Yorum – Kadri Gürsel (10): İstanbul’da yeniden seçim: İktidarın en büyük hatası

Kadri Gürsel, bu haftaki analiz yayınında YSK’nın yenileme kararı verdiği İstanbul seçimlerini ele aldı ve yorumladı.

Yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal

Merhabalar. Dün iktidar, YSK eliyle İstanbul’daki yerel seçimi iptal ettirerek halkın iradesine ve demokrasiye karşı büyük bir suç işledi. Suçun gerekçesi ise çok tuhaftı; 225 sandık kurulu başkanının, yasada icap ettirdiği üzere, kamu görevlisi olmamaları idi. Yani 225 sandık kurulunda, kamu görevlisi olmayan başkanlar görev aldığı için, buradan çıkan oyun, sonucu değiştirecek bir sayıda olduğu öne sürülüyordu. Böyle saçma bir gerekçe olamaz. Çünkü bu oylar -kamu görevlisi olmayan sandıklardan çıkan oyları kastediyorum- sandık müşahitlerinin gözetiminde sayıldığına göre, ıslak imzalı tutanaklar alındığına göre, bu mantıkla, oylar nasıl geçersiz ilan edilebilir? Bu kamu görevlisi olmayan sandık başkanları, İlçe Seçim Kurulları’na ıslak imzalı tutanaklarda yazanlardan farklı sonuçlar mı bildirmişler? Bu konu araştırılmış mı? YSK’nın incelemesinde konuya bu açıdan mı bakılmış? Ve İmamoğlu, İlçe Seçim Kurulları’na ıslak imzalı tutanaklardan farklı sonuçlar iletildiği için mi seçimi kazanmış? Bu soruların hiçbirinin cevabı yok. Böyle bir bilgi de yok, araştırma çabası da yok. YSK’nın tüm yaptığı, seçimi iptal etmek için bir gerekçe uydurmak. Yahut iktidarın uydurduğu gerekçeyi soruşturmadan, araştırmadan kabul etmek… Bu gerekçe haksız, adaletsiz bir gerekçe, bunu hepimiz biliyoruz. İktidar da biliyor, YSK da biliyor.  Ayrıca, bu sandık kurulu başkanlarının görevli oldukları sandıklardaki seçimin, sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için kullanılan oylar yönünden iptal edilmesi gibi bir garabetle de karşı karşıyayız. Yani, yasanın amir hükmüne uyulmamış, sandık kurulları başkanları, kamu görevlilerinden seçilmemiş ve büyükşehir olduğu için dört oy atılan zarflarda, sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı için atılan oylar nedeniyle bu seçim iptal ediliyor. Diğer oylar ise geçerli sayılıyor. İlçeler için kullanılan oylar geçerli sayılıyor. Neden? Çünkü İstanbul’da 25 ilçeyi Adalet ve Kalkınma Partisi kazandığı için. Böyle de bir çifte standart var. Tabii ki CHP İstanbul’da seçimlerin tamamının yenilenmesi için başvurmakta, itiraz etmekte haklı.  

Ahlâki ve hukuki düzeyde, evet, halkın iradesine ve demokrasiye karşı suç işlenmiştir. Ama konuya bir de hukukun, ahlakın ve vicdanın dışında, sadece güç ilişkisi ve güç dengesi açısından (durumu) okuyan bir reel siyaset (mantığı) açısından yaklaştığımızda, bu, bir suçtan da beter aslında. Bu çok büyük bir hata. İktidar, YSK eliyle çok büyük bir hata yapmıştır ve bu hatadan dolayı aynı nispette zarar görecektir.  Ben, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, 17 yıllık iktidarında, bugün bulunulan konjonktürde yaptığı bu hatanın sonuçları itibarıyla da, bugüne kadar yapılmış en büyük hata olduğunu iddia ediyorum. Türkiye’yi yöneten zihniyet, irade, -yönetmeye çalışan irade belki de, yönetemediği de ortada- çok büyük bir hata yapmıştır. 

‘’Bu seçimin tekrarının sonuçları’’ dedik madem, ona bakalım. Birincisi; Türkiye’deki ekonomik krizin durumu, evdeki her türlü hesabın çarşıda bozulması sonucunu doğurabilir. (Kriz) Evde hesap yapmayı zorlaştırıyor. Bugün bir hesap yaparak, YSK eliyle seçim iptaline gidiyorsunuz. Peki, 23 Haziran’da Türkiye’nin ekonomik durumunun nasıl olacağını öngörebiliyor musunuz, ben bundan emin değilim. Mesela “seçimin tekrarını piyasa satın aldı zaten” dediler. Biliyorsunuz, seçimden önce Hazine Bakanı bunu söyledi. Ama bugün dolar 6,20 TL’yi gördü. Hareket, yukarı doğrudur. Son bir ayda, 5,64’ten 6,20 seviyelerine çıkmıştı. Bugün 6,20’yi gördü dolar. Ve sürekli yukarıya doğru bir tırmanma halindeydi. Bu şu demek: Türk Lirası sürekli aşağıya doğru hareket halinde, Türk Lirası’nın değeri düşüyor. Bunun nedeni ise, en başta, iktidarın seçim sonucunu kabul etmeme eğilimidir.

Şunu da yeri gelmişken tekrar etmekte fayda var: Türkiye’deki ekonomik krizin kökeninde zaten hukuksuzluk ve kötü yönetim vardır. Seçimin iptali, bu iki faktörü daha da derinleştirmiştir. Kriz derinleşecektir. Ve 23 Haziran’daki Türkiye’de, seçmenin önemli bir kısmı, bu nedenle sorumlu tuttuğu iktidarı cezalandırma psikolojisi içine girebilir. İktidarın seçimi iptal ettirme kararı, krizi derinleştirecektir. Bu kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımızda durmaktadır. Bunun neticesinde de, Türkiye’de nüfusun yüzde 20’sini barındıran, ekonominin neredeyse yarıya yakınını bulunduran İstanbul’da, seçmen, kendisiyle inat içine giren iktidarın yol açtığı bu ekonomik tahribat yüzünden, iktidarı cezalandırma eğilimine girebilir. Genelleştirme yapmıyorum ama burada bu kadar az farkla kazanılmış bir seçim söz konusuysa, seçmen, kendisiyle inatlaşan bir iktidara, ne kadar az oranda cevap da verse bu yönde, bu, önemli bir sonuca yol açabilir. Yani iki türlü reaksiyon doğabilir buradan: Bir tanesi, ekonomik krizin zaten eritici, bir yerde asidik etkisi nedeniyle iktidarla arasında çözülen gönül bağları olan, bundan etkilenen iktidar seçmeninin, sandığa gitmeme eğilimi ortaya çıkabilir. Bir de tam tersine, 31 Mart’ta sandığa gitmemiş olan bir kısım -%1 ila %2, ne kadarsa artık- CHP seçmeninde de sandığa gitme eğilimi doğurabilir. 

İkinci konu olarak buradan “boykot” eğilimine geçmek istiyorum. Ekrem İmamoğlu’nun, YSK’nın iptal kararına dün akşamdan itibaren verdiği tepkisi, duruşu ve söylemi, Beylikdüzü’nde düzenlediği miting, yaptığı açıklama, karamsarlık bulutlarını dağıttı. Seçmene güven aşıladı. İktidarın bu keyfi seçim iptaline tepkinin ne kadar büyük olduğunu ortaya çıkardı ve gösterdi bize. İmamoğlu, sanatçıları, iş adamlarını konuşmaya, seslerini yükseltmeye davet etti ve bunun da karşılığı hemen görüldü. Bu sabah itibarıyla, Türkiye’nin eğlence dünyasının tanınmış figürleri, Ekrem İmamoğlu’nun “Her şey çok güzel olacak” sloganını tekrar eden çeşitli tweetler attılar. Dolayısıyla AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “tekrar edilirse yüzde 100 kazanırız” dediği seçimler, öyle pek de çantada keklik gözükmüyor. Bu, çok açık.

Şimdi yine HDP üzerinden, Öcalan faktörünün, 31 Mart’ta, İstanbul’da iktidara yerel seçimi kaybettiren sandık ittifakını, taban ittifakını dağıtmak üzere kullanılacağına dair birtakım spekülasyonlar, yorumlar yapılıyor. Ben bunun o kadar kolay olduğunu zannetmiyorum. Türkiye’de yaşanmışlıklar var. Türkiye’de denenmiş, uygulanmış pek çok politika var ve bunun yarattığı çok ciddi tortular, ağızlarda bırakılan acı tatlar var. Hafızalarda derin izler var. Bunun, bugünden yarına, yani bugünden, 23 Haziran’a doğru bir denklem değişikliğinin nedenini oluşturabileceği kanaatinde değilim. Eğer böyle bir şey olsa bile bunun maliyetleri de çok ağır olacaktır, onu da belirtmek lazım. Misal, eğer iktidar, tabanda oluşan HDP-CHP-İYİ Parti ve Saadet Partisi seçmeni arasındaki ittifakı dağıtmak için, HDP’ye yönelik bir hamle ve bazı iyi niyet emareleri içeren jestler yapar, adımlar atarsa -ki bunun mümkün olup olmayacağını da bilmiyoruz- MHP liderliği değil ama MHP tabanı üzerinde bunun olumsuz etkileri görülecektir. Yani, iktidarın, aldığı kadar, verdiği de söz konusu olacaktır. 

Üçüncüsü ise, -tabii şu aşamada kavramsal ve soyut görülebilir- bu iptal kararının iktidarın sandıktaki meşruiyetini yitirmesiyle ilgili. İktidar, iptal kararıyla sandık meşruiyetini bitirmiştir. Kendi sandık meşruiyetini. “Sandığın meşruiyetini bitirmiştir” demiyorum. Farklı bir şey bu. İktidarın, seçim sonuçlarını kabul etmediği ve etmeyeceği, önümüzdeki başkanlık seçimini kaybetse de ülkeyi kazanana terk etmeyeceği şeklindeki öngörü, İstanbul’daki yerel seçimin iptali ile güçlenmiştir. Bunun Türkiye’ye çok büyük zararları olacaktır maalesef. Türk ekonomisine büyük zararları olacaktır, Türkiye’nin dünyadaki imajına, algılanmasına zararı olacaktır, iktidarın kendisine, temsiline zararı olacaktır. Türkiye’nin, bugünkü haliyle, yani 7 Mayıs 2019’daki haliyle, görünüm itibariyle Orta Asya, Afrika ve Ortadoğu’daki despotik rejimlere daha da yakınlaştığını, yaklaştığını, onlara benzediğini pekâlâ söyleyebiliriz. Bu ağır bir meşruiyet kaybıdır. Maddi ve manevi sonuçlarının nasıl bir vahamet arz edeceği şimdiden ölçülemez. Ama bunun büyük bir kayıp olacağı rahatlıkla söylenebilir.

Yeri gelmişken, bir şeyi daha hatırlatmak, altını çizmekte fayda var: Bu saydığım bölgelerdeki pek çok otoriter rejimin, meşruiyet açığını tazmin edecek birtakım rant gelirlerine sahip olduğunu söylemek gerekiyor. Örnek göstermek gerekirse, Suudi Arabistan, İran, Rusya diyebiliriz. Ama Türkiye’nin böyle bir rant geliri yok. Türkiye’nin yeraltından zenginlik fışkırmıyor. Türkiye’nin zenginliği, yerin üstündedir, insanıdır, insanının çalışmasıdır, onların ürettiği değerin ve ödediği vergilerin en iyi şekilde değerlendirilmesidir, çarçur edilmemesidir. Türkiye’nin zenginliği budur. İnsan kaynaklarıdır. Meşruiyet kaybı yaşayan bir ülkenin, sürekli sahip olduğu kısıtları- ki bunların başında sermaye kısıtı, insan kaynağı kısıtı ve enerji kısıtı geliyor- bu ağır şartlar altında yönetmesi nasıl mümkün olacak, göreceğiz. 

İstanbul’daki seçimlerin, iktidarın mesnetsiz ve delilsiz itirazlarıyla YSK eliyle reddedilmesi sonucuna gelirsek; iktidar, İstanbul’daki seçim sonucunu kabul etseydi ama bu kabul ediş tarzı, ileri sürdüğü mesnetsiz ve delilsiz itirazların YSK tarafından reddi yoluyla olsaydı, muhtemelen şunlar olacaktı: Birincisi, burada kaybı büyüten büyük bir hatadan söz ediyoruz. Bir de, kaybı minimize eden bir hareket tarzı, bir tercih olsaydı, ne olurdu, ona bakmak lazım. 

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz’un 9 Nisan’daki basın toplantısında, YSK’nın AK Parti başvurusunu reddetmesi durumunda ne olacağına dair söyledikleri var: “Şüphe ortadan kalkmaz. 5 yıl boyunca bu şüpheyle konuşulur’’ demişti. Demek ki, o zaman düşünüyorlardı. Henüz daha karar vermemişlerdi ne yapacaklarına dair. “Acaba, İstanbul’da seçimi iptal ettirmeyip, mazbatanın Ekrem İmamoğlu’nda kalmasını müteakip ne yaparız, bu durumu nasıl yönetiriz?” Öncelikle, Ekrem İmamoğlu’nun, bu seçimleri hileyle, yolsuzlukla aldığına dair yoğun bir propaganda yapıp, itirazlar peş peşe sıralanır. Ardından, YSK bu itirazları haklı görmezse, ellerindeki büyük medya gücü, söylem üretme kapasitesiyle, yani Erdoğan’ın ve diğer iktidar sözcülerinin bu konuda her gün konuşması, medyalarının, değersiz de olsa, mesnetsiz de olsa, bu konuda her gün birtakım içerikler üretmesi yoluyla, bir töhmet, bir meşruiyetsizlik algısı yaratarak, Ekrem İmamoğlu’nun istediği gibi bir belediye başkanlığı yapmasını önlemek de bir yol olabilirdi. YSK bu itirazları reddetse bile, onu çalıştırmamak, onu çalıştırmamanın, kuşatmanın, çevrelemenin bir zemini, haklılık zeminini oluşturabilirdi. Bu durumda ne kaybedebilirlerdi? Ali İhsan Yavuz’un söylediği gibi, “5 yıl boyunca konuşulur” dediği, mesnetsiz de olsa, bu yolsuzluk algısı üzerinden devam etselerdi, gidilseydi, kayıp ne olacaktı? İşte okuyoruz, görüyoruz; belediyeden, iktidar yanlısı ve yandaşı birtakım dini vakıflara aktarılan paralar kesilecekti belki. “Bankamatik memurlar” diye tabir edilen kesim, artık havadan maaş almayacaktı belki. Bizim daha henüz bilmediğimiz bazı para kaynakları kesilecekti. Belediyeden, iktidarın yandaşı olan şirketlere, ihaleler yoluyla aktarılan kaynaklar kesilecekti. Demek ki, ortada çok büyük bir para kaynağından mahrum olmak gibi bir maliyet de durmaktaydı. Demek ki, gerçekten İstanbul’un taşı toprağı altınmış iktidar için. Netice itibarıyla, iktidarın, bu kaynaktan vazgeçmeyi göze alamadığını görüyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni kaybetmeyi göze alamamışlardır.

Sonuçta kazanacakları ise kesin değildir. Bir de bu var. 23 Haziran’daki seçim çantada keklik değildir ama şimdiden dünyayı kaybetmişlerdir. Bu, ekranda yazan “İktidarın en büyük hatası” diye tabir ettiğimiz husus, aslında iktidarın İstanbul’daki seçimleri iptal ettirmekle dünyayı kaybetmiş olmasıdır. Bunun henüz farkında olmayabilirler. Ama kaybın netice ve maliyeti, zaman geçtikçe, yaşandıkça ortaya çıkacaktır. Bu, henüz öngörülemez bir kayıptır fakat büyük bir kayıptır. İktidar dünyayı kaybetmiştir.

Başka bir yorumda bir arada olmak üzere, hoşça kalın.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar