Wolfgang Schorlau: “Türk ya da Arap bir yazar olsaydım, hemen kaleme kağıda sarılıp Cemal Kaşıkçı cinayetini yazmaya başlardım”

Türkiye’de Mavi Liste, Münih Komplosu, Koruyan El, Kavuran Soğuk gibi kitapları İletişim Yayınları tarafından yayımlanan, politik polisiyenin dünyada önde gelen isimlerinden Wolfgang Schorlau, yazdığı kitaplardan Avrupa’da gelişen ırkçı hareketlere; Cemal Kaşıkçı cinayetinden Türkiye’de geçirdiği günlere kadar birçok soruyu cevapladı.

Schorlau’nun Türkçeye çevrilmiş 4 kitabı bulunuyor. Söyleşi sırasında çevirmen Hulki Demirel yeni kitabın da müjdesini verdi. Yazarın 3-4 ay içerisinde Yunanistan’daki ekonomik kriz ve uluslararası şirketler konulu bir kitabı daha yayımlanacak.

Aşağıda Schorlau ile yapılan söyleşinin metnini ve videoyu bulabilirsiniz.

Çeviren: Hulki Demirel

Kurgu: Emrecan Kaya

Seslendiren: Burak Tatari

50 yaşında yazarlığa başlamanızın sebebi neydi?

Cesaret eksikliği aslında. Çok daha önceden yazmaya başlamak isterdim. Şu anda öyle hissediyorum ki; yazmaya başlamadan önceki hayatım, şu andaki yazarlık deneyimim için hazırlık aşamasıydı.

Hakikatle çok güçlü bir bağınız var. Kurguyla gerçek arasındaki dengeyi nasıl oluşturuyorsunuz?

Sonuç olarak biz yazarların elinde çok fazla bir şey yok. Bize gerçekliğin sunduğu şeyleri yazılarımıza geçiriyoruz. Ben kendi eserlerimde her zaman hakikatin payını daha yükseltmeye çalışıyorum. Kitaplarımda elimden geldiğince iyi araştırarak gerçekleri ortaya çıkartıyorum ve tamamen onları baz alarak yazıyorum. Ama tabii ki Georg Dengler gibi karakterlerim kurgu ürünü. Ancak onlar dahi gerçeklik üzerinden hareket ediyorlar.  

Türkiye’den nasıl tepkiler alıyorsunuz? Kitaplarınızda yer verdiğiniz siyasi olayların veya katliamların benzerleri Türkiye’de de meydana geliyor. Bu benzerliğin, kitaplarınızın Türkiye’de ilgi görmesinde payı olduğunu düşünüyor musunuz?

Kitaplarımla ilgili Türkiye’den eleştiriler de geldi bana ve hepsi dostane bir üslupla yazılmış eleştirilerdi. Türkiye ile Almanya’daki olayların benzerliği bu ilginin artmasında etken olması muhtemeldir. Benzerlik çok fakat ben ancak tahmin yürütebilirim, bir araştırma yapmış değilim. Türkiye’de polisiye yazanlar arasında siyasetle bağ kuran arkadaşlarım da var zaten.

Polisiye romanların toplumsal gerçeklikleri, olayları aktarmada daha etkili olduğunu düşünüyor musunuz? Hangi yönleriyle?

Kesinlikle evet. Almanya için konuşacak olursam, polisiye roman şu anda toplumsal ve gerçekçi romanın hemen hemen kendisidir.

Romanlarınızın siyasi arenada nasıl sonuçları oldu? Münih Komplosu romanında yazdığınız Oktoberfest katliamı için soruşturmanın yeniden başlatıldığını biliyoruz…

Ben aslında bu olayların tekrar görünür hale gelmesini sağlıyorum. 3-4 yıl önce Oktoberfest katliamı soruşturmasının yeniden açılmasının nedenlerinden biri de benim kitabım oldu. Türkiye’de Koruyan El ismiyle yayınlanan roman NSU hücresini anlatıyor. NSU davasıyla ilgili yürütülen soruşturmalarda araştırma komisyonları kuruldu. Bu konudaki bilgilerimi ve araştırma sonuçlarımı aktarmak için bir eyalet parlamentosunda açılan komisyona bilirkişi olarak çağrıldım. Sonuç olarak şunu söyleyebilirim; edebiyat bir şeyleri çözme, halletme biçimi olabiliyor.

Polisiye yazarı Petros Markaris bir röportajında, “1960’lardan sonra roman toplumsal sorunlar yerine karakterler üzerinde durmaya başladı. Ama son 20 yıldır bu değişime uğradı. Avrupa’da polisiye roman, toplumsal romanın yerini aldı. Son dönemin polisiye romanları toplumsal sorunlara ayna tutuyor” diyor. Bu görüşe katılır mısınız?

Birçok konuda olduğu gibi Petros bu konuda da haklı. Polisiye roman gerçekten çok fazla kimlik değiştirdi. Zaman ve şartlar da değişti. Şu anda polisiye romanın içinde bulunduğu eğilim oldukça sevindirici. Gidişatı çok olumlu buluyorum. Gerçeklik, daha fazla yer almaya başladı. Bunu da büyük oranda Henning Mankell’e borçluyuz. O kendi ülkesindeki gerçekliğe kitaplarında çok yer verdi. Yazanlar ondan cesaret buldu, insanların önünü açtı.

Cemal Kaşıkçı cinayetini duymuşsunuzdur. İlk okuduğunuzda ne hissettiniz? Böyle bir olayı yazmak ister miydiniz? 

Eğer Türk ya da Suudi Arabistanlı bir yazar olsaydım, hemen kaleme kağıda sarılıp yazmaya başlardım. İnanılmaz ve bulunmaz bir olay. Ancak ben Almanya’daki olayları yazıyorum. Almanya’dan buradaki bir olayı yazmak çok zor.

Hem Almanya’da hem tüm Avrupa’da sağ popülizmin ve ırkçı hareketlerin bu kadar gelişmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Gidişat korkunç. Bu durum dünden bugüne meydana gelmiş bir şey değil. 90’lı yıllardan beri işçi hakları kesiliyor, sosyal haklar azaltılıyor vs. Bütün bunlar da sağ, aşırı sağ hareketlerin gelişmesini sağlayacak ortamı sunuyor. Bu şartlardaki değişimler, insanlarda gerçekten var olan ya da insanların kuruntu yapmasına sebep olan kontrol kaybına neden oldu. İnsanlar kendi hayatlarını kontrol edemez hale geldiler. Böylece orada büyük bir boşluk oluştu ve geçmişin sistem partilerinin açtığı bu deliği sağ popülist, ırkçı hareketler doldurdu. Bu hareketler insanlara kendi hayatlarını kontrol altına alabilecekleri sözler verdiler. Ancak bu sözleri tutmalarına da imkan yok.

Mark Neocleous “Aslında, liberal olan ve otoriter olan genellikle, akıl almaz derecede birbirlerine benzerler” diyor. Avrupa’nın yaşadığı tam olarak bu mu?

Otoriter bir kapitalizm sürecindeyiz. Uluslararası şirketler kendi kurallarını, hükümetlere dayatıyorlar. Çokuluslu şirketler, toplumu sadece yarattıkları zararları onarmak için kâle alır haldeler. Mesela Yunanistan krizinde bunu gördük.

Sürekli yazıyor musunuz? Bir gününüzü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yazacaklarım için çok araştırma yapıyorum. Araştırma yaptığım için de çok okumak zorundayım. Olayların geçtiği yerlere gidiyorum, şahitlerle ve bilgi aktarabilecek diğer insanlarla görüşüyorum. Zaten bu çok uzun bir zaman alıyor. Araştırma kısmı bittikten sonra sabah 9’dan öğlen 2 veya 3’e kadar sıkı bir tempoyla kitabı hazırlıyorum.

9 kitabınızdaki ana karakteriniz Georg Dengler’i kısaca anlatır mısınız?

Dengler’in ne giydiğini anlattım ama nasıl göründüğünü hiç anlatmadım. Böylece her okurun kendi Dengler’i oluştu. Dolayısıyla şimdi milyonlarca Dengler var. Dengler karakter olarak ise bir karışımdır. Uzun süre federal polis teşkilatında dedektif olarak çalışmış biri. İçinde bu dönemlerden kalmış bir şey var; Alman geni. Alman geni benim için şudur: ‘Büyükler (devlet) bir şekilde işleri halleder.’ Almanların böyle bir inancı vardır. Şaşırtıcı olan, tüm vakalar onu çok zorlamasına rağmen, Dengler’in resmi otoriteye olan inancı sarsılmış değildir. Bu genetik mirası ondan temizlemek için herhalde 4-5 kitap daha yazmam gerekecek.

Türkiye’den takip ettiğiniz yazarlar var mı?

Dün akşam da birlikteydik; Ahmet Ümit’i tanıyorum, kitaplarının bir kısmı Almancaya çevrildi. Türkiye’deki parçalanmışlığı onun kitapları sayesinde öğrendim. Tabii ki Nobel sahibi bir yazarınız (Orhan Pamuk) var. Yaşadığım şehir Stuttgart’a da çok sayıda Türk meslektaşım gelerek okumalar yapıyorlar. Ben de imkan buldukça bunlara keyifle katılıyorum.

Türkiye’deki bu kısa ziyaretinizde günlük yaşamınız nasıl geçiyor, gözünüze neler çarptı?

Türkiye’ye ilk defa gelmiyorum ve seviyorum. Bir vakfın çalışması kapsamında 4 hafta Trabzon’da kalmıştım. Türkçe bilmediğim için her şeyi algılayamıyorum fakat İstiklal Caddesi’nde keyifle dolaşıyorum. Şunu eklemeliyim, İstiklal Caddesi’nin tam ortasında her an aktif olabilecek şekilde, iki tane TOMA görmek beni oldukça korkuttu.

Bir şeylerin değişeceğine dair umudunuzu hâlâ koruyor musunuz?

Dünyanın her yerinde berbat bir hava var ama ben bu kara bulutların dağılacağını ve güneşin bir kez daha bize gülümseyeceğini düşünüyorum. Yazmak da bunun için var ve bu yüzden yazmaya da devam ediyorum.

 

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar