Tüm yönleriyle Trump’ın Suriye’den çekilme kararı

ABD Başkanı Donald Trump’ın IŞİD’in bitirildiğini söyleyip Suriye’deki askerleri çekme talimatı vermesi dengeleri altüst etti. Kim karardan neden memnun, kim neden şikayetçi?

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler. Dün Transatlantik’i yaparken uluslararası ajanslar Trump’ın Suriye’deki askerleri hızlı bir şekilde çekme kararı aldığını duyurdu. Biz de yayında Gönül Tol ve Ömer Taşpınar’la bunu tartıştığımızda ilk tepki tabii ki daha önceki deneylerden hareketle, “Trump bunu hep ister; ama Amerikan yönetimi içerisinde, özellikle Savunma Bakanlığı, Pentagon, askerler buna izin vermezler, razı olmazlar; Trump iç politikada çok sıkışmış olduğu için gündemi değiştirmek istiyor” yorumları yapıldı. Bu yorumlar tabii ki ilk akla gelen ve mâkûl yorumlardı; ama kısa süre içerisinde, yine bu sefer de askerleri çekiyoruz deyip çekmeyecek herhalde denirken, ısrarla Beyaz Saray’dan bu kararın alındığı duyuruldu. Ve o andan itibaren de artık açıklamalar bu yönde olmaya başladı.

Açığa düşenler

Özellikle Amerika’nın içerisinde, Trump yönetiminin içerisinde de çok kişi böylece açığa düşmüş oldu. Çünkü yakın bir zamana kadar konu ile ilgili olan yetkili kişiler ısrarla Suriye’deki görevin tamamlanmadığını, IŞİD’le mücadelenin hâlâ sürdüğünü, orada özellikle bölgede İran’ı dengelemek için Amerika Birleşik Devletleri’nin askerî varlığının kaçınılmaz olduğunu vurguluyorlardı. İki saat öncesinde, iki gün öncesinde, her türlü yetkili bunları söylüyordu. Ama birden Trump bu kararı aldı, dayattı ve uygulamaya geçildiği haberini de, açıklamasını da yine Beyaz Saray sözcüsü yaptı. Artık süreç başladı. Ne kadar sürer? Nasıl olur? Bunun detayları zamanla ortaya çıkacak, ama artık Trump Suriye’de askerî olarak kalmak istemiyor. 

Kâr-zarar hesapları

Neden bunu yapmış olabilir? Bunun tabii ki iç politika ile ilgili yönü çok kuvvetli. Trump içeride çok ciddi sorunlarla uğraşıyor. En son seçimlerde Kongre’de Demokrat Parti’ye karşı kaybetti partisi. Onun ötesinde soruşturmalar var hakkında, vakfını kapatmak zorunda kaldığı gibi bir yığın sorun var. Ve bu sorunları örtbas etmek için, gündem değiştirmek için böyle bir çıkışa ihtiyacı vardı. Ama onun ötesinde de Trump’ın çok pratik bir insan olduğunu ve her şeyi para üzerinden ya da büyük çoğunluğunu para üzerinden kurguladığı biliyoruz. Bu tür askerî operasyonlarda hep kâr zarar hesapları yaptı ve Suriye’de askerî olarak var olmak istemediğini daha önce söylemişti. Ardından IŞİD ile mücadele sonlanana kadar kalacağını söyledi ve nihayet “Artık IŞİD ile mücadele sonlandı, biz burayı terk ediyoruz” dedi. Ama buna tabii ki çok sayıda tepki geldi.

Önce o tepkilerden başlayalım. İçeride birçok kişi hâlâ IŞİD’le mücadelenin bitmediği iddiasında — ki IŞİD’in Suriye’de belinin büyük ölçüde kırıldığı muhakkak, ama Suriye’nin IŞİD’den tam anlamıyla arındırılmış olduğu söylenemez. Bu olayın bir boyutu. Bir diğer boyut, orada, Suriye’deki varlık IŞİD’le mücadelenin ötesinde birtakım stratejik siyasî hesaplara dayandırılıyordu Washington’da. Bunun bir ayağı Kürtlerle olan ilişkiydi, bir diğer ayağı da Suriye’de çok etkili olan ve bölgede de çok etkili olan, Washington’ın da yeni dönemdeki en önemli rakibi, hedefi olan İran’dı, İran’ı dengelemekti. Bu anlamda da varlığı önemliydi, altı çiziliyordu. Hatta Suriye’de birtakım milislerin İran yanlısı milislere karşı eğitileceği yolunda senaryolar bile vardı. Böyle olunca işler karıştı.

Özellikle İran konusunda endişeli olan Trump’ın bölgedeki en önde gelen müttefikleri İsrail ve Suudi Arabistan bu karardan çok ciddi bir şekilde rahatsız oldular, bunu biliyoruz. Bunu nasıl dengeleyecekler? Amerika Birleşik Devletleri ordusu olmadan İran’ın bölgede kendilerine yönelik her türlü faaliyetini nasıl engelleyebilecekler? Bunun derdine düşmüş durumdalar. İsrail Başbakanlığı’ndan, “Artık kendi işimizi kendimiz göreceğiz” mealinde bir açıklama geldi. Suudi Arabistan’dan henüz bir açıklama yok; ama onların bayağı tedirgin olduğu muhakkak.

Avrupa’dan peş peşe açıklamalar geliyor. İngiltere’den geldi, Fransa’dan geldi. IŞİD’in bitmediğini söylüyorlar ve bu kararın yanlış olduğunu vurguluyorlar. Çünkü Ortadoğu’da IŞİD’le mücadele etmek, IŞİD’in Batı’ya, Avrupa’ya ve diğer Batı topraklarına sızmasının, buraları eylem alanına çevirmesinin önünde en etkili yöntem olarak geliyordu onlara. IŞİD’in bu şekilde artık bittiği havasına girilmiş olmasının kendilerini zor durumda bıraktığını düşünüyorlar belli ki. Çünkü daha önce biliyoruz, bu ülkelerde IŞİD saldırıları –kimisi çok kapsamlı, kimisi küçük çaplı– oldu ya da birtakım saldırılar IŞİD tarafından yapılıp yapılmadığı belli olmasa da IŞİD tarafından üstlenildi. Yani Batı, özellikle Avrupa, IŞİD tehdidini çok ciddi bir şekilde var kabul ediyor. Dolayısıyla IŞİD’in bittiği yolundaki bir argümanın, iddianın Washington tarafından dile getirilmesinden çok ciddi bir şekilde rahatsızlar. 

En çok memnun olanların başında Ankara var

Memnun olanlar da var tabii. Özellikle Suriye’de Amerika’nın karşısında gibi duran Rusya, İran ve tabii ki Şam, yani Esad yönetimi Amerika Birleşik Devletleri’nin burayı terk edecek olmasından memnunlar. Bir anlamda ABD’nin pes etmiş olduğunu, kendilerinin kazanmış olduğunu düşünüyorlar — ki haksız da sayılmazlar. Ama en çok memnun olanların başında tabii ki Ankara geliyor. Çünkü Ankara, Fırat’ın doğusundaki YPG varlığını bir tehdit olarak görüyor ve bu tehdide karşı mücadele konusunda kararlı. En son Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuda çok net açıklamalar yaptı ve burada YPG’nin hâmîsinin Amerika Birleşik Devletleri olduğunu biliyoruz. Yani Amerika Birleşik Devletleri onay vermediği için Fırat’ın doğusunda Türk Silahlı Kuvvetleri hedeflediği operasyonları gerçekleştiremiyor. Ama bu aşamadan sonra Amerikan desteği olmadan Fırat’ın doğusuna yönelik Ankara’nın planlarının hayata geçme ihtimali daha da artmış oldu.

Bu, Amerikan ordusu çekiliyor ve dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri Fırat’ın doğusunda istediği zaman operasyon yapacak anlamına gelmeyebilir. Çünkü Amerika Birleşik Devletleri’nin çekiliyor olması oradaki Rusya, İran varlığının ve bir ölçüde de Esad rejiminin yok sayılamayacağı gerçeğini bizi hatırlatıyor.

Ama tabii ki en önemli engel olan Amerikan askerî varlığının çekilmesi, Fırat’ın doğusuna yönelik Ankara’nın planlarının hayata geçmesini alabildiğine kolaylaştırıyor. Ve tabii ki dolayısıyla YPG ve PYD’nin şu âna kadar elde etmiş olduklarını kaybetme ihtimali çok ciddi bir şekilde artık masada. Zaten YPG adına, PYD adına peş peşe yapılan açıklamalar Trump’ın bu kararının son derece yanlış olduğu yolunda.

Kürtler ve ABD’nin ipi

Tabii burada bir kere daha karşımıza şu çıkıyor: En son Irak’taki Kürdistan bağımsızlık referandumunda görmüştük; halkın, Kürtlerin ezici bir çoğunluğu bağımsızlığa evet dedi; ama Irak’taki Kürtlerin en önemli hâmîsi olan Washington onay vermediği için bu iş bir adım ileriye gidemedi, yani geçersiz kaldı. Boşuna yapılmış oldu. Tarihteki örneklerden hareketle; Molla Mustafa Barzani’nin zamanında, yıllar öncesinde başına gelenler, hep Amerika Birleşik Devletleri’ne güvenen Kürtlerin daha sonra Amerika Birleşik Devletleri tarafından kelimenin saf ve kaba haliyle satılmış olduğunu göstermişti. En son bağımsızlık referandumunda bir kere daha Kürtlerin Amerikalılar tarafından kullanılıp atıldığı yorumları yapılmıştı. Şimdi bir başka versiyonu Suriye’de yaşanıyor ve Amerika Birleşik Devletleri’nin ipi ile kuyuya inilemeyeceğini Kürtler bu sefer Suriye’de bir kez daha yaşayarak görmekteler.

Bundan sonra Kürtler ne yapar? Herhalde önlerindeki seçenek, öncelikle Şam’la ve Moskova’yla ve Tahran’la birtakım ilişkileri –var olan daha doğrusu, ilişkileri yok değildi vardı; ama Amerika Birleşik Devletleri’nin himayesinde bu ilişkiler daha gevşek olabiliyordu–, şimdi onlarla ilişkilerini kuvvetlendirme yoluna gitmek durumundalar. Ama elleri eskisi kadar güçlü değil. Bir anlamda Amerika Birleşik Devletleri’nin çekilme kararı ile birlikte yalnızlaşmış durumdalar ve az şey alıp çok şey verme noktasındalar. Bu süre içerisinde Şam’la, Moskova’yla ve Tahran’la kurdukları ilişkilerdeki konumlarının ne olacağı meçhul. Ama şu hallerini koruyamayacakları kuvvetle muhtemel. Çünkü şu âna kadar özellikle IŞİD’in Kobani kuşatması ile beraber buna tanık olmuştuk, Amerika Birleşik Devletleri’nin dahil olmasıyla beraber Kobani’deki direniş, IŞİD’e karşı direniş başarıya ulaşmıştı. Ve yine Amerikan ordusunun silah, mühimmat ve personel desteği ile beraber –hava bombardımanı tabii ki, hava bombardımanlarıyla– YPG ya da Suriye Demokratik Güçleri IŞİD’e karşı çok ciddi başarılar elde etmişlerdi. Rakka’nın düşmesi de, IŞİD’in elinden alınması da böyleydi. Ama artık bu şekilde güçlü bir orduya ve güçlü bir donanıma sahip olamayacakları ve hava destekleri olamayacağı anlamına geliyor. Bu da Kürtlerin bu Trump’ın kararından sonra, kararı ile, en büyük kaybeden, YPG/PYD’nin çok büyük bir hayal kırıklığına uğrayan grup olduğunu bize gösteriyor. Daha ilk günden bu belli.

Bunu nasıl aşabilecekler? Kendi güçleri aşma imkânları yok. Kendilerine yeni hâmî ya da yeni müttefikler bulmak zorunda kalacaklar. Ama onların bu zor durumu onların pazarlık gücünün alabildiğine azaldığını bize gösteriyor. 

IŞİD’in durumu

Suriye’de gerçekten IŞİD bitti mi? Bu konuda çok çeşitli analizler yapılıyor, değerlendirmeler yapılıyor. IŞİD’in bir Rakka’sı, başkenti yok. Birçok yerden süpürüldü; ama hâlâ Suriye’de hatta Irak’ta da varlığını büyük ölçüde yeraltında sürdürdüğü biliniyor. Şu haliyle Amerikan askerlerinin çekilmesi ve Amerika’nın askerî gücünün çekmesi ile beraber IŞİD’e karşı Suriye’deki mücadelenin alabildiğine azalacağı muhakkak. Ve bu da tabii ki IŞİD’in işine gelecektir. Ama kısa vadede buradan IŞİD’in yeniden Suriye’de çok büyük bir güç toparlayacağı sonucu çıkarmak gerçekçi olmaz.

Ama elimizde bir Irak örneği var. Irak’ta da çok ciddi bir stratejiyle Irak’ta Amerikan ordusu, Amerika Birleşik Devletleri çok ciddi bir strateji ile El Kaide’yi, onun ülkenin Sünni nüfusu içerisindeki varlığını büyük ölçüde ortadan kaldırmıştı. Ve kaldırdıktan sonra da Irak’ı terk etmişti. Terk ettikten bir müddet sonra El Kaide’nin yerini IŞİD aldı. Ve IŞİD Musul’u ele geçirerek o büyük çıkışını yapmış ve Irak’taki bütün dengeleri değiştirmişti. Şimdi benzer, birebir aynı olmamakla birlikte andıran bir durum Suriye’de var. Şu anda Amerika Birleşik Devletleri’nin çekilmesi tabii ki zamanında Irak’tan çekilmesi ile birebir benzeştirilemez; ama çok benzeyen noktaları da var muhakkak. IŞİD’in kısa vadede olmasa bile orta ve uzun vadede bundan yararlanma ihtimali çok yüksek. Hele Suriye’deki Sünni nüfusun önümüzdeki dönemde bir şekilde beklentilerinin Şam tarafından karşılanmaması halinde. Böyle bir durumda yeni birtakım radikal yapıların, belki IŞİD’in tekrar, belki de Irak’ta olduğu gibi El Kaide’nin IŞİD e dönüşmesi gibi, IŞİD’in belki başka şeylere dönüşerek ileride ortaya çıkmasına yol açacaktır. 

Amerikan müesses nizamı

Bu Trump’ın kararının en önemli etkisi, küresel bir sonucu olacak. O da zaten Trump’ın imajı belliydi, güvenilmez, öngörülemez bir kişi olmasıydı. Bu çok ciddi bir şekilde pekişmiş durumda. Ve Trump’ın şu andaki en önemli hedefi, biliyoruz, Ortadoğu’da İran’a karşı — İran’ı etkisizleştirmek, çevrelemek, İran’a karşı bölgedeki müttefiklerinin üstün gelmesi. Ama Suriye örneğinden sonra, hele ki Suriye’den çekilecek olmasından en çok şikâyet edenlerin başında bölgedeki en sadık müttefiki İsrail ve Suudi Arabistan varken, Trump’ın önümüzdeki dönemde İran’a karşı stratejisini nasıl hayata geçirebileceği, kimleri yanına alabileceği gerçekten ciddi bir soru işareti. Onun yarın öbür gün bir şekilde bu stratejiyi lağvetmesi, vazgeçmesi şu bu, hepsi mümkün. Bu olayda bunu gördük.

Ve yine bu olayda gördük ki, hep şöyle deniyordu: Trump bir şeyler söyler, ama Pentagon ya da Dışişleri Bakanlığı başka şeyleri yapar. Sistem bir şekilde sürer. Ama burada, Suriye olayında, böyle olmadığını, Trump’ın bu sefer gerçekten kararını dayattığını görüyoruz. “Yarın öbür gün Trump böyle diyebilir ama biz Pentagon’la, Dışişleri’yle işimizi görürüz, bunu çok da fazla dert etmeyiz” yaklaşımına sahip olanların artık bu yaklaşıma da pek bel bağlayamayacakları ortaya çıkmış durumda. Dolayısıyla Trump’ın dün aldığı ve uygulamaya geçirdiği, hemen süreci başlattığı Suriye’den askerleri çekme kararı çok, hayli önemli, hayatî. Birçok aktörü çok derinden etkileyen bir karar. Demin memnunları ve gayrimemnunları saydık. Memnunların başında Ankara’nın geldiğini söyledik. Ancak ortada da şöyle bir soru var: Amerika Birleşik Devletleri’nin askerî varlığının Suriye’den çıkmış olması, Ankara’nın şu anlamda, şu aşamada Fırat’ın doğusuna yönelik niyetlerini hayata geçirmeyi kolaylaştırıyor olabilir; ama Suriye’nin sadece İran ve Rusya’nın denetiminde kalacak olmasının Türkiye’nin ne kadar hayrına olacağı sorusu da cevaplandırılmayı bekliyor. Kısa vadede Türkiye bundan memnun olabilir; ama yarın öbür gün Moskova ve Tahran’ın bölgedeki dayatmalarına karşı yanında kimseyi bulamayabilir. Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye’deki varlığı bir anlamda Ankara’yı rahatsız etmekle beraber bir yanıyla da Rusya ve İran’ı dengeleme anlamında Türkiye’nin lehine de bir durumdu. Böyle ikili bir özelliği vardı. Artık böyle bir durum yok. Türkiye Suriye’de İran ve Rusya ile ve Esad’la baş başa kalmış durumda. Bu da önümüzdeki dönemde yeni birtakım sorunların, yepyeni sorunların Ankara’yı beklediğini pekâlâ gösteriyor olabilir.

Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar