HDP 23 Haziran’da ne yapacak?

31 Mart Yerel Seçimlerinde Millet İttifakı’nın başarısında ciddi bir payı olan HDP’nin 23 Haziran için nasıl bir strateji benimseyeceği konusunda çok spekülasyon yapıldı. HDP’nin tavır değişikliğine gideceği spekülasyonlarının herhangi bir karşılığı var mı?

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba, iyi günler. Pazartesi günü YSK’nın kararı beklenirken, birden Abdullah Öcalan’ın avukatlarının kendisiyle görüşmüş oldukları ve bir açıklama yapacakları haberi geldi. Tabii çok şaşırtıcı bir olaydı; çünkü 8 yıl sonra avukatlarının kendisiyle görüşmesine izin verilmişti. Beklenmedik bir şekilde avukatlar tarafından bir açıklama geleceği duyuruldu ve bir sayfalık bir açıklama çıktı ortaya. Bunun ardından hemen bunu seçimle ilişkilendirilmek istendi. Açıklamaya baktığımız zaman seçimle ilgili direkt hiçbir şey gözükmüyordu. Ama açıklamanın ardından YSK’da 7’ye 4’le İstanbul seçimlerinin iptaline karar verildiğinin belli olmasıyla beraber hemen spekülasyonlar öne çıktı. Çünkü soru şuydu: “Erdoğan, bu kaybettiği seçimi yeniletmek istiyorsa bir şeye güveniyor olması lâzım. O şeyler ne?” sorusu ortadaydı. Öcalan imzalı bir açıklama tam da aynı güne denk gelince, hızlı bir şekilde, “Demek ki Öcalan’la anlaşıldı ve 31 Mart’ta CHP’ye oy vermiş olan HDP seçmeninin CHP’ye bir daha oy vermemesi yolunda bir anlaşma yapıldı” şeklinde spekülasyonlar bir anda ortalığı kapladı. Ama kısa bir süre içerisinde de aynen yok oldu.

Burada açıklamanın kendisine bakıldığı zaman, ortada açıklamadan başka hiçbir şey olmadığı için o açıklama metnine baktığımız zaman, seçime doğrudan bir referans olmaması çok belliydi. Bunun üzerine de insanlar “olsa olsa” şeklinde bir akıl yürütmeyle bunu yapmaya çalıştılar. Burada temel dürtü büyük ölçüde HDP alerjisi — bu, CHP’nin içerisinde de, ya da CHP’ye oy veren kesimler içerisinde de yer yer var. AKP zaten HDP’yi kendisine iktidar olarak düşman bellemiş durumda, onların ne yaptığı ne dediğini bir yerde çok anlamı yok; ama 31 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’nu desteklemiş olma iddiasındaki bazı kişilerin kalkıp, “HDP –biraz kabalaştırarak söylüyorum– bizi satacak, Ekrem İmamoğlu’nu satacak” şeklinde bir yaklaşımı oldu. Burada tabii çok büyük bir samimiyetsizlik var, hatta ikiyüzlülük var. Onu da şöyle özetleyebiliriz: Aynı kişiler 31 Mart’ta İstanbul’da, Ankara’da, Adana’da, Antalya’da, Mersin’de CHP adaylarının kazanmasının HDP sayesinde ya da HDP seçmeni sayesinde, ama HDP’nin parti olarak aldığı karar sayesinde ve özellikle de Selahattin Demirtaş’ın cezaevinden yaptığı çağrı sayesinde olduğunu asla kabul etmediler, dillendirmediler. Yani HDP’nin bu 31 Mart’taki rolünü yok sayma yoluna giden bir kesimden bahsediyoruz ve aynı kesim, “HDP sayesinde kazanıldı” diyemeyen kesimler, büyük bir şevkle “HDP yüzünden kaybedildi” demeyi bekler oldular pazartesi gününden itibaren. Ama kısa bir süre içerisinde bu spekülasyonların etkisi azaldı. Nitekim dün grup toplantısında HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, 31 Mart’ta ne dedilerse, ne yaptılarsa bu sefer de aynısının geçerli olacağını söyledi. Bunun anlamı –çok basitleştirerek söylersek– HDP seçmeni bir kez daha Ekrem İmamoğlu’na oy vermeye davet ediliyor.

Şimdi aslında olay bu kadar basit; HDP yönetimi bu seçimde de İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nu işaret ediyor. Geçen seçimde anlaşıldığı kadarıyla bu çağrıya büyük ölçüde uyuldu; bu sefer de buna uyulması yolunda çok ciddi bir beklenti var. Bu beklentinin nedenlerinden birisi HDP yönetiminin bütün yaşadığı krizlere rağmen, tabanıyla yaşadığı sorunlara rağmen 31 Mart’ta büyük ölçüde uyguladığı stratejiye seçmenlerini ikna edebilmiş olması. Bu, gerçekten kendilerini de biraz şaşırtmışa benziyor anladığım kadarıyla. Yani HDP’nin son dönemde yaşadıkları, özellikle Selahattin Demirtaş’ın ve arkadaşlarının cezaevine girmesinden sonra yaşanan bocalamalar, yüksek profilli kadro sayısının azalması gibi nedenlerle birçok konuda zamanında müdahale edememesi, tabanının beklentilerini karşılamaması gibi nedenlerle HDP’nin 31 Mart öncesi yaptığı stratejik tutum çağrısının ne derece başarılı olacağı merak konusuydu, soru işaretiydi. Ama çıkan sonuçlara hızlıca bir bakıldığında bunun büyük ölçüde başarılı olduğu gözüktü. Dolayısıyla, HDP kendi seçmen tabanını ikna etmede çok fazla bir sorun yaşamadı ve 23 Haziran için de yaşayacağı söylenemez. Öte yandan Ekrem İmamoğlu’nun kendisine baktığımız zaman da: Ekrem İmamoğlu, 31 Mart öncesinde ve sonrasında HDP seçmenini rahatsız edecek, irkiltecek herhangi bir şey de yapmadı; tam tersine onların hoşuna gidecek birtakım davranışları da oldu. Mesela verdiği bir demeçte Selahattin Demirtaş’tan övgüyle bahsetmesi ya da İstanbul’da Küçükçekmece Kanarya Mahallesi’nde yaşanan çocuğa cinsel saldırı olayının ardından –ki o mahalle büyük ölçüde Güneydoğu’dan göçmüş insanların oturduğu ve HDP’nin çok güçlü olduğu bir mahalle olarak biliniyor– oraya gidip hem vatandaşlarla hem de çocuğun ailesiyle görüşmesi gibi ayrıntılar… Bu anlamda HDP tabanında Ekrem İmamoğlu’na yönelik bir antipatinin olmadığı, hatta bir sempatinin olduğu görülüyor.

Bir diğer husus da tabii, HDP tabanı AKP iktidarı ve Erdoğan’dan –özellikle son yıllarda, çözüm sürecinin bittiği andan itibaren– ciddi bir şekilde rahatsız ve bu rahatsızlığın sonucunda şu anda 31 Mart’ta alınan sonuçların Erdoğan’ı rahatsız ettiğinin bilincindeler ve bu anlamda da tercihleri büyük bir ihtimalle muhalefetten yana olacaktır. Ama işin birtakım başka boyutları da var, o da şu: HDP bu seçimde Millet İttifakı’nı destekledi; ama Millet İttifakı’nın adaylarını destekledi, Millet İttifakı konseptini desteklemedi. Onların çağrısı bir “demokrasi ittifakı”ydı. “Demokrasi ittifakı” çağrılarına olumlu cevap almadılar –almayı da herhalde beklemiyorlardı– ama hâlâ bu “demokrasi ittifakı” çağrısını ısrarla yineliyorlar — özellikle CHP’ye yönelik olarak yineledikleri muhakkak. Ama bir şekilde İYİ Parti’nin de Saadet Partisi’nin de buna ilgi duymasını bekliyorlar. Bu pek olabilecek bir şey gibi gözükmüyor; lâkin şöyle de bir husus var: HDP’nin değişik kademelerindeki kişilerle yaptığım konuşmalarda, sohbetlerde bir rahatsızlık var; o rahatsızlık da 31 Mart’taki katkılarının özellikle CHP tarafından lâyıkıyla dile getirilmemesi. Yani bir anlamda kendilerine hak ettikleri teşekkürün esirgenmesi gibi bir durum söz konusu. Bunu açıkça dile getirmek de istemedikleri anlaşılıyor; çünkü HDP’nin 31 Mart’taki desteği öteden beri siyasî iktidar tarafından çok ciddi bir şekilde kriminalize edilerek bir propaganda malzemesi haline getirilmek istendi. Onun için çok ilginç bir ilişki yaşandı bu süreçte, 31 Mart’a kadar giden süreçte. Adı konulmamış olan bir destek vardı; yani dolaylı olarak dillendirilen bir destek vardı. CHP yönetiminin de, ve hatta Iğdır gibi çok önemli bir istisnayı tabii ki hatırlatarak İYİ Parti’nin de HDP’yi çok fazla rahatsız etmediklerini bu süreçte –özellikle de adayların– rahatsız etmediklerini gördük, büyükşehirlerdeki adayların rahatsız etmediklerini gördük. Ancak 31 Mart’ın ardından özellikle büyükşehirlerde yaşanan o zaferin, CHP’nin yaşadığı zaferin içerisinde HDP katkısının bir şekilde dillendirilmesini belli ki beklemişler, ama bunu çok fazla alabilmiş değiller. Bu anlamda bir kırıklık olduğunu gözledim. Ama bu kırıklığa rağmen destek çekmek gibi ya da bu 23 Haziran’da farklı bir tutum izlemek gibi bir yola gideceklerini sanmıyorum, kendileri de zaten bunu açık açık beyan ediyorlar.

Ortada şöyle bir husus var: Eğer 31 Mart Türkiye’de yepyeni bir Türkiye’nin kapısını açtıysa, bu yepyeni Türkiye’nin içerisinde kimler var? Aslında tüm Türkiye var, görüyoruz, bu seçimde muhalefet olarak kendini gösterdi; yani CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, HDP bütün bunlar. Ama şimdi 31 Mart sonrasına baktığımız zaman buna yeni yeni katılımların da olduğunu görüyoruz. Tabii ki özellikle YSK kararının ardından; işte Abdullah Gül çıkıyor, Ahmet Davutoğlu biraz daha utangaç bir şekilde çıkıyor, bu zamana kadar konuşmamış sanatçılar çıkıyor, AKP’ye yakın olarak bilinen birtakım kişilerde –mesela gazetecilerde– bu sefer itiraz yaşandığını görüyoruz… Bütün bunları bir anlamda yeni Türkiye’nin işaretleri olarak yorumlamak mümkün. Ama şu çok önemli: Eğer yepyeni bir Türkiye şekillenecekse, burada HDP’nin rolünü hiç kimsenin küçümsememesi lâzım. Sonuçta baktığımız zaman, 31 Mart seçimlerini kaderinin belirlenmesinde HDP’nin etkisi çok büyük oldu, Selahattin Demirtaş’ın o açıklamasının etkisi çok büyük oldu. O zaman, insanlar yepyeni bir Türkiye gibi bir arayışa yönelecekse, Türkiye’yi tekrar demokrasi, hukuk devleti rayına oturtma ihtiyacı hâsıl olacaksa –ki olacak gibi gözüküyor–, o zaman HDP’nin bunun içerisinde daha tanımlı bir şekilde, tanınarak yer alması gerekecek, gerekiyor. Ama bu kolay olmayacağa benziyor. 23 Haziran seçimlerinin sonucu ne olursa olsun HDP’nin Türkiye siyasetindeki konumunu çok daha ciddi bir şekilde tüm aktörlerin, diğer siyasî aktörlerin konuşması gerekiyor.

Tabii bu arada şunu da özellikle vurgulamak lâzım: HDP’yi bu kadar şeytanîleştiren, kriminalize eden, onun önde gelen isimlerini cezaevine dolduran AKP, artık bu stratejiyle daha fazla ileriye gidemeyeceğini de herhalde –AKP tabii ki Erdoğan– fark etmişlerdir. 23 Haziran’a kadar olacağını sanmıyorum, ama 23 Haziran’dan sonra belki onların da ya da Erdoğan’ın da HDP’ye bakışında bir değişiklik söz konusu olabilir. Ama şu aşamada bunu yapmaya çok kalkışabileceklerini sanmıyorum. Bu anlamda, Öcalan’ın avukatlarının o açıklamasının ardından yapılan spekülasyonların, “Yok, Öcalan’a ev hapsi verilecek” vs. spekülasyonlarının hiçbir karşılığı olmadığı ya da çözüm sürecinin yeniden başlatılacağı ya da bu konuda bir vaatte bulunulduğu gibi spekülasyonların hiçbir karşılığının –en azından bugün için– olmadığı ortadaydı. Çünkü hem Devlet Bahçeli’yle beraber yola devam edeceksiniz –23 Haziran’a kadar en azından– hem de Öcalan’la bir pazarlık içerisinde olacaksınız, bunların hiçbir inandırıcılığı yoktur. Nitekim kısa bir süre içerisinde bu tür spekülasyonlar etkisini yitirdi. Ama bu spekülasyonları yapan çevreler, kişiler, odaklar kolay kolay iflah olacak olan yerler değil; yıllardır zaten HDP’nin yaşadığı bütün mağduriyetlere rağmen hep aslında HDP’yle AKP arasında gizli bir mutabakatın olduğunu ısrarla işleyen çevreler. Onların bu komplocu yaklaşımlarından kolay kolay vazgeçeceğini açıkçası düşünmüyorum.

Evet, 23 Haziran’da HDP’lilerin 31 Mart’ta olduğu gibi tekrar CHP’yi ve CHP adayı Ekrem İmamoğlu’nu destekleyecekleri yolunda ortada çok emâre var. Geçen seçimde eli varmamış birtakım HDP seçmeninin, yani sandığa gitmemiş –çünkü kendi adayları yoktu– HDP seçmeninin de bu seçimde en azından bu sefer Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı hakkının gasp edilmiş olmasını protesto anlamında da gideceğini ayrıca tahmin ediyorum. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar