Çölde yermantarı toplarken IŞİD’lilere yakalanmak

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

31 yaşındaki Iraklı Muhaned Salih Yasin toprağı arıyordu. Hafif kabarmış çatlaklar ona göre, mevsimlik bir lezzet olan yermantarlarının işaretleriydi.

Iraklıların seve seve tükettikleri yermantarlarını ararken, asker üniformalı adamların sürdüğü iki kamyonun dibine kadar geldiğini fark edememişti. Ta ki artık çok geç olana kadar.

Eski eczacı Yasin, “Bana kamyona atlamamı emrettiler. ‘Hayır’ demeyi düşündüm, ama silahlıydılar” diyor.

Kamyona atlayan Yasin, IŞİD’in en son kurbanı oldu.

Irak ve Suriye’deki topraklarını kaybeden örgütün sürülmüş militanları, yeraltına çekilip düşük yoğunluklu saldırılar düzenliyor. Geçen ocak ayından beri IŞİD, çoğu Suriye’ye komşu Anbar eyaletinde olmak üzere yermantarı toplamaya çıkmış 44 Iraklıyı kaçırdı ve kimisini de infaz etti.

Mezhebine göre muamele

Mezhep farklılıkları IŞİD’in bu insanlara karşı tavrında belirleyici bir etken. Sünni mantar toplayıcıları fidye karşılığı serbest bırakılırken Şiiler için tek bir seçenek var: ölüm.

Irak İstihbarat Teşkilatı Direktörü Ebu Ali el-Basri, cinayetler sebebiyle Şiilerin topluca Sünnileri hedef almasından korktuklarını belirtiyor.

5-6 bin kadar militanı kalan IŞİD, bu insanları kaçırarak hem maddi gelir sağlıyor, hem de yerel halka hala güçlü oldukları mesajını veriyor.

Fakat tüm tehlikesine rağmen Iraklılar, yermantarı toplayıcılığından vazgeçmiyor. Bu kıymetli mantarlar yerel pazarlarda kilosu altı dolardan alıcı bulabiliyor. Irak Arapçasında “kama” olarak bilinen mantarların Allah’ın bir lütfu olduğuna, hatta efsanelere göre Hz. Meryem kemiksiz et isteyince Allah’ın ona yermantarı gönderdiğine inanılıyor.

Yasin yermantarı toplamak için birkaç saat boyunca arabasını sürerek, çölde kimsenin tehlikeli olduğunu düşünmeyeceği kadar tenha bir yere gitti. Yasin, “Dümdüz, güzel, oldukça yeşil bir yerdi” diyor.

Beş kuzeniyle birlikte kendisinin gözlerini bağlayıp kaçıran adamların kim olduklarını merak ediyorlardı.

Munaned Salih Yasin, yermantarı topladığı sırada IŞİD’liler tarafından kaçırıldı.

“Bize sordular: ‘Kim olduğumuzu biliyor musunuz?'” Yasin cevapladıktan sonra “Bilginiz olsun, biz İslam Devleti’yiz’ dediler.

Yasin o an içinden “Artık ölüyüm. Aynen öyle. Beni öldürecekler” dediğini söylüyor.

Tam aksine militanlar onları diğer rehinelerin olduğu küçük bir odaya götürdüler. Yasin ve kuzenleriyle konuşmadılar, fakat onlara yiyecek verip namaza davet ettiler.

Sonraki gün Yasin, ilk rehine grubunu sorgulayan bir IŞİD’linin, onlar hakkında nerede çalıştıkları, nasıl bir siyasi görüşe sahip oldukları gibi kişisel bilgilerinden haberdar olduklarını fark etti.

Yasin’e göre bunun açıklaması şöyle: örgütün yerel yönetimde ajanları bulunuyor.

Nihayetinde genç adam, 10 bin dolar gibi bir meblağ karşılığında serbest bırakıldığını söylüyor.

Çölde ölümden kaçış

42 yaşındaki Şii çiftçi Hamza Kadim el-Cubori’nin hikayesi bambaşka. İki erkek kardeşi, yeğeni ve iki komşusuyla kaçırıldığı yer, Yasin’inkinden 65 km güneyde.

El-Cubori ve yanındakiler de asker üniformalı kişilerce kaçırılıp diğer rehinelerin bulunduğu küçük bir odaya getirildiler. Fakat iki hikayenin benzerlikleri, burada son buluyor.

IŞİD’liler Sünni rehinelere iyi yemekler verirken el-Cubori ve arkadaşlarına sadece su ve tek bir hurma verdiler. Sünniler namaza çağrılırken Şiiler çağrılmadılar, ayrıca ayakkabıları da alındı.

IŞİD’liler Sünnilerin bilgilerini alırken Şiilere “kafir” diye sesleniyordu.

Gece bir arabayla militanlar tarafından çöle götürülürken el-Cubori, ipleri çözerek şoförün yanındaki M-16 tüfeğini alıvermiş.

“Hayatta kalmak, yaşamak istiyordum. Çok Amerikan filmi izlerim, Jackie Chan, Arnold [Schwarzenegger]. Dedim belki hayatımı kurtarırım” diyor el-Cubori.

Anbar eyaletinin Rava şehrinde bir pazarda yermantarları.

El-Cubori kardeşi ve komşusuyla militanları kavradılar. Şoför arabayı durdurup çöle doğru kaçmaya başlayınca el-Cubori tüfekle diğer militanın karnına vurdu, sonra tetiği çekti. Hiçbir şey olmadı. Yine denedi. Aynı. Sonradan silahın emniyet kilidini açmadığını fark etti.

Elinde tüfekle apar topar araçtan atlayıp kaçan el-Cubori’ye ikinci IŞİD aracından ateş açıldı. Adam, militanlar uzaklaşana kadar saklandığı yerden ayrılmadı.

El-Cubori, bir hafta yürüdükten sonra yermantarı toplamaya çıkan Bedeviler tarafından kurtarıldığını anlatıyor. Üç gün sonra evine ulaşınca, ailesinin öldürüldüğünü öğrendi.

Kabile kültüründe aile üyelerini arkada bırakmanın ihanet olduğunu anlatan el-Cubori “İçim içimi yiyor” diyor.

Bir ayakta yalınayak yürüdükten sonra tekerlekli sandalye kullanan el-Cubori, IŞİD’lilerden aldığı M-16’ya bakarak, “İki kardeşimi, yeğenimi kaybettim, tüm yaptığım kendimi kurtarmaktı. Tüfek bende olsa ne olur” diyor.

Ve kafasını duvara yaslayarak ağlamaya başlıyor.

Kaynak: New York Times.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus