Volker Perthes: “Brexit’e rağmen İngiltere, Almanya ve Fransa, güvenlik konusunda ortak hareket edebilir, etmeli”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

ABD’nin kurulmasına önderlik ettiği uluslararası sistemin temelleri yine ABD’nin öncülüğünde sallanırken bundan en çok etkilenen yapılardan bir tanesi de dünyanın en güçlü uluslararası organizasyonlarından olan Avrupa Birliği. Ama AB son on yıldır çok ciddi kırılmalardan geçiyor. SSCB’nin dağılmasıyla birlikte Doğu Avrupa ülkelerini arasına katarak coğrafi olarak genişlerken, bu ülkelerin demokratikleşme çıtasına uyum sorunları, Rusya ile ilişkilerin gerilimli seyri ve petrol tüketiminin %80‘inden ve doğalgaz tüketiminin de %60’ından fazlasını yabancı kaynaklardan tedarik ettiği için Birliğin kendi kendine yetmekte güçlük çekiyor oluşu kaygı yaratan konular.
2008-09 yıllarında yaşanan finansal kriz dalgasının ardından İspanya, İtalya ve Yunanistan gibi ülkelerin yaşadığı ekonomik zorlukların etkilerini azaltmaya çalışan AB son dönemde ise Rusya’nın Kırım’ı ilhakı, İngiltere’nin Brexit kararı ve Arap dünyasındaki çatışmaların ve iç savaşların sonuçlarından kaynaklanan büyük bir göç dalgası ile yeniden bir kriz sarmalına girmiş durumda. Bu durum ise AB’nin yeni güvenlik politikaları üretmesini zorunlu kılıyor.
Bu arada ABD 2008 yılındaki krizin ardından Çin’in hızlı büyümesinin de etkisiyle içinde bulunduğu liderlik krizine “tek taraflılıkla” çözüm arıyor oluşunun sonucu politikaları ve İngiltere’nin de Birlik’ten ayrılma kararı sorunları katlıyor. Almanya Uluslararası İlişikiler Ve Güvenlik Enstitüsü Başkanı Volker Perthes 28 Ağustos’ta Project Syndicate’de çıkan yazısında, AB için en iyi çözümün Almanya, Fransa ve İngiltere’nin –İngiltere AB’den ayrılacak olsa dahi- safları sıklaştırması olduğunu kaydediyor. Perthes Brexit sürecinde sonra İngiltere’ye veto hakkı olmasa da Birliğin karar alma süreçlerine katılmasını sağlayacak mekanizmalar önerilmesinden yana. Özetle aktarıyoruz:

Volker Perthes

İngiltere’nin Avruğa Birliği’nden ayrılmasından önce veya sonra, İngiltere, Fransa ve Almanya (E3 ülkeleri) arasındaki işbirliği hızlanmalı. Çünkü bu üç birlikte ortaya koyacakları inisiyatifler uluslararası sistemde çok büyük bir etki yaratabilir. İngiltere’nin Brexit kararı ilişkileri gerse de, üç ülke de Trump’ın İsrail büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması, Çin ile ekonomik ilişkileri gerginleştirme ve İran Nükleer Antlaşması’ndan (JCPOA) çekilme gibi kararları sert dille eleştirdiler. Bu dayanışma sadece lafta da kalmıyor. İngiltere AB’nin, içinde yeni askerî tesisler kurmak da barındıran yeni güvenlik ve dış politika entegrasyon projelerini de destekliyor.
İngiltere’nin bu tavrındaki katalizör elbette Trump faktörü. Trump AB’yi ve içindeki bazı devletleri müttefikten ziyade düşman olarak görüyor. Her ne kadar ABD hâlâ AB’nin en büyük müttefiki olsa da artık en güvenilir müttefiki değil. Bu durum Brexit sonrası dönemde İngiltere için AB’nin stratejik önemini daha fazla arttırabilir ve İngiltere de bunun farkında.

Brexit kararı güvenlik ve dış politikada ortak adımlar atılmasına engel değil

Gerçek şu ki İngiltere ve AB’nin birbirlerinden ayrı ama koordineli şekilde hareket edebilmeleri Avrupa ülkelerinin uluslararası sistemdeki etkinliğini arttırabilir. İngiltere’ye veto hakkı vermeyen ama söz hakkı sağlayan bir karar mekanizması pekala faydalı olabilir. Bu, Rusya ve Çin ile ilişkilerde konusunda da geçerli. İngiltere’nin Brexit kararının güvenlik ve dış politikada ortak adımlar atılmasını engel teşkil edeceğine dair değerlendirme yok. Dolayısıyla güvenlik alanında AB ve İngiltere arasındaki ilişkileri güçlendirmek yarar sağlayacaktır. Bu çerçevede bu üç ülkenin İran konusunda olduğu gibi, Yemen ve Suriye’deki çatışmalar, devam eden İsrail-Filistin meselesi, Kuzey Afrika’daki istikrarsızlık, Akdeniz güvenliği ve Güney Çin Denizi ile Hint denizi gibi pek çok tartışmalı meselede ortak tutumla daha aktif olmasını bekleyebiliriz. Konulara ve muhataplara bağlı olarak diğer başka üye ülkeler de (İspanya, Polonya ve İtalya gibi) E3 ülkelerine katılıp anlaşmalara, görüşmelere veya geliştirilmesi muhtemel politikalara dâhil olabilirler.
Bu üç ülkenin koordinasyon içinde hareket edip güvenlik ve dış politika tercihlerini buna göre tanzim etmeleri Brexit sonrası dönemde tüm tarafların yararına olacaktır. 2019 ve 2020 yıllarında Almanya’nın yine BMGK üyesi olarak seçileceğini düşünürsek (P5+1) ülkelerinin yarısının aynı blokta olması uluslararası alandaki yeni gelişmeleri okumakta hem AB’nin hem de İngiltere’nin işine gelecektir.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus