Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Mijatović’ten Türkiye yargısına eleştiri

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Dunja Mijatović, Gezi Parkı eylemlerinin yöneticisi olduğu iddiasıyla bir yılı aşkın süredir iddianamesiz bir şekilde Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Osman Kavala’nın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki (AİHM) davasına müdahil oldu. Mijatović’in AİHM’e sunduğu dilekçede, örnekleriyle birlikte Türkiye yargısına yönelik sert eleştirilere yer verildi. 

Osman Kavala

Mijatović’in dilekçesi, Avrupa Konseyi’nin internet sitesinde yayınlandı. Dilekçede Mijatović, Kavala’nın çalıştığı sivil toplum örgütlerini (STÖ) sıraladıktan sonra kendisinden önceki dört İnsan Hakları Komiseri’nin de bu STÖ’lerle temasta olduğunu anımsattı. Mijatović, Kavala ve söz konusu STÖ’lerin, Türkiye’deki insan hakları durumuyla ilgili güvenilir ve tarafsız kaynaklar olduğuna dikkat çekti. Kavala’nın insan hakları savunucularının cezalandırılması ve onlara gözdağı verilmesi için 400 günü aşkın süredir iddianamesiz bir şekilde tutuklu bulunduğunu ifade etti. 

Mijatović, dilekçesinde Gezi Parkı eylemlerine de geniş yer ayırdı. Eylemlerin barışçıl bir protestocu gruba karşı polisin aşırı güç kullanmasından kaynaklandığını belirten Mijatović, bunun 2.5 milyon insanın 81 ilin 79’una yayılan gösterilerine neden olduğunu aktardı. Mijatović, gösterilerin ilk aşamasında katılımın çok çeşitli olduğuna dikkat çekerek, şunları kaydetti:

“Gezi olaylarının bir tek kişi veya örgüt tarafından yönlendirildiği iddiaları güvenilir değil. Ayrıca bu protestocuların hükümete ve Türkiye’deki anayasal düzene karşı hareket ettiği iddiaları doğru değil. Elbette bazı şiddet kullanan gruplar gösterilere katıldı ve polisle birlikte tansiyonu yükseltti ama gösterilerin geneline baktığımızda eylemler barışçıldı.”

Cumartesi Anneleri

Cumartesi Anneleri örneği

Yargının güvenlik güçlerinin aşırı şiddet kullanımı ile ilgili etkili bir şekilde soruşturma yapmadığını ifade eden Mijatović, eylemlerden beş yıl sonra yeni bir suçlama dalgasının harekete geçirildiğine dikkat çekti. Hükümetin bu olaylardan sonra gösterilere, özellikle OHAL döneminde daha az toleranslı olduğunu belirten Mijatović, “Buna örnek ise zorla kaybedilmelerle ilgili olarak 1995’ten bu yana her hafta sessiz bir oturma eylemi yapan Cumartesi Annelerinin 700. barışçıl protestosunun zorla yasaklanması ve dağıtılmasıydı” dedi.

İddianameden sonra delil toplanıyor”

Mijatović, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserlerinin, 2003’ten bu yana Türkiye yargısında hüküm olmadan tutuklamaya sık başvurulduğu ve bunun kötüye kullanıldığı yönünde raporlar yazdığını da anımsattı.Yargının bu şekilde evrensel standartlardan uzaklaştığını belirten Mijatović, tutuklamaların yeterli kanıt bulunmadan yapıldığına, iddianame sunulduktan sonra bile delil toplama işlemine devam edildiğine işaret etti. 

2011’e göre ilerleme yok”

Mijatović, her ne kadar cezalandırma prosedüründe birçok yasal düzenleme yapılmış olsa da son dönemdeki uygulama ve tutuklamaların 2011’e göre hiçbir ilerlemenin olmadığına işaret ettiğini belirtti. “Katalog suçlar” diye anılan suçların, gerekçelendirmedeki eksikliğin, mantıklı bir şüphe ve AİHM içtihatlarıyla uyumlu olacak şekilde somut bir kanıt olmamasının otomatik olarak tutuklamaya yol açtığını söyledi. Mijatović buna örnek olarak, gazetecilik faaliyetine yönelik tutuklamaları gösterdi. 

Kapalı devre sistem

Mijatović, istinaf mahkemelerine yapılan başvuruların reddedildiğine de dikkat çekti ve bunun kapalı bir sistem ürettiğini, serbest kalma talebinin de otomatik olarak reddedildiğini kaydetti. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) etkisini yitirdiğinden de bahseden Mijatović, yargıdaki erozyonun 2013’te başladığını ve OHAL döneminde iyice arttığını savundu. Mijatović Türk yargısının endişe duyulan yaklaşımının sürdüğünü, özellikle insan hakları savunucularının üst düzey siyasi figürler tarafından “devlet düşmanı veya terör sempatizanı” gibi sunulduğunu ifade etti. Demokratik bir toplumda yasal olan eylemler, açıklamalar, davranışların duruma göre suç üretmek için kanıt olarak kullanıldığına dikkat çeken Mijatović, bunun da toplumda korku iklimine yol açtığını vurguladı. 

AYM’yi görmezden gelen mahkemeler

AYM’nin Mehmet Altan ve Şahin Alpay kararlarından bu yana birçok başvuru olmasına karşın hiçbir karar vermediğini kaydeden Mijatović, Altan’ın da AYM kararından beş ay sonra hükümlü olarak serbest bırakıldığını anımsattı. Bu nedenlerle yerel mahkemelerin AYM kararını görmezden geldiğini ifade eden Mijatović, bunun hukukun üstünlüğü ilkesinde önemli bir geriye gidiş anlamına geldiğini vurguladı. Yerel mahkemelerin, üst mahkemelerin kararlarıyla tamamen bağlı olması gerektiğine işaret eden Mijatović, AYM’nin temyiz mahkemesi gibi çalışmasının iç hukuka göre telafi etme yeteneğini yok edeceğini belirtti. 

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar