Edirne’den Hakkari’ye Muharrem İnce

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba, iyi günler. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde şu âna kadar kampanyaya damgasını vuran kişinin CHP adayı Muharrem İnce olduğu çok net bir şekilde gözüküyor. HDP’nin adayı Selahattin Demirtaş zaten cezaevinde; bırakılmıyor ve oradan özellikle internette yayın yapan bazı yerlere verdiği birtakım röportajlar dışında, dolayısıyla sosyal medya üzerinde biraz faaliyet gösteriyor. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ilk mitingini hafta sonu Pazar günü Sivas’ta yapacak; bugün Meral Akşener Balıkesir’deydi. Cumhur İttifakı’nın adayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan zaten her gün konuşuyor; onun için yılın neredeyse 365 günü seçim kampanyası. Dolayısıyla Erdoğan’ın değişik vesilelerle yaptığı konuşmaların bir seçim kampanyası konuşması gibi algılanması da pek mümkün değil.
Ama şu âna kadar baktığımız zaman, en etkili çıkışı yapmış olan kişi Muharrem İnce. Muharrem İnce Edirne’de, Hakkâri’de ve bugün Rize’de miting yaptı. Edirne’de Selahattin Demirtaş’ı cezaevinde ziyaret etti; ertesi gün AKP Genel Merkezi’nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret etti ve sürekli bir hareket halinde, sürekli konuşuyor, sürekli iş yapıyor ve bütün medya ambargosuna rağmen bir şekilde kendisinden söz ettiriyor.

İnce Akşener’den daha ileri bir noktada

Peki, buradan nasıl bir sonuç çıkar? Henüz çok erken tabii, daha yaklaşık 45 gün var ve o zamana kadar çok şeyler olacak; adaylar daha fazla konuşacaklar, yeni tartışmalar çıkacak; yan yana gelmeler, karşı karşıya gelmeler olacak; ama şu haliyle bugün itibariyle bir ara bilanço çıkartacak olursak Muharrem İnce’nin birçok açıdan daha önde olduğunu söyleyebiliriz. Tabii ilk turda kazanması mümkün değil; ancak ikinci tura kalan kişi –eğer seçim ikinci tura kalırsa–, muhalefetten Tayyip Erdoğan’ın karşısına çıkacak isim o olacak gibi bir intiba var. Bu tabii Meral Akşener için önemli bir handikap. Çünkü Meral Akşener’in büyük ölçüde hesabını ikinci çıkmaya ve dolayısıyla Tayyip Erdoğan’ın karşısında ikinci turda Cumhurbaşkanı daha doğrusu Başkan olmak üzerine kurduğunu görüyoruz; ama şu haliyle Muharrem İnce’nin Meral Akşener’den daha ileri bir noktada olduğunu söyleyebiliriz — en azından ben öyle görüyorum. Bu değişmeyecek bir şey değil; ama bu tempoyla giderse, çok büyük bir sorun yaşamadığı takdirde Muharrem İnce’nin ikinci tura kalma ihtimali –eğer ikinci tur olacaksa– daha yüksek gözüküyor.
Ama orada başka bir soru ortaya çıkıyor: İkinci tura İnce kalırsa muhalefetin tüm oylarını alabilecek mi? Hatta ilk turda Erdoğan’a oy vermişlerden bazılarının oyunu alabilecek mi? Ya da ilk turda oy kullanmamışların bir kısmını kendi lehine sandığa çekebilecek mi? Şu âna kadar gerek Edirne’de Selahattin Demirtaş’ı ziyaret etmesi, gerekse de ikinci mitingini Hakkâri’de yapmış olması, onun ikinci tura kalması durumunda HDP oylarını almaya yönelik adımlar olarak değerlendirildi — ki bu çok anlaşılır bir şey ve şu âna kadar, özellikle Selahattin Demirtaş’ın Muharrem İnce’nin ziyaretinin ardından yaptığı açıklamadaki pozitif sözleri, Muharrem İnce’nin ikinci tura HDP oylarını almakta çok fazla zorlanmayabileceğini bize gösteriyor.

Kürt sorunu ve seçimler

Ancak burada ihmal edilen çok önemli bir nokta var, o da şu: Kürt meselesini dile getirmesi –ki Hakkâri’de bunu söyledi, açık yüreklilikle bunu Kürt sorunu olarak tanımlayacağız dedi–, Selahattin Demirtaş’ı ziyaret etmesi, Kürt meselesinin altını çizmesinin kendisinden oy götürebileceği, yani Türk milliyetçisi çizgideki birtakım seçmenlerin kendisine oy vermekten imtina edeceği şeklinde bir spekülasyon yapılıyor.
Bunun doğruluk payı olabilir, ama ihmal edilen bir başka husus var: Muharrem İnce’nin ya da herhangi bir adayın, herhangi bir siyasetçinin Türkiye’de Kürt sorununu dile getirmeden bir geleceği olmasının mümkün olmadığı; yani Muharrem İnce eğer Kürt sorunu konusunda ağzını açmasaydı, ya da CHP’nin şu âna kadar uyguladığı çok bilindik politikaların bir tekrarını yapmış olsaydı, utangaç bir tutum takınmış olsaydı, ya da bu olayı ihmal etmiş olsaydı, bence çok fazla bir şansı olamazdı. Şu âna kadar Türkiye’de yakın tarihimize baktığımız zaman, gerek Turgut Özal, gerek Süleyman Demirel, gerek Tansu Çiller, gerek Mesut Yılmaz, hatta bir zamanlar Erdal İnönü, daha sonra AKP’yi kuranlar, hatta arada RP döneminde Necmettin Erbakan ve AKP ve Tayyip Erdoğan, bunların dönem dönem çıkış yapmalarında, birinci parti olmalarında, iktidara gelmelerinde –SHP birinci parti olmadı ama iktidar ortağı oldu 93’te–, bu tür hususlarda en önemli mesajlardan birisi Kürt sorununu çözebilme iddiasıydı, çözme konusunda niyetli olduğu şeklinde bir imaj vermesiydi.
Bugün, her ne kadar bakıldığı zaman daha çok sesi çıkanlar Kürt sorununda güvenlikçi politikaları savunan şahinler olsa da, bu sorunun bir şekilde çözülmesinin Türkiye için kaçınılmaz olduğunu düşünen, ne yapıp ne edip bunun çözülmesi gerektiğini düşünen çok geniş bir kesim olduğunu düşünüyorum ve bu anlamda Kürt sorununu inandırıcı bir şekilde çözme iddiasının seçmen nezdinde bir karşılığı olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda Muharrem İnce’nin hem Demirtaş’ı ziyareti hem Hakkâri’de mitingi ve orada söyledikleri ve onların bir kısmını Rize’de de bugün tekrarlamış olmasının bir anlamı, onun için pozitif anlamı olacağı kanısındayım.
Yani bu tür çıkışlar ondan bir şeyler götürecekse daha fazlasını ona getirecektir — bu benim kişisel tahminim. Türkiye’de siyasetin yakın dönemine baktığımızda bunu görüyoruz; AKP ve Erdoğan da ne zaman ki Kürt sorunu çözme iddiasıyla ortaya çıktı, bu konuda adımlar attı, hep bir umut yarattı; ama bundan uzaklaştığı andan itibaren bir krize girdi ve geleceğe yönelik hiçbir şey öneremez oldu. Şu anda Erdoğan’ın bir süredir yaşadığı, onu MHP lideri Devlet Bahçeli’yle buluşturan da bence bu husus. Bu noktada Muharrem İnce’nin Kürt meselesindeki çıkışının, duruşunun beni birazcık şaşırttığını itiraf etmeliyim; ama kendisi açısından ve Türkiye açısından da olumlu olduğunu düşünüyorum.

İnce’nin ekibi var mı?

Peki onun dışında Muharrem İnce ne yapıyor? Halihazırda tam bir ekiple birlikte hareket ediyor görüntüsü çıkmış değil; mitinglerine hep partiden isimler katılıyor, özellikle Edirne’de gördük; cumhurbaşkanlığı adaylığında rakibi olduğu söylenen kişilerle beraber Edirne’ye gitmiş olması çok artı bir noktaydı, ama Muharrem İnce’nin ekibi olarak şekillenmiş bir şey yok. Trabzon’da yaptığı bir sohbet toplantısında, bu sabah kendine sorulduğunda, cumhurbaşkanı yardımcılığı için kafasında bazı isimler olduğunu söylemiş. Bence artık bunları sır olarak tutmaması lazım; gerçekten kafasında saptadığı böyle isimler varsa, bunları kampanya boyunca dile getirmesi ve hatta bazı durumda kamuoyunun karşısına onlarla beraber çıkması gerekir; çünkü her ne kadar Erdoğan tarafından bu başkanlık sistemi bize bir tek adam sistemi olarak dayatıldıysa da, muhalefette olan kişilerin bunu tek adamlık değil kolektif bir olgu olarak, kolektif bir sistem olarak gördüklerini göstermeleri ve bu kolektifliği kanıtlamaları gerekir; o anlamda Muharrem İnce’nin –aslında şu aşamada diğer muhalefetteki adaylar için de bu söz konusu–, böyle bir sorunu var; ekipleri tam olarak belli değil.
Tabii burada şöyle bir husus var: Gerek Meral Akşener gerek Temel Karamollaoğlu, kısmen de her ne kadar resmen parti eş başkanı olmasa da Selahattin Demirtaş, partilerinin lideri görünümündeki kişiler. Muharrem İnce partinin lideri değil, hatta kongrede iki kere genel başkana karşı kaybetmiş birisi. Dolayısıyla burada bir mesele var; bunun da herhalde ay sonuna doğru –galiba ayın 24’ündeydi–, CHP’nin seçim beyannamesi ya da bildirgesini açıklayacağını biliyoruz, o beyannamenin açıklanan bildirgenin Muharrem İnce tarafından da sahiplenilmesiyle beraber işler daha da bir yoluna girebilir.

Dünkü Erdoğan, bugünkü İnce

Muharrem İnce nasıl bir üslûp tutturuyor? Aslında onu bir anlamda Erdoğan’a benzetebiliriz. Erdoğan’ın dilinden anlayan bir halk adamı görüntüsü çiziyor; bunu özellikle yapıyor, kravat takmıyor, daha rahat hareket ediyor, esprili konuşuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’la AKP Genel Merkezi’ndeki fotoğrafları zaten, özellikle otururken çekilen fotoğrafları zaten aslında çok anlamlı. Şunu biliyoruz: Erdoğan zamanında 94 yılında belediyeyi kazandıktan sonraki ve daha sonraki yıllarda Türkiye’de alt sınıfların, mağdurların, dışlanmışların temsilcisi olmakla bilinirdi, bu iddiayla gelmişti ve İslamî terminolojiyle söyleyecek olursak müstekbirlere karşı mustazafların, yani kibir sahibi egemenlere karşı ezilenlerin, horlananların, dışlananların temsilci iddiasındaydı. Daha sonra, Muharrem İnce’nin adaylığının belli olmasından sonra, Muharrem İnce’den gariban olarak bahsetti ve o fotoğrafta da gerçekten kendisi bir konum sahibi, otorite sahibi koltuğuyla, öteki tarafta da gariban bir rakibi vardı.
Bu aslında yıllar sonra rollerin değiştiğini ve Erdoğan’ın yıkma iddiasıyla geldiği sistemi kendi şahsında devam ettirdiğini bize gösteriyor ve dolayısıyla burada böyle bir benzetme yapmak mümkün. Erdoğan kendisini var eden imajları, değerleri yok etmekte. Muharrem İnce de onun boşalttığı yerleri, onun terk ettiği alanları tutmaya çalışıyor.

Sağ popülizme karşı sol popülizm

Tabii bu olayın bir yönü; ama bir diğer yönü de şu: Erdoğan’ın pragmatist sağcı popülizmine karşı Muharrem İnce’nin yine aynı şekilde pragmatizmden çok işaretler taşıyan solcu ya da solumsu popülizmi. Bu iki popülizmin yarışması olayına mı tanık olacağız? Bu aslında sadece Türkiye’nin değil tüm dünyanın, özellikle Batı dünyasının çok ciddi bir sorunu; yükselen sağ popülizmine karşı solun popülizmle cevap vermesi gerektiği meselesi var.
Bu konuda farklı farklı görüşler var; ama kişisel görüşüm şu: Erdoğan’a karşı Erdoğan gibi birisiyle, sadece onun özellikleriyle cevap veren birisiyle yarışıldığı zaman, Erdoğan elindeki sonsuz olanakları kullanarak bu yarıştan galip gelme şansına çok daha fazla sahip. Bu noktada karşısındaki kişilerin Erdoğan’da olmayan bazı şeyleri ileriye sürmeleri lazım; o da bence her şeyden önce, şu aşamada özellikle, bugünün Türkiye’sinde, demokrasi, temel hak ve özgürlükler, insan hakları gibi, adalet gibi kavramlardır. Unutmayalım; CHP’nin Adalet Yürüyüşü Türkiye’de ne kadar büyük bir etki yaratmıştı. Dolayısıyla şu âna kadarki deneyimlerden, Erdoğan’la yapılacak bir laf yarıştırmanın, karşılıklı bir polemiğe girmenin bir yerden sonra Erdoğan’ın işine yaradığını görüyoruz. Şu anda Erdoğan’ın bir kriz yaşıyor olması bu geleneği bozmayabilir, bunu özellikle vurgulamak lazım.

Sağ ile sol arasındaki yarış

Bir diğer husus –daha önce bahsettim–, Erdoğan bunu bir AKP’yle CHP, dolayısıyla Türkiye’deki milliyetçi muhafazakâr sağ seçmenle sol ya da ortanın solu seçmen arasındaki bir yarış olarak göstermek istiyor. Muharrem İnce’yi ve CHP’yi bir rakip olarak kabul ediyor; ama İYİ Parti’yi ve Saadet Partisi’ni telaffuz etmiyor; hatta HDP’den bile neredeyse bahsetmez oldu. Bunun böyle sürmesi halinde, özellikle seçimin ikinci tura kalması durumunda, Muharrem İnce’nin eli zayıflayacaktır — ben öyle düşünüyorum. Dolayısıyla muhalefetin özellikle Millet İttifakı’nda kurduğu birlikteliği cumhurbaşkanlığı seçimleri kampanyalarında da bir şekilde göstermesi gerekecek. Bu nasıl olur? Birbirlerine rakip olan adayların, özellikle Akşener’le Muharrem İnce’nin birlikte Erdoğan’ın karşısına çıkması nasıl olur? Bunun yöntemini açıkçası bilmiyorum. Ancak bir soru üzerine Muharrem İnce, eğer kaybederse, yani ikinci tura kalmazsa ikinci turda Meral Akşener için çalışacağını, çalışmaya hazır olduğunu açıkça beyan etmiş. Bu ne derece isabetli bir beyandır çok emin değilim; ama o en azından bir birliktelik görüntüsü vermek istiyor. Ancak şu âna kadar özellikle İYİ Parti cenahından cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda bir birliktelik görüntüsü pek verilmedi — belki önümüzdeki günlerde verilir.
Eğer Erdoğan sadece Muharrem İnce’yle mücadele ediyor olursa, tek rakibi Muharrem İnce olursa, kazanmakta zorlanmaz; çünkü Türkiye’nin –biliyoruz– seçmen haritasındaki sağ-sol dengelerine baktığımızda, Türkiye’de sol bilinen yapıların –CHP’nin ne derece sol olduğu tartışması ayrı, ama yine de öyle kabul edelim– oransal olarak açık ara zayıf olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla Muharrem İnce’nin, sadece CHP tabanının değil, AKP iktidarından rahatsız olan tüm Türkiye’nin –yani SP’ye İYİ Parti’ye, başka partilere, HDP’ye oy veren seçmenlerin– başkanı olma iddiasını inandırıcı bir şekilde sunabilmesi lazım. Şu âna kadar verdiği mesajlar da, özellikle muhafazakâr kesime yönelik olarak başörtüsü, İmam-Hatip gibi konularda verdiği mesajlar da çok açık ve net; o konuda bir sorunu yok, zaten kendi aile yapısında da bunun örnekleri var ve bunları söylüyor.
Bugün Rize’de büyük dedesinin Çanakkale’ye giderken anneannesine bıraktığı çakıyı göstererek, kendisinin yerliliğinin altını çizdi, kızkardeşinin başörtülü olmasını özellikle hatırlatıyor — başörtü konusunun kapandığını vs.. Bütün bunlar tek başına yeterli olmayacaktır; ama birlikte bakıldığı zaman ve özellikle de diğer muhalif adayların kaybetmeleri durumunda, daha doğrusu ikinci tura kalmamaları durumunda, tartışmasız bir şekilde kendisine destek verdikleri takdirde, Muharrem İnce gerçekten çok şeyi değiştirebilme potansiyeline sahip. Tersine düşünürsek, yani onun kalmayıp Meral Akşener’in ikinci tura kalması durumunda Muharrem İnce’nin demin bahsettiğim beyanında olduğu gibi kendisi ve hatta CHP’lilerin de Akşener için çalışacağını öngörebiliyoruz; ama burada ortada çok belirsiz olan bir HDP’nin pozisyonu var. O konuda çok değişik spekülasyonlar yapılıyor, Muharrem İnce’nin ikinci turda HDP oyunu alması kadar Meral Akşener’in almasının kolay olmayacağı belli. Belki ileride önümüzdeki günlerde bu konuda birtakım mesajlar verir; nitekim dün burada İrfan Bozan’ın HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli’yle yaptığı yayında, Sezai Temelli HDP seçmeninin ilk turdaki kampanyalar sırasında söylenenlere bakıp ikinci turdaki kararını vereceğini belirtmişti. Bunu da bir not olarak düşmekte yarar var.

Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

En Yeniler

Haftanın en popüler içerikleri