, HTŞ bölgede nihayet egemen güç konumunu kazandı.

HTŞ için ittifaklar kurmak yerine, hegemonik bir güç olmak aslında stratejik zorunluluktu. Savaşın başından bu yana parçalı bir görünüm arz eden, birbirleriyle rekabet içindeki gruplar sürekli alan kaybetmişler, masa başına çekildiklerinde de hep daha azına razı olmak zorunda kalmışlardı.  HTŞ’ye yakın kaynağım, süreci şöyle anlatıyor:

“Muhalifler siyasi, askeri ve ekonomik açıdan da bölünmüş olduklarından ve birbirleriyle de savaştıklarından, ne güvenlikleri için elzem istihbarat paylaşımını yapabiliyorlar ne de halka hizmet götürebiliyorlardı. Dış güçlerin manipülasyonu da cabası. Zamanla devrimin kazanımlarını kaybetmeye başladığımız gibi, rejimi devirme hedefinden de çok uzaklaşmıştık. Halep’in düşmesiyle artık stratejik bir karar almak kaçınılmaz hale geldi. Şam Fetih Cephesi aylarca birleşme görüşmeleri yaptı, ama sonuç alamadı ve barışçı yollarla yapamadığını baskı ve güç kullanarak yapmak zorunda kaldı.”

Devrim yerine mevcudu koruma hedefi

Heyet Tahrir el-Şam, teorik olarak Esad rejimini devirip yerine İslami bir yönetim getirme ve daha gerçekçi bir yaklaşımla, denetimindeki topraklarla ülkedeki Sünni nüfusu koruma hedefine sadık. Ama şimdilerde “devrim ideallerinden” ziyade kuzey-batı Suriye’deki mevcudiyetini sağlamlaştırmaya odaklanmış durumda. Bölgenin temel ekonomik kaynaklarını –rejimle ve Kürt bölgeleriyle ticaret kapılarını- ve elektrik şebekesi dahil kazanç merkezlerini elinde tutan HTŞ, “Selamet Hükümeti” adı altında bir sivil yönetim projesini hayata geçirmiş durumda. Grubun küresel cihatla ilişkisi ise muğlaklığını koruyor.

ABD yönetiminin terör örgütü sayıp hedef almayı sürdüreceği anlaşılan Hayat Tahrir Eş Şam ile Türkiye arasındaki ilişki ise şimdilik daha pragmatik bir seyir izliyor. (Sam Heller’in bu ilişkiyi irdelediği yazıya buradan ulaşabilirsiniz.) Cihatçı bir oluşum olan HTŞ, bugün sahip olduğu egemenliği daha ne kadar koruyabilecek, ya da Suriye’deki geleceği nasıl şekillenecek, büyük ölçüde Rusya ve ABD ile bölge güçlerinin bundan sonraki adımları belirleyecek.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus