HDP faktörü

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. 24 Haziran seçimlerinde, hem genel hem de cumhurbaşkanlığı seçimi anlamında baktığımız zaman, herhalde en önemli partilerden birisi HDP olacak. HDP’nin kendisinin tek başına aldığı oydan ziyade, şu âna kadar yaşananlara baktığımız zaman HDP faktörünün, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kendi lehine çok iyi kullanıldığını görüyoruz. Öncelikle Abdullah Gül’ün çatı adayı olma projesinin rafa kalkmasında da HDP faktörü bir ölçüde etkili olmuşa benziyor. Bir diğer unsur da genel seçimlerde, milletvekili seçiminde muhalefet partilerinin oluşturmayı çalıştığı “sıfır baraj formülü” de yine yine HDP meselesinden dolayı, HDP olgusundan dolayı yarım doğum yapacağa benziyor; yani “CHP, Saadet Partisi, İYİ Partisi ve hatta Demokrat Parti yer alabilir” deniyor, ama HDP’nin adı telaffuz edilmiyor; bu da zaten bu projeyi baştan, ilk tasarlandığının çok ötesinde, daha işlevli ve hatta belli anlamlarda işlevsiz kılacağa benziyor.

Gül’ün çatı adaylığının bozulması

Şimdi sırayla gidelim; öncelikle Abdullah Gül’ün çatı adayı olması meselesi, SP’yle CHP’nin beraber kotardığı, dolayısıyla Temel Karamollaoğlu’yla Kemal Kılıçdaroğlu’nun birlikte kotardığı bir olaydı. Tabii öncülüğünü Karamollaoğlu yapıyordu; ama CHP’nin katkısı ve dahli olmadan gerçekleşmesi mümkün değildi. Bu süreçte HDP’nin çok etkili bir şekilde yer aldığını, sürece onay verdiğini biliyoruz — öğrendim. Özellikle cumartesi günü Abdullah Gül’ün ofisinin bahçesinde yaptığı basın açıklamasının öncesinde ve sonrasında Gül’ün çevresinden isimlerle yaptığım sohbetlerde, HDP’nin en az sorun çıkartan, belki de hiç sorun çıkartmayan parti olduğunu bana söylemişlerdi; ama bir yerden sonra İYİ Parti’nin Meral Akşener’in adaylığında ısrarlı olmasında da muhakkak bir HDP faktörü de rol oynuyor — kendileri de bunu kabul ettiler zaten. Çünkü şöyle bir husus var; eğer Abdullah Gül bütün bu partilerin desteklediği bir şekilde bağımsız bir çatı adayı olarak ortaya çıksaydı, herhalde en çok kullanılacak olan unsurlardan birisi bu adaya HDP’nin de destek veriyor olması olacaktı; özellikle “Cumhur ittifakı” tarafından, yani Erdoğan ve Bahçeli tarafından özellikle bunun altı çizilecekti ve bu noktada da, başta İYİ Parti’nin potansiyel seçmenlerinin, ama CHP’nin ve kısmen SP’nin de seçmenlerinin Abdullah Gül’e yönelmesinin engellenmesi istenecekti ve İYİ Parti de ilk baştan itibaren, bu milliyetçi sağ ve muhafazakâr çevreler tarafından ilk ciddi sınavında HDP’yle bir şekilde yan yana durmakla suçlanacaktı.
Bu anlamda HDP burada her ne kadar kendisi bu projesinin gerçekleşmesi için yapabileceği ne varsa yaptıysa da, projenin rafa kalkmasında da kendi rızası dışında bir etkisi olduğu görülüyor. İkinci olarak da sıfır baraj formülünde, genel seçimlerle ilgili sıfır baraj formülünde de ilk başta bunun HDP’yi de kapsayacağı varsayılıyordu; aslında ikisi yan yana yürüyen süreçlerdi. Yani bir tarafta bütün partilerin destekleyeceği bir çatı adayı; yine aynı şekilde bütün bu muhalefet partilerinin bir arada yer alacağı “sıfır barajlı” bir formül, ama formülün de yine HDP nedeniyle eksik olacağı anlaşılıyor ve burada da İYİ Parti’nin özellikle çekince koyduğunu görüyoruz.

Sıfır baraj ittifakı

CHP daha önceki dönemlerde HDP’yle yan yana görünme konusunda çok dikkatliydi ve bu yüzden Türkiye’de; özellikle dokunulmazlıkların kaldırılması meselesinde birçok olay yaşandı; ama bu sefer CHP’nin bir şekilde HDP’yle yan yana görünmekten eskisi kadar çekinmediğini gördük. Gerek çatı adayı meselesinde gerekse de sıfır baraj meselesinde; ama burada en önemli verdikleri partner İYİ Parti olduğu için ve İYİ Parti buna yanaşmadığı için bu da yarım doğacak. Bu aslında üzerinde daha geniş konuşulması gereken bir konu; ama şu kadarını şimdilik söyleyeyim: Siz “sıfır baraj” formülünü HDP’siz yaptığınız zaman, özellikle Güneydoğu’daki seçim bölgelerinde, hatta HDP’nin güçlü olduğu birtakım metropollerde –İstanbul, Adana, Mersin, İzmir gibi metropollerde– bu ittifak, yani “Sıfır baraj ittifakı” çok büyük kayıplar yaşayacak ve bundan da bir ölçüde “Cumhur ittifakı” istifade edecek. Hele bir de HDP’nin %10 barajını aşamaması durumunda, HDP’nin hak ettiği milletvekilliklerinin büyük ölçüde AKP’ye ve “Cumhur ittifakı”na gideceğini çok net bir şekilde söylemek mümkün.
HDP barajı aşar mı, aşmaz mı? Bu her seçim öncesi yapılan bir tartışma. Normal şartlarda HDP’nin baraj diye bir sorunu olmaması lazım, ama çok olağanüstü şartlarda yaşıyoruz, HDP’ye yönelik olarak devlet eliyle yürütülen çok sistemli bir sindirme politikası var, seçim ilanından sonra da HDP’ye yönelik baskılar devlet eliyle sürüyor ve önümüzdeki seçim sürecinde, seçime kadarki süreçte ve seçim ânında, sandık güvenliği gibi hususlarda da HDP aleyhine birçok şeyin gelişme ihtimalini özellikle kayda geçirmek lazım ve yine HDP’yle yan yana görünmeme kaygısıyla diğer muhalefet partilerinin de bu tür konulardaki muhtemel itirazlarında HDP’yi yalnız bırakma ihtimalleri kuvvetle muhtemel, çok yüksek ihtimal — bunu özellikle vurgulamak lazım.

Erdoğan’ın HDP kozu

Bugün Selahattin Demirtaş’ın davası vardı; muhtemelen HDP’nin cumhurbaşkanı adayı olacak kendisi ve dava 8 Haziran’a ertelendi. Selahattin Demirtaş olayını da yargı, seçime endeksli bir şekilde HDP’nin ve Demirtaş’ın aleyhine kullanmaya devam ediyor. Dolayısıyla şunu söyleyebiliriz: HDP faktörünü en iyi kullanan Erdoğan’ın kendisi. Zamanında, çözüm süreçleri dönemlerinde HDP’yi doğrudan muhatap alan ve bu konuda çok da fazla yara almayan –MHP’nin zamanındaki eleştirilerini saymazsak çok da fazla yara almayan– Erdoğan, bugün de HDP’ye selam veren herkesi onun gibi terörist vs. ilan ederek HDP’yi diğer muhalefetin bir araya gelmemesi, muhalif hareketinin bir araya gelmemesinde bir tür araç olarak kullanıyor. HDP’nin bu konuda yapabileceği çok fazla bir şey yok, onlar ellerinden geleni yapıyorlar diyebiliriz; ellerinden ne geliyorsa tabii, ama muhalefet partileri bu konuda, Erdoğan’ın aleni bir şekilde HDP’yi muhalefetin bir araya gelmemesinde kullanmasına karşı şu âna kadar etkili bir cevap geliştirebilmiş değiller. Bu son aşamada CHP bu oyunu bozar gibi oldu, ancak İYİ Parti’nin rezerv koyması üzerine CHP de tekrar eski tavrına dönmek noktasında kaldı. Şunu kastediyorum: “Sıfır baraj” seçeneğinde HDP’siz bir seçenek kendisine dayatıldığında CHP pekâlâ HDP’yle böyle bir şeye gidebilirdi; ama tabii ki gitmedi, bu da bizi şaşırtmadı.

Kürtlerin kalbini ve zihnini kazanmak

Peki buradan ne çıkar? Buradan hiçbir şey çıkmaz, çıkmıyor. Türkiye aynen kaldığı yerde, demokrasiden, temel hak ve özgürlüklerden giderek uzaklaşan bir ülke halinde; çünkü Türkiye Kürt sorununu çözme konusunda artık hiçbir perspektife sahip değil. “Zaten böyle bir sorun yok” perspektifinde duruyor ve bir anlamda da Kürtlerin siyasî yapılanmalarını yok sayıyorlar; var ama yok sayıyorlar. Böyle bir gidişatta. İYİ Parti’ye bakıyoruz: İYİ Parti yeni bir bir parti, “Bir umut olabilir mi?” diye bakıldığı zaman. “Muhalefet için bir umut olabilir mi?” diye bakıldığı zaman, tabii ki insanın ilk gelen hususlardan birisi, “Kürt meselesinde İYİ Parti ne söylüyor?” oluyor. Kürt meselesinde İYİ Parti’nin söylediklerinin, dün MHP’nin söylediklerinden, daha önceki dönemlerde ülkeyi yöneten devlet partilerinin söylediklerinden çok da farklı olmadığını görüyoruz.
Şöyle özetlenebilir: “Tamam, Kürtler var, onlar bizim kardeşimiz ve biz bütün meselelerimizi bir arada çözeriz — teröristleri vs.’yi bulaştırmadan”. “Peki bu nasıl yapılacak?” sorusuna verilen ikna edici bir cevap yok.
Özellikle bu son günlerde cumhurbaşkanlığı adaylığı, çatı adaylığı meselesinde ve diğer sıfır baraj meselesi gündeme geldiğinde, olayın dönüp dolaşıp Kürt meselesinde ve HDP’de düğümlendiğini gördüğümüzde, gördüğüm kadarıyla İYİ Parti adına konuşan kişiler çok net bir şekilde pozisyonlarını koruyorlar ve bu pozisyonlarını savunurkenki argümanları, Türkiye’de yıllardır duyduğumuz, merkez partilerinin, milliyetçi-muhafazakâr partilerin söylediklerinin pek ötesine gitmiyor. Örneğin çözüm süreci dönemindeki AKP noktasında bile değiller, dolayısıyla buradan bir iktidar alternatifi çıkmasını düşünmek hiç gerçekçi değil. Burada tabii bir diğer hususa geliyoruz; ikinci tura kalması durumunda Meral Akşener Kürtlerden oy alabilir mi? Kendilerine sorduğumuz zaman, “Tabii ki” diyorlar; ama benim gözlemlediğim kadarıyla bu tutumu sürdürdükleri takdirde –ki en azından seçime kadar süreceğe benziyor– İYİ Parti adaylarının belli bir kimlik bilincine sahip olan Kürtler nezdinde pek itibar görme imkânı bana göre yok.
Öteden beri söylediğim bir sözdür, burada tekrar söylemek istiyorum: Türkiye’de kim Kürtlerin kalbini ve zihnini kazanırsa Türkiye’yi de kazanır, kim bunu kazanma yolunda adım atmazsa siyaseten başarılı olma ihtimali yok. Şu anda söz konusu olan, HDP’yi dışarıda tutarak yapılmak istenen muhalefet çabalarının çok fazla bir şey vaat edebildiğini açıkçası sanmıyorum. Sonuçta ortaya çok ilginç bir durum çıkıyor; bir tarafta iktidar bloku, bir tarafta muhalefet bloku, bir tarafta da HDP ve ona destek veren çevreler. HDP aslında muhalefet, ama muhalefet bloku oluşturulurken istenmiyor ve dolayısıyla Türkiye’de çok ilginç bir “iki buçuk cephe” gözüküyor diyelim. Burada HDP’nin iktidara gitmesini de istemiyor tabii muhalefettekiler; zaten iktidara gidebilecek bir hali de yok, özellikle siyasî iktidarın şu son dönemdeki icraatları nedeniyle, böyle bir hali de yok; sonuçta her iki taraf birden, HDP’yi böyle bir parti yokmuş gibi kabul ediyorlar. Tabii burada o kadar suçlanan, kriminalize edilen, şeytanileştirilen bir parti var, ama parti hâlâ varlığını sürdürüyor; bu da Türkiye’de olmayan demokrasinin acayip bir durumu, bunu da vurgulamak lazım.

HDP realitesi

HDP istendiği kadar kriminalize edilsin, istendiği kadar yok sayılsın, HDP’nin kendisi de istediği kadar peş peşe hatalar yapsın, hiç önemli değil; ama bu bir realite, bu bir olgu. Bu realitenin Türkiye’den kazınmasının imkânı yok. Kendileri de kazımak isteseler kazıyamazlar; hele iktidar ve muhalefetteki rakiplerinin de kazıyabileceği bir olgu değil, çünkü Türkiye’de bu hareket artık çok ciddi bir şekilde kök salmış durumda — adı değişir, ki daha önceki dönemlerde başka partiler adıyla vardı, ama bu varlığını koruyor. Bu realiteyi görmeden yapılan, işte, “Kürtler bizim kardeşimizdir, benim de Kürt arkadaşlarım var, birbirimizden kız alıp-vermişiz” gibi klişe laflarla Kürt sorununu yok sayma çizgisinin hiç kimseye bir hayrı olmayacak; ama şu aşamada görüyoruz ki bu pozisyondan en fazla istifade eden: Cumhurbaşkanı Erdoğan — bunu çok net bir şekilde söyleyebiliriz. Dolayısıyla ortada bir HDP faktörü var ve bu faktör şu aşamada en çok siyasî iktidarın işine geliyor. Bu pekâlâ muhalefet tarafından bozulabilirdi; böyle bir fırsat vardı; bu fırsat kaçırılmışa benziyor. Dolayısıyla 24 Haziran seçimlerine –hem cumhurbaşkanlığı hem de milletvekilliği seçimlerine– böyle giriyor Türkiye. Dolayısıyla HDP’yi yok sayarak, HDP’yi tamamen kendi başına bırakarak siyasî iktidara meydan okuma ihtimalinin, şansının çok fazla olduğunu hiç düşünmüyorum.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus