Dünyanın Gidişi (18): Suriye – savaş bitmedi ama kazananlar ve kaybedenler belli oldu

Bir ülkenin tamamen yıkıma uğradığı, yüzbinlere insanın öldüğü, milyonlarca kişinin de evinden yurdundan olduğu bir savaşın kazananlarından bahsetmek insanın içini acıtsa da,

“Suriye’de savaş bitmedi, ama kazananlar ve kaybedenler belli oldu” diye başlık koyduk bu yayına.

Çünkü birbirlerine düşmanlıklarını ilan edip silah kuşananlar açısından bakacağız bu yayında Suriye’deki savaşa.

Ve 8 yıldır Esad rejimini yıkmak, değiştirmek isteyen herkesin bu savaşta yenildiğini teslim edeceğiz.

Böyle bakınca aslında kim kazanıyor, kim kaybediyor bir süredir hepimiz biliyoruz, anlıyoruz ama ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’den asker çekme kararı ile durum daha da netleşti. Malumun ilanı oldu bir bakıma..

Şimdi Trump’ın Suriye’den çekilme kararını açıklaması ile, 8. Yılını doldurmak üzere olan bu savaşa müdahil veya taraf olan tüm güçler, bu beklenmedik gelişme ertesinde yeniden pozisyon belirlemeye çalışıyor. Çünkü Trump, Esad rejimine karşı olanlar adına da malubiyet ilan etti. Havlu attı bir bakıma.

Hatırlayın 2012’de dönemin ABD Başkanı Barack Obama Esad’I devirmek için askeri operasyon bile düşünmüştü. Sonra “Kimyasal silahların kullanılması kırmızı çizgimiz”dediği halde, Esad’ın kendi vatandaşlarına karşı kimyasal silah kullandığı Birleşmiş Milletler tarafından teyit edilmiş olmasına rağmen, IŞİD’le mücadele meselesi ve akabinde Rusya’nın da Suriye’ye girmesiyle  2015 sonbaharından itibaren -doğrudan muhatap alınmasa da- Esad’I müzakere masasında taraf olarak kabul etmeye başlanmıştı.

Donald Trump ise, iki yıl daha ayak diredi ama yıl sonunda noktayı koydu, tamam artık burada işimiz bitti, dedi.

Gerçi bir dediği bir dediğini tutmuyor, dediklerine pek güven olmuyor Amerikan başkanının..

Yine de en son Çarşamba günü bizzat söyledi, “Suriye’yi çoktan kaybettik” dedi. Her şeyi para ile ölçen biri olduğu için, bu kaybı hafifsemek üzere, Suriye için “Büyük bir zenginlikten bahsetmiyoruz. Çölden ve ölümden bahsediyoruz,” deyip ekledi, “Suriye’den çıkıyoruz. Bakın, biz Suriye’yi istemiyoruz…”.

Bir “alın Suriye’yi başınıza çalın” demediği kaldı. Gerçi ona benzer bir ifadeyi, anlaşılan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisini Suriye’den çekilmeye ikna ettiği söylenen telefon görüşmesinde sarfetmiş:. “OK, it’s all yours. We are done,” “Tamam, al senin olsun, bize yetti bitti” gibisinden bir ifade.

Sonuç olarak şimdi Beşşar Esad karşıtları yeniden pozisyonluyorlar kendilerini. Nitekim dün İngiltere Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt da Beşşar Esad’ın daha uzunca bir süre iktidarda kalacağını kabul etti. Oysa yakın zamana kadar İngiltere’nin resmi pozisyonu, hiç değilse Suriye’de yapılması öngörülen gelecek seçimlerde Beşşar Esad’ın aday olmaması gerektiği şeklindeydi. Buraya da Esad’ın müzakere sürecinde dahi olmaması gerektiğinden gelmişlerdi.

Birleşik Arap Emirlikleri de, 2011 yılında Esad rejimi üzerinde baskı oluşturmak amacıyla  kapattığı Şam büyükelçiliğini geçenlerde yeniden açtı. Başka Arap ülkeleri de çoktan aktif hale geridiler Şam’daki diplomatic temsilciliklerini: Bahreyn, Umman, Tunus, Mısır, Ürdün, Lübnan, Irak, Cezayir ve Sudan. Sırada Kuveyt’in olduğu söyleniyor. Arap Birliği de Suriye’yi yeniden üyeliğe kabul etmeye hazırlanıyor.

Suriye asıllı Amerikalı gazeteci-yazar Hassan Hassan Guardian’da yayınlanan son makalesinde, lafı eğip bükmeden yazmış. Şöyle diyor: “Son altı ayda yaşanan askeri ve diplomatik gelişmeler şüpheye yer bırakmayacak şekilde Esad’ın savaştan galip çıktığını gösteriyor. Ona muhalif silahlı güçlerin destekçileri –vesayet savaşı diyorduk ya, vasileri kast ediyor-  bırakın kafa tutmayı, artık gizli ya da açıktan rejimi kucaklamak istiyor”.

Hassan Hassan, cihatçı olmayan muhaliflerin son kalesi ve Mart 2011’de Esad karşıtı isyanın başladığı yer olan Deraa’nın 5 ay önce rejimin kontrolüne geçmesini, bu galibiyetin belirleyici gelişmesi olarak öne çıkarıyor. “Deraa’daki muhaliflerin teslim olması ile” diyor, “artık başkent yakınlarında rejime yönelik siyasi ya da askeri tehdit kalmamış oldu.” 

Yine makalesinden alıntılıyorum:

“Ülke içindeki meşru ya da etkili olabilecek muhalefet tamamen ezildi. Ülkenin kuzey batısında, Türkiye’nin nüfuzu altındaki bölgelerde operasyonel olan cihatçıların artık dışarıdan vasî bulması mümkün görünmüyor. Bütün rüzgarlar güçlü bir şekilde Esad lehine esiyor.”

Haksız değil. Rusya Savunma Bakanlığı da dün rejimin ülkenin %95’inde kontrolü sağladığını duyurdu.

Öyleyse Halihazırda rejimin kontrolü dışında kalan bölgelere bakalım. Kuzey’de Fırat’ın batısında, Türkiye’nin himayesindeki rejim muhalifleri var. Fırat’ın doğusunda da ABD’nin himayesindeki YPG’nin başını çektiği güçler var ki, ABD’nin çekilme kararı ile rejim ile anlaşma yoluna gidecekleri anlaşılıyor.

Bir de terör örgütü sayılan grupların bulunduğu İdlib var.

İdlib Rusya’nın şimdilik Türkiye’nin kontrolüne göz yumduğu bir bölge. Hatırlayın buraya Suriye’nin düzenleyeceği operasyon Türkiye’nin çok bastırması, ABD ve Avrupa’nın desteği ile, Rusya ile Türkiye arasında varılan bir mutabakatla ötelenmişti.

Her halûkarda Türkiye de, ABD de sözkonusu bölgelerdeki adımlarını bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da Rusya ile koordineli, Rusya’ya danışarak atmak durumunda.

ABD’nin çekilme kararı üzerine, geçen Cumartesi Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Savunma Bakanı Hulusi Akar, MİT Başkanı Hakan Fidan Moskova’ya gidip mevkidaşları, muhatapları ile görüştüler. Yayının başında da söylediğim gibi, ABD askerlerinin çekilmesi ile değişecek koşulları değerlendirip, yeniden pozisyon belirlemeye çalışmaktı amaç.

Görüşmeden sonra Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov şunları söyledi:

“Rusya ve Türkiye’nin askeri temsilcilerinin Suriye’deki terör tehdidinin nihayet kökünün kazınması için oluşan yeni koşullar çerçevesinde sahada atacakları adımları koordine etmeye devam etmeleri konusunda bir mutabakata varıldı”.

Lavrov’un bu sözlerini biraz didikleyip analiz etmekte fayda var.

Bir kere Suriye’deki terör tehdidinden Moskova ile Ankara’nın anladıkları şeyin yüzde yüz örtüşmediğini biliyoruz.

Türkiye için bir numaralı terör tehdidi YPG iken, Moskova için IŞİD ile İdlib’deki Hayat Tahrir Eş Şam’ın başını çektiği tüm cihatçı gruplar. Dolayısıyla, Moskova’nın Türkiye’nin YPG’ye yönelik operasyonuna yeşil ışık yakmamasını şaşırmamak lazım.

Rusya’nın dışpolitikası konusunda uzman akademisyen Kerim Has bu yönde beklenti dile getirenlere sosyal medyadan şöyle yanıt vermiş: “[Rusya’nın] ABD yokken, YPG’ye “balans ayarı” yapmak için Türk ordusunu teşvik etmektense Esad rejimini cepheye sürmeyi tercih edeceğini düşünüyorum”

Veya şöyle bir ifadesi daha var:

“Rusya Menbiç ve Fırat’ın doğusunun rejim kontrolüne geçmesi için istekli, ama aceleci değil; Türkiye’nin Menbiç ve Fırat’ın doğusu ısrarına karşı ise sağır, ama dilsiz değil.”

Lavrov’un geçen Cumartesi günkü görüşme ertesinde Suriye’nin toprak bütünlüğüne yapmış olduğu vurguyu da gözardı etmemek lazım. Rusya Beşşar Esad’ın ülke topraklarının tamamında kontrolü almasını istiyor. Sonra da yeni anayasa yapmak ve bir şekilde rejimi korurken 8 yılın bakiyesi muhalifleri de tercihan sisteme entegre etmek…

Moskova öncelikli olarak ise, yine Kerim Has’ın ifadesi ile “İdlib dosyasını kapatmak istiyor”.

Hatırlayacaksınız, İdlib’i El Kaide uzantısı Hayat Tahrir eş Şam ve diğer cihatçı gruplardan temizlemek üzere Rusya ve Suriye’nin düzenlemeyi planladığı askeri operasyon Eylül ayında Türkiye ile Rusya arasında varılan bir anlaşma ile ertelenmişti.

Yine Cumartesi’ye dönersek, ne demişti Lavrov? “Suriye’deki terör tehdidinin nihayet kökünün kazınması için sahada atacakları adımları koordine etmeye devam”.

Rusya için öncelikli terör tehdidi İdlib’deki gruplar…

ABD’nin Suriye’de asker bulundurma gerekçelerinden birincisi olan IŞİD ile mücadeleyi Türkiye ve Rusya’ya havale ettiğini biliyorsunuz. İkinci gerekçe ise İran’ın nüfuzunu dengelemekti. Gazeteci yazar Hassan Hassan, bu konuda en çok rahatsızlık dile getiren İsrail ile Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin başını ektiği Arap ülkelerinin ABD’ye alternatif çözüm bulduğunu yazıyor.  Rusya’nın epeydir ABD, İsrail ve diğer Arap rejimlerine kendisini Suriye’de İran’ın nüfuzunu dengeleyecek bir güç olarak sunduğunu hatırlatan Hassan, İran’ın bölgede artan hegemonyasına karşı Esad rejimini güçlendirmenin ise yeğlenen yeni seçenek olduğunu kaydediyor.

Hassan’ın iddiasına göre, Birleşik Arap Emirlikleri böyle bir öneriyi 2016’da zaten Trump’a da götürmüş ama beğendirememiş. Oysa şimdi Rusya’nın tam da bu fikri Araplara satmakta olduğunu söylüyor. Fikir şu, Esad rejimi güçlenirse İran’a bağımlılığı azalır ve 2011 öncesindeki özerkliğine döner.

Son dönemde Rusya ile daha yakın ilişkiler içinde görmeye başladığımız Suud Arabistan ile Bahreyn’in de fikre sıcak bakmaya başladığı gelen haberler arasında. 

Bu Arap ülkeleri bir zamanlar Esad muhaliflerini silahlandıran ülkelerdi, şimdi İran’a karşı Esad rejimini güçlendirelim diyorlar…

 Nitekim Ürdün’ün de sınırı açmasıyla Suriye Türkiye hariç tüm komşuları ile yeniden ticarete başladı. Bu arada hatırlatalım Cumhurbaşkanı Erdoğan da geçenlerde YPG çekilirse Menbiç’te işimiz olmaz, demişti. Buradan Ankara’nın da sınır komşusu olarak Esad rejimini YPG’ye yeğlediğini çıkarabiliriz.

Görünen o ki, Beşşar Esad, 8 yıldır maruz kaldığı diplomatik tecritten bu sene tamamen kurtulabilir, askeri olarak da geride kalan bölgelerde hakimiyet tesis edebilir. ABD çekildikten sonra bu bapta tek sorun Türkiye ile ilişkilerin nasıl yönetiliceği olacak gibi duruyor.

Türkiye uzun süre ABD’ye “YPG ile bizim aramızda tercih yap” diyordu. ABD çekilince böyle bir tercih yapmasını Rusya’dan da isteyebilir mi? Ya da Amerikan askerlerinin bölgeyi terk etmesi sonrasında oluşan boşluğu Suriye’nin doldurmasına izin verirse Rusya, Türkiye gerçekten bu duruma razı olur mu? Suriye’deki savaşın başlıca galibi Moskova ve onun desteği ile kazananlar kulübüne giren Beşşar Esad rejimi, ABD’nin zorlanıp pes ettiği Türkiye ve Kürtler arasında denge güderek hedefe ulaşma politikasında da başarılı olabilecekler mi bakalım?   

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar