Kemal Can ile 5 Soru 10 Cevap (31): Bitmeyen Seçim

Kemal Can bu haftaki 5 Soru 10 Cevap yayınında, iktidarın İstanbul Maltepe’deki yeniden sayım ve Büyükçekmece’deki usulsüzlük iddiaları üzerinden yarattığı “kasıtlı belirsizlik” bağlamında seçim gündemini değerlendirdi.

Yayına hazırlayan Uğur Gümüşkaya

Merhaba, iyi haftalar.

Bu hafta da yine seçim gündemli bir 5 soru 10 cevaptayız.  Bu yüzden de başlığımız ‘bitmeyen seçim’.  

Seçimlerle ilgili kasıtlı belirsizlik veya örgütlü mızıkçılıkta hangi noktadayız?

Dün geç saatlerde Maltepe’deki oy sayımında bir gelişme yaşandı. AKP ve MHP ve bazı seçim kurulu üyeleri seçim tutanaklarını imzalamayarak bir kilitlenme yarattılar ve yapılmış sayımların iptali konusunda da başvuruda bulundular. Bunun üzerine İstanbul sonuçlarının netleşmesi açısından kritik öneme sahip iki merkezden biri haline gelen Maltepe’de sayım durdu. Şu saatler itibarıyla, YSK bu konuda bir toplantı yapıyor ve karar verecek. Yaşanan çok net biçimde Maltepe’de günlerce haftalarca sürmesi muhtemel bir sayımı hızlandırmak için yapılan ve önemli miktardaki sandığın sayımının sağlandığı oylamayı iptal ettirerek her şeyi başa alan ve yine haftalarca sürecek belirsizliği sürdürme girişimi. Bu, açıkçası yasal hakları kullanan nizami bir uzatma halinin dışına taşmış durumda. Çünkü, sistematik olarak yapılmış sayımların altına imza atmayarak fiili bir durum ki, bu aslında hukuken o seçim kurulu üyelerini de cezai sorumluluk altına sokan bir durum

Bir başka mesele Büyükçekmece hadisesi. Doğrudan polis eliyle bir soruşturma yürütülüyor. YSK da bu soruşturmanın sonucunu bekleyerek kararını erteliyor. Polislerin neredeyse bir partinin seçim görevlisi gibi datalar sağlamaya çalıştığı,  hatta gizli yürüyen bir soruşturmanın bilgilerinin de doğrudan partiye aktardıkları yolunda duyumlar var. Bütün bunları bir araya getirdiğimizde, artık çamura yatma değil çamurda yuvarlanma tablosu karşısında olduğumuzu açıklıkla söyleyebiliriz. Bütün bunların üzerine iktidar partisinin bir iptal talebi hazırlığı olduğunu da biliyoruz. Genel başkan yardımcısı tarafından bu ilan edildi. Bu resme baktığımızda, iktidar sözcülerinin “itirazların görüşülmesinde, bazı sayımların yenilenmesinde ne sakınca var, bundan neden korkuyorsunuz?” argümanı anlamsızlaşmış durumda. Üstelik de bütün zorlamalara, medya tahakkümüne rağmen iktidar kendi seçmenini bile bu konuda ikna edemedi. Hatta  giderek iktidar seçmeni açısından da rahatsızlık verici bir seviyeye vardı.  Bu uzatmanın iktidarın devamı ile ilgili bir karar olduğunu, bir kader kararı olduğunu, bir rejim testi olduğunu herkes görüyor. 

İktidar hangi sonuca varmak için bu uzatmayı sürdürüyor, beklenen nedir?

Bu konuda iki temel görüş var. Bir tanesi, iktidarın asla yenilgiyi kabul edip İstanbul’u teslim etmeye razı olmayacağı, dolayısıyla bu uzatmayı seçimin iptal edilmesine zemin oluşturmak için yaptığı tezi. Diğer görüş ise, mümkün olduğu kadar zor teslim olarak, sonucu uzatarak muhalefete bir zafer havası yaşatmadan kendi tabanındaki bozgun hissini yatıştırmak, sonuçta YSK’nın kabul ettiği şaibeli seçim olarak kayda geçirip yoluna devam etmek. Yani hem mazbatayı verecek diyenler, hem mazbatayı vermeyecek diyenler uzatmanın kendi tezleriyle uygun olduğu kanaatinde. Aslında 3. Seçenek daha var: İktidarın henüz bu “kırk katır mı kırk satır mı” denkleminde tam ne yapacağına karar vermediği ya da kendi içindeki blokların bir çatışma içinde olduğu fikri. Yani bu belirsizliğin nedeninin aslında tam olarak ne yapılacağına ilişkin kararın verilmemiş olması. Hepsinin kendi  içinde tutarlı ve mantıklı tarafları var. 

Bu olayda, bu üç seçenekten hangisi olursa olsun Türkiye ciddi belirsizlik ve gerilim içerisinde. Ama bundan iktidarın da hasar aldığını görmemiz gerekiyor. Bence iktidar da bunu görüyor. Sadece hasarlardan hangisinin kendisi için daha elverişli olacağına karar veremiyor. Burada bir parantez olarak şunu söylemek gerekir: İstanbul ile ilgili uzatmanın iktidar açısından bir avantajı oldu. YSK’nın KHK’lılarla ilgili, HDP’li belediye başkanlarıyla ilgili kararların ve HDP’nin seçim itirazlarına karşılık verilmemesi gibi konuların gündeminin dışında tutması işine yaradı. Çok temel bir mesele olan KHK’lıların seçme, seçilme hakkı ile ilgili çok ciddi bir hukuksuzluğa imza atıldı ve İstanbul belirsizliği nedeniyle bu bir tür konuşulmaz mesele olarak geçti. Doğrudan bundan dolayı yapılmış olup olmamasından bağımsız olarak böyle bir sonucun olduğunu söylemek zorundayız.

İktidar ekonomik krize bir de siyasi kriz ekleyerek avantaj sağlayabilir mi? 

Bugün işsizlik rakamları açıklandı. Rekor bir rakam ortaya çıktı ve trendin artma biçiminde devam ettiği görüldü. Bu siyasi belirsizlik atmosferine piyasalar çok sert reaksiyonlar vermiyorlar ama seçimi geçmiş ve gerilimini üstünden atmış bir ülke tablosu da yok. Dolayısıyla, aslında potansiyel gerilim devam ediyor. Seçimden önce serbest piyasaya bağlılık mesajı, uluslararası sisteme garantiler veren iktidar program açıkladı ve peşinden de buna destek için geziye gitti. Ancak gelen haberler, bu konudaki yorumlar başarılı bir sonuç alınamadığını gösteriyor. Kriz tablosu ve yüksek dış kaynak ihtiyacı, büyük ihtimalle dışarıya yumuşak tavrın devam edeceğini düşündürüyor. Buna karşılık içeriye dönük sertleşmenin artacağının da işaretlerini görüyoruz. Geçtiğimiz günlerde tamamen uyduruk bir gerekçe ile Mustafa Sönmez gecenin üçünde evinden gözaltına alındı. Biraz önceki soruda işaret ettiğim gibi KHK’lılar meselesi gündeme geldi vb. 

Ankara belediyesinde yaşandığı gibi seçilmiş muhalefete geçmiş belediyelerin bütün imkanlar kullanılarak sıkıştırılacağı ve tabir yerindeyse hayatlarının zorlaştırılacağına ilişkin işaretler belirginleşmeye başladı. Bütün bunlar alt alta koyduğumuzda, siyaseten zayıflamanın otomatik bir yumuşama, gerilim düşürme tablosu değil tam tersi bir biçimde sertlikle dengelenmesi ihtimalinin arttığını görüyoruz. Bu tablonun bir cebine de, Demirören ve Kalyoncu ailelerinin çocuklarının Çırağan Sarayı’ndaki düğününde iktidarın temsilcilerinin dahil olduğu resmin ekonomik kriz tablosu ile oluşturduğu kontrası da eklemek gerek. Bunun ağırlıkla iktidar seçmeninde bir sonuç doğurması ihtimali hiç küçük değil. Bütün bunları bir araya koyduğumuzda, zayıflamayı karşı bir sertleşme ile dengeleme konusunda ve bundan avantaj  yaratma konusunda iktidarın elinin o kadar rahat olmadığını ve bu tür hamlelerin tıpkı seçimde olduğu gibi sonuç vermesinin giderek zorlaştığını söyleyebiliriz. 

Muhalefet şimdiye kadar izlediği yol ve aldığı tutumla nasıl bir noktada?

KHK’lılar konusunda İstanbul yüzünden gösterilen zayıf tepkiyi bir kenara koyarsak, muhalefetin iktidarın uzatma ve zorlamaları karşısında son derece sakin ama kararlı bir duruşla, başarılı  seçim performansını seçim sonrasına da taşıdığını söyleyebiliriz. Bu yüzden de, bence şu ana kadar aldıkları sonuçları iyice yerleşikleştiren, kendi seçmenine de özgüven veren bir pozisyon üretebildiler. Ayrıca seçim yenilenme ihtimalini ya da yeni bir seçimde daha çok oy alarak kazanma ihtimalini  hiç konuşmayıp tartışmanın dışında tutan, seçenek olarak değerlendirmeyi ret eden tutumun da bu kararlılık gösterisinde çok önemli payı oldu. İktidarın nihai kararı vermekteki zorluktan birinin de bu duruştan kaynaklandığını düşünüyorum. 

İktidar çevrelerinin,  iktidar medyası ve sosyal medya faaliyetlerinin zorladığı kışkırtmalara da, sadece muhalefet aktörleri, partiler liderler değil, sıradan insanlar, seçmeler de gelmediler. Seçim sürecinde olduğu gibi, sonrasında da, bir provokasyon doğurabilecek sertlikler yaşanmadı. O konuda moral avantaj elde tutulduğu bir tablo oluştu. Bütün bunları bir araya aldığımızda şu andaki kararlı sakin ama güçlü pozisyonu sayesinde önemli bir avantaj yakalayan muhalefetin iktidarın zorluğunu da artırdığını düşünüyorum.

Seçim sonucu belirsizliği bittiğinde Türkiye’yi nasıl bir tablo bekliyor?

Bu seçeneklerden hangisi gerçekleşirse gerçekleşsin, kimsenin hatta çok güçlü muhalefetin bile yapamayacağı biçimde iktidar kendi siyasi zeminine -milli iradeye- yaptığı tahribatın kalıcı sonuçlarını yaşayacağız. Bu, bundan sonraki siyasi süreci belirleyecek önemli faktörlerden biri olacak. 31 Mart bir milat olmayacak ama çok önemli eşiklerden biri olarak kayda girecek. İktidarın, hem seçimle, hem de  daha sonra sonuçlara direnerek büyüttüğü hasarı karşılamak için rövanş atağına, sertleşmeye yönelmesi çok kuvvetle muhtemel. Üstelik bence bir zorunluluk. Çünkü, mevcut iktidarın hem iç dengesi hem ortaya çıkan zaafları, bir politika değişikliği veya yumuşamaya, normalleşmeye imkan vermiyor. İçindeki çeşitli güç merkezleri de bunun olmaması konusunda yoğun bir tazyik içinde. Zaten böyle bir karşılık üretecek donanıma da sahip değil. Konjonktür de buna izin vermiyor. Sadece ekonomik kriz bile böylesi bir gevşemeyi mümkün kılmıyor. Normal şartlarda sertleşme, kutuplaştırma ve belirsizlik hali ekonomik krizi tırmandıran bir mesele olmasına rağmen, yine aynı kriz nedeniyle politik alanın yumuşatılması, normalleştirilmesi mümkün olmayacak. 

Referandumda kabaca iki Türkiye tablosu ortaya çıkmıştı: İktidarın öne sürdüğü temel tez, istikrar öncelikli bir tercih kullanırsa Türkiye’nin önünün açılacağıydı.  Buna karşılık muhalefet, çok ciddi siyasi krizlerin ortaya çıkacağını, bu tablonun bir istikrar getirmeyeceğini, hukuksuz ve demokratik olmayan halin kökleşeceği söyledi. 24 Haziran tablosu iktidarın onaylandığı biçiminde okundu, muhalefet de büyük bir moral bozukluğu ile çıktı.  31 Mart tablosu gerçekte durumun böyle olmadığını, haklılık meselesinin ortalama insanda hiç de öyle görülmediğini ortaya koydu. Ekonomik krizin de önemli bir etkisi var bu sonuçlarda ama bu temel tezlerin, hikayelerin test edildiği bir ölçüm olarak baktığımızda, 31 Mart önemli bir gösterge ortaya koyuyor. Önümüzdeki dönemde pek çok açıdan bu çıkan tablonun siyasi sonuçlarını göreceğiz. 31 Mart  itibarıyla ortaya çıkmış tablonun daha geniş bir dilim içerisindeki hareketliliğin önemli bir eşiği olduğu ve iktidarın güç kaybetmesi, yönetememe krizinin derinleşmesi Türkiye’nin önünde. 

Tekrar iyi haftalar

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar