Cihangir İslam

Cihangir İslam neden hedefte?

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba, iyi günler. Bir süredir burada değildim, ABD’deydim. Bilenler vardır Boston’da bir grup Türkiyelinin kurduğu Bostonbul tarafından ilk kez verilen İnsan Hakları ödülü, basın özgürlüğüne katkılarımız nedeniyle Medyascope’a uygun görüldü, onu almaya gitmiştim. Çok güzel bir yolculuk oldu, çok iyi insanlarla tanıştım ve moral depolayarak geri geldim ve kaldığımız yerden zaten Medyascope devam etti. Ben kaldığım yerden devam ediyorum ve oralardayken en çok “Ah keşke İstanbul’da olsaydım da hemen bu konuya balıklama dalsaydım” dediğim birkaç konu oldu.
Ama özellikle Prof. Cihangir İslam’ın –bir de Nazır’ı var başında, ama ben onu hep Cihangir olarak biliyorum– başına gelenler, ya da aslında olay Cihangir İslam’ın başına gelenler değil; Cihangir İslam’ın birilerinin başına, tabii ki siyasî iktidarın başına açtığı dertler diyelim. Açtığı dertler nedeniyle kendisine yönelik saldırıların çok sert ve biteceği de benzemez bir halde olduğunu görüyorum. Dava bile açıldı, soruşturma açıldı hakkında — hemen hızlı bir şekilde. Mâlûm, olay sağlık konusunda, sağlık çalışanlarının, özellikle KHK ile görevden alınan doktorların hayatta hiçbir şey yapamamalarını, doktorluk yapmalarını engelleyecek, yurtdışına çıkmalarını engelleyecek çok ağır bir yasa tasarısı söz konusu. Siyasî iktidar buna bayağı bir kendini hasretti ve kendisi de bir doktor olan, ama aynı zamanda KHK ile ihraç edilmiş bir doktor olan Cihangir İslam, Meclis kürsüsünde bir konuşma yapıyor ve onun bir yerinde 15 Temmuz Darbe Girişimi ile ilgili söyledikleri nedeniyle, oradaki bazı kelimeler, özellikle “İki bâtılın arasındaki mücadele” demesinden hareketle kendisine denmedik bırakılmadı, hatta hakkında soruşturma da açılıyor. Halbuki dokunulmazlık gereği kürsüde söylenene hiçbir şey olmaması lâzımken Anayasa’ya aykırı bir şekilde hareket ediliyor. Çok acayip diyemeyeceğim, aslında şaşırtmadı, ama değişik bir durum var, üzerinde konuşmak lazım.

Yaranın üzerine bastı

Neden böyle bir şey yapılıyor? Öncelikle tabii ki çok ciddi bir şekilde bir yaranın üzerine basmış Cihangir İslam. Çünkü Türkiye’de bir süredir siyasî iktidar 15 Temmuz üzerinden demokrasiye, temel hak ve özgürlüklere aykırı olarak bir yığın insanın ve Türkiye vatandaşlarının kazanmış olduğu hakları ellerinden alıyor ve bunların hepsini de 15 Temmuz üzerinden meşrulaştırıyor. Hakları ellerinden alınan, mağdur edilen insanların 15 Temmuz’la nasıl bir ilişkisi olduğu bile şüpheli — hepsi olmasa bile büyük bir kısmının. Öte yandan da 15 Temmuz’la bir şekilde alâkalı ya da Fethullahçılıkla bir şekilde alâkalı bazı kişilere de sırf siyasî iktidarın yanında yer aldıkları için hiçbir şekilde dokunulmadığı, garip, sahte bir dönemden geçiyoruz. Cihangir İslam bu anlamda o yarayı kaşıdı. Bu yaranın kaşınması tabii ki rahatsızlık veriyor ve çok büyük bir infial yarattı. İnfial nerede yarattı? Tabii ki siyasî iktidarı destekleyen çevrelerde ve burada da en çok sesi çıkanların aslında İslamcılıkla falan alâkası olmayan, iktidar yanlısı kişiler olduğunu gördük — birçok olayda olduğu gibi. İslamcı geçmişten gelip, burada Cihangir İslam’a karşı bağırıp çağıranlar da oldu, siyasetçileri bir kenara bırakalım ama kalem oynatan kesimden bazıları oldu. Bunların da acıklı bir durum içerisinde oldukları söylenebilir.
Bu arada Cihangir İslam’ın duruşunu eleştirmemekle birlikte söylediği bazı sözler üzerinden “Bu kadar da olmaz ama” diyen, İslamcılık içerisinden eleştiriler oldu. Bu tartışmaya açık bir husus, orada kullanılan özellikle “İki tarafın da bâtıl olduğu” falan gibi kavramlar üzerinde bir tartışma olabilir, “Kantarın topu kaçtı mı kaçmadı mı?” diye bir tartışma olabilir; ama meselenin özü, öncelikle çıkartılmak istenen bir yasa ve bu yasanın temel hak ve özgürlüklere tamamen aykırı olması ve bu yasanın da tek başına bir 15 Temmuz üzerinden gerekçelendirilmeye çalışılması.
Dolayısıyla Cihangir İslam’a laf yetiştirmeye çalışan, onu şeytanîleştirmeye çalışanların bu yasa ile ilgili hiçbir şey söylemediklerini, söyleyemediklerini görüyoruz. Yani yasayla ilgili söz konusu tartışmanın üzerini örtmek için de onun bazı cümlelerini, bazı kelimelerini dile getiriyorlar ve işin komik tarafı Cihangir İslam’ı FETÖ bağlantılığıyla suçlamaya kalkanlar bile oldu. Komik diyorum, çünkü kendisini birazcık bilenler, bunun hiçbir şekilde alâkası olmadığını ve 15 Temmuz gecesi sokağa çıktığını bilir. Ben 15 Temmuz gecesi Cihangir İslam’ı Twitter’da takip eden birisi olarak attığı tweet’leri görmüş ve kendisini takdir etmiştim. Çok açık ve net bir şekilde orada tavrını almıştı ve sokağa da çıkmıştı. Şimdi ona laf yetiştiren, ona FETÖ’cülük vs. atfedenlerin bir kısmı ne yaptı? Açıkçası bilmiyorum. Zaten Cihangir İslam’ın konuşmasının bir kısmında da, Meclis’te kendisine bağıranlara, “O gece neredeydiniz?” diye sorduğunu görüyoruz.

FETÖ karalamaları

Hüseyin Gülerce gibi Fethullah Gülen’in sağ kolu olduğu iddiasıyla yıllarca ülkede kendince bir egemenlik alanı yaratmış olan birisinin kalkıp yıllar sonra Türkiye’de itirafçı kimliğiyle, Cihangir İslam gibi birisinin aslında FETÖ’yle iltisaklı olup olmadığını tartışabiliyor olması, aslında bu ülkenin ne kadar acıklı bir durumda olduğunu bize gösteriyor. Onun dışında da birtakım gerçekten siyasî geçmişlerini bilmediğimiz ya da karışık siyasî geçmişleri olup, yakın zamanda iktidar trenine atlayan kişilerin, burada onun üzerine yüklenmediğini ve bazı kurumların, özellikle 15 Temmuz şehit ve gazileriyle onların yakınlarından oluşan bazı yapıların da bir şekilde kınama yarışına girdiğini görüyoruz — ki burada 15 Temmuz mağduru olduğu bilinen ya da yakınlarını kaybettiği bilinen bazı isimlerin ise o kınamalara karşı eleştirel tavır aldığını da biliyoruz.

Tek tek yapılan muhalefet

Niye böyle bir şey oldu? Olay aslında basit, o da şu: Türkiye’de muhalefet yok, muhalefet etkili değil. CHP’yle giden ve bir ölçüde İYİ Parti’yle giden bir muhalefet var. Muhalefet liderleri Meral Akşener, Kemal Kılıçdaroğlu ve bu parti sözcüleri zaman zaman birtakım çıkışlar yapıyorlar; ama bu çıkışları gazeteler en fazla küçük bir haber olarak görüyor, ertesi gün unutuluyor. HDP etkili bir muhalefet yapabilme noktasında büyük ölçüde etkisini kaybetti; şu ya da bu nedenle, yani eleştirebilirsiniz, eleştirmezsiniz, ama çok net görülüyor ki HDP de artık etkili bir muhalefet yapamıyor. Onun üzerine bir de zaten işlevini yitirmiş ya da işlevinin ortadan kaldırılmak istendiği bir parlamento var. Ve bu parlamentoda birkaç kişi –bunlardan birisinin Cihangir İslam olduğunu çok berrak bir şekilde gördük, bir diğeri mesela Ömer Faruk Gergerlioğlu– daha CHP’den ve HDP’den milletvekili, İYİ Parti’den de birkaç kişiyi buna ekleyebiliriz. Tek tek bireylerin milletvekili kimliğiyle yürüttüğü bir muhalefet var ve bunların içerisinde Saadet Partisi milletvekili kimliği, İslamî hareketten gelme kimliği ve de profesör doktor olmasının da getirdiği belli bir birikim sahibi olması, Mazlum-Der’de uzun bir süre görev yapmış olması… Bütün bunlar aslında Cihangir İslam’ı siyasî iktidar nezdinde en hazzedilmeyen kişilerden birisi yapıyor. Öte yandan üslûbu da farklı; bir sertliği var, ama sakin bir sertliği var. Biz burada kendisiyle çok yayın yaptık, çok sohbetimiz de oldu yayın dışında, oradan da görüyoruz: Kolay bir lokma değil, sözün kısası kolay lokma değil. Ve doğrudan AKP tabanına, AKP’nin geleneksel tabanına hitap etme ihtimali olan birisi. Şimdi AKP’nin ve Erdoğan’ın Saadet Partisi’yle bir meselesi vardı; özellikle son seçimde Saadet Partisi’nin Millet İttifakı içerisinde yer alması ve Erdoğan yönetimine yönelik eleştirilerini Temel Karamollaoğlu liderliğinde sistemli bir şekilde sürdürmesi hep bir kızgınlık ve burukluk yaratıyordu. Ama seçim sonucunda Saadet Partisi tam bir hayal kırıklığı yaşayınca, o defterin kapanmakta olduğu ve Saadet Partisi tabanındaki insanların artık bu ısrardan vazgeçeceği ve AKP’ye ve iktidara yöneleceği gibi bir beklenti oluşmuştu. Ve Cihangir İslam’ın bu tür çıkışları, o beklentileri büyük ölçüde bertaraf etme ihtimaline sahip, onun da ayrıca bir önemi olduğunu düşünüyorum. Yani tam Saadet Partisi defteri kapanmışken Saadet Partisi’nin iki milletvekilinden birisi gerçekten etkili, ses getiren, rahatsızlık yaratan bir muhalefet sergiliyor yaptığı konuşmalarla ve geri adım da atmıyor. Bu da tabii ki insanları rahatsız ediyor.

En merkezi kavram: adalet

Burada tekrar söyleyeceğim; orada kullandığı kelimeler, o kelimeyi seçti, bu kelimeyi seçti vs. bunlar tartışılır, “keşke öyle değil de böyle deseydi” diyenler olabilir; ama önemli olan, bu yapılanın, yapılmak istenenin, özellikle son dönemde 15 Temmuz bahanesiyle temel hak ve özgürlüklerin, kişisel hakların, insanların kazanmış olduğu hakların, gerçekten bir zulüm derecesinde ellerinden alınması; insanlara her türlü kapının kapatılmak istenmesi, o çok söylenen bir zamanlar “sosyal ölü” kavramının Türkiye’nin eğitimli, mesela doktorlar ya da akademisyen kesimleri üzerinde bir nevi denenmek istenmesi, bu İslamî hareketin temel kavramının –ister inanın ister inanmayın ama– tüm dünyada, hatta bir anlamda İslamiyetin de belki de sosyal alandaki temel kavramının, en merkezî kavramının adalet olduğu düşünülecek olursa, çok büyük bir fiyasko ve buna ses çıkartmak gerçekten anlamlı. Ve Cihangir İslam gibi insanların ya da yine bir Mazlum-Der geçmişinden olan Ömer Faruk Gergerlioğlu –ki o da KHK’lı bir doktor ve HDP’den Kocaeli milletvekili– onların çabalarının, onların itirazlarının, eleştirilerinin gerçekten iktidarın canını acıttığını görüyoruz ve iktidarın çevresinde yer alan kesimlerin canını acıttığını görüyoruz. Bu çok anlaşılır bir şey, siyaset böyle bir şey; ama tabii burada çok eşitsiz bir mücadele söz konusu. O anlamda gerçekten Cihangir İslam gibi, Ömer Faruk Gergerlioğlu gibi isimlerin işleri hiç de kolay değil. Ama şu âna kadar gördüğümüzde, son olayda gördüğümüzde hiç de geri adım atmamış olmaları da, hâlâ her koşul altında siyasî mücadelenin, temel hak ve özgürlükleri ve adaleti savunmanın mümkün olduğunu gösteriyor olmaları da takdire şâyan.
Bana soranlar oldu bu konuda yorum yapmadığım vs. için; çünkü yurtdışındayken hiçbir şey yapmama kararı almıştım, soranlar oldu. Bu ürkmek değil, böyle bir şey kesinlikle yok; o tamamen o an verdiğim bir karardı. Yoksa böyle bir olayda doğrunun, haklının yanında olmayacaksak bu işi yapmayalım, bu kadar basittir.

Yoldan sapan İslamcılar

Burada son bir not eklemek istiyorum: Beni bilenler bilir, 1985 yılından beri İslamî hareket üzerine çalışıyorum ve bu süreç içerisinde çok insanla tanıştım, çok yakın dostlarım, arkadaşlarım oldu, sevdiklerim oldu; beni sevenler oldu, aramız mesafeli olan insanlar oldu vs. Bu son olayda bir zamanlar kendilerine birtakım değerler atfettiğim birkaç kişinin, çok nasıl söyleyeyim utanç verici bir şekilde Cihangir İslam’ın kürsü özgürlüğünün –söylediklerini beğenip beğenmemek mesele değil–, onun yaptığının dokunulmazlıkla alâkası olmadığını savunacak kadar… gerçekten, nasıl söyleyeyim? Yoldan sapmış oldukları diyeceğim.
Yol nedir? Yıllar önce benim o insanları tanıdığım zaman dile getirdikleri arayışlar. Bunu İslamcılık olarak görmek doğru değil, bu daha başka bir şey. Aslında eninde sonunda o yıllarda, 80’li 90’lı yıllarda insanların temel tartışması “Bu ülkeyi daha özgür, daha eşit, daha demokratik nasıl kılarız?” meselesiydi aslında dönüp baktığımda. Bazı kişilerin, kendisine değer verdiğim kişilerden bazılarının bugün düştükleri hal gerçekten üzüntü verici; ama şunu da ilave etmek lazım –kendi şahsım adına–, artık onlar için üzülmek ve onlar için utanmak gibi bir lüksümüz kalmadı, benim kalmadı. Ne halleri varsa görsünler. Burada önemli olan doğrunun, haklının, hakkın dile getirilmesi — çok açık. Bir temel hak ve özgürlükler meselesinde kimin nerede durduğundan sorgulanacağız — bugün ya da yarın, bu çok net bir şey, bunun tartışması bile olamaz. Hak ve özgürlüklerin engellenmesinin şu ya da bu bahanelerini kabul etmek kesinlikle mümkün olamaz. Kimin hakkı ve özgürlüğü olursa olsun bu böyledir. Dolayısıyla “Sen onun hakkını savunuyorsun, ama o şunu yaptı, bunu yaptı” gibi şeylerin hiçbir anlamı kesinlikle yoktur. Bu anlamda Cihangir İslam’ın doğru bir yerde durması nedeniyle yanlış yerde olan ama güçlü olan kişilerin öfkesini çekmesi kadar anlaşılır bir şey olamaz.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.