“Cumhurbaşkanımız cezaevine girdiğinde, mağdur olduğu için oğlumun adını Tayyip Erdoğan koymuştum. Şimdi, siz mağdur olduğunuz için sizi destekliyoruz”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Zeytinburnu semt pazarından, Bağcılar’da bir ailenin iftar sofrasına, oradan Sultanbeyli’ye Ekrem İmamoğlu ile bir gün:

31 Mart Yerel Seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen ancak iptal kararıyla soluğu yeniden meydanlarda alan Ekrem İmamoğlu, bu defa kampanyasını nasıl yürütüyor? 31 Mart sürecinden farklı ne yapıyor? İşte bu sorulara cevap bulmak için İmamoğlu ve ekibini, Zeytinburnu semt pazarından Bağcılar’da bir ailenin iftar sofrasına uzanan, oradan Sultanbeyli’de kanaat önderleriyle buluşmayla son bulan bir gün boyunca takip ediyorum.

İmamoğlu’nun gözyaşları

Ekrem İmamoğlu’nu beklemek üzere Zeytinburnu ilçesinin Çırpıcı Mahallesi’nde her çarşamba kurulan semt pazarındayım. Pazardaki polis ve gazeteci yoğunluğundan olsa gerek, neler döndüğünü merak eden vatandaşlar, İmamoğlu’nun geleceğini öğrenince alışverişi bırakıp heyecanla beklemeye başlıyor. Pazarcılar, çoktan mini pankartlarını hazırlamışlar bile.

İmamoğlu’nun görünmesiyle “Her şey çok güzel olacak” ve “Ekrem başkan” sloganları yükselmeye başlıyor. İmamoğlu, yoğun ilgi nedeniyle pazar alanında zorlukla ilerliyor. 31 Mart’tan önce İmamoğlu’nun programını izlemeyi tercih etmeyen medya kuruluşlarının ekipleri de İmamoğlu’nun her hareketini izlemek üzere buradalar. Pazarcılar ve vatandaşlar, gazeteci ordusunu aşarak İmamoğlu’na sarılmaya, onunla fotoğraf çektirmeye çalışıyor, ulaşamayanlar ise gazetecileri suçluyor. İmamoğlu, her zaman yaptığı gibi insanlarla tek tek ilgilenmeye çalışıyor. Burada ayakkabısı eskimiş bir gençle diyaloğu, onu hüzünlendirmiş olmalı ki, gözyaşlarını tutamıyor. Başka bir genç “Mazbatanız elinizden alındığı gün yaptığınız konuşma, içimde muhteşem bir umut doğurdu; siz kollarınızı sıvadınız, biz de sıvayacağız” diyor.

Ayakkabıları eskimiş bir genç ile diyaloğu İmamoğlu’nun gözlerini yaşartıyor.

İmamoğlu, pazar ziyaretinin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlıyor. Binali Yıldırım’ın katıldığı bir televizyon programında “Sesimi duyurmak için çaldılar demek zorunda kaldım” söylemi hatırlatılan İmamoğlu, “Hadi biz birkaç gazeteye sıkıştık da Sayın Yıldırım mı sesini duyuramıyor? Böylesine tecrübeli bir siyasetçinin bu yola başvurması çok üzücü” cevabını veriyor.

“Provokasyonların amacı, Türkiye’nin mevcut sorunlarını görünmez kılmak”

Pazardan çıkıp hızla Topkapı’daki Mercure Hotel’e geliyoruz. İmamoğlu, burada STK temsilcileri ve muhtarlarla bir araya geliyor. İmamoğlu katıldığı televizyon programlarındaki sözlerinin ve vatandaşlarla arasında geçen diyalogların bağlamından kopartılıp dolaşıma sokulmasını “provokasyon” olarak nitelendiriyor. Bunların “bir avuç insanın başının altından çıktığını” iddia eden İmamoğlu, “provokasyonların amacının Türkiye’nin mevcut ve gerçek sorunlarını görünmez kılmak olduğunu” söylüyor ve ekliyor: “Sorunlarımıza çözüm üretmek yerine, ne yazık ki yerel seçimlerle meşgul ediliyoruz.” 

İmamoğlu, babasının kendisi için gazetecilere söylediği bir sözü de hatırlatıyor: “Benim oğlum dürüsttür, yalan söylemez. Ama yalan söylemeden ne kadar süre siyaset yapabilir, onu bilmiyorum.” İmamoğlu, siyasete dair bu yerleşmiş kanıyı değiştireceğinin, milletini ve dolayısıyla kendisini aldatan bir insan olmayacağının sözünü veriyor. Buluşmanın sonunda “normalleşme” temennisiyle salondan ayrılıyor.

“Adı ‘pelikan’ olan ‘bir avuç insan’ın derdi hep aynı; önlerine taş koyana iftira atmak”

Bir sonraki durak, Zeytinburnu İstasyon Meydanı. Tüm anonslara rağmen insanlar otobüsün etrafından ayrılmıyor, izdiham yaşanıyor. İmamoğlu’nun seçim otobüsü, dakikalarca meydana ulaşamıyor. Devreye polisler giriyor ve sonunda İmamoğlu, otobüsün üstüne çıkarak konuşmasına başlıyor. Meydan tıklım tıklım dolu, çevre apartmanların sakinleri pencerelerden sarkarak “Her şey çok güzel olacak” diye bağırıyor. İmamoğlu, buradaki konuşmasında da provokasyonlara dikkat çekiyor. “İftira atan, insanların gönlünde kötülük feraseti doğuran kim varsa Allah’a havale ediyorum” diyor. İnsanlar hep bir ağızdan “Hak, hukuk, adalet” diye bağırıyor. Millet İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı, hükümeti şimdiye kadar verdiği hiçbir sözü tutmamakla suçluyor. Buna karşılık, 18 günlük belediye başkanlığı sürecinde söz verdiği her şeyi yaptığını; akbil indirimini, su indirimini ve belediye çalışmalarına getirdiği şeffaflığı anlatıyor.

İmamoğlu, “Bu millet sözünü tutmayanlara yerel seçimlerde dersini verdi, İstanbul’da ‘güle güle kardeşim’ dedi” sözlerinden sonra kalabalıktan hep beraber “güle güle” diyerek el sallamalarını istiyor. Alandaki herkes, gülüşerek el sallıyor. 

Gün içinde sözünü ettiği ve yedi tanesinin de Yüksek Seçim Kurulu’nda olduğunu iddia ettiği “bir avuç insan”dan burada da bahsediyor: “Bunların adı bazen pelikan oluyor, bazen kuş oluyor. Ama dertleri hep aynı; önlerine taş koyana iftira atmak, iktidarı kaybetmemek için dalavere çevirmek, bazen yargıya müdahale etmek, bazen de ceplerini doldurmak.”

İmamoğlu, burada İstanbul’a dair vaatlerinden de bahsediyor. Seçilmiş üç, beş dernek ve vakıfla değil, bu ülkeye hizmet eden dernek ve vakıflarla çalışacağını vaat eden İmamoğlu, “belediyeye çöken partizanlığı bitireceğini” ve “İstanbul’un nimetlerini bir avuç insana değil, 16 milyona dağıtacağını” söylüyor.

Atatürk posteri taşıyanlar, sol yumruğunu havaya kaldıranlar, zafer işareti ve ülkücü işareti yapanlar bir arada

Benzer bir miting için bu sefer de Fatih’e gidiyoruz. İmamoğlu’nun seçim otobüsünün görülmesiyle burada da benzer bir izdiham yaşanıyor, kalabalıkta fenalaşanlar bile oluyor. İnsanlar, İmamoğlu’nun geleceğinden haberdar olmalılar ki, birden alan Türk bayraklarıyla dolup taşıyor. Burası, bir önceki mitinge göre daha renkli. Kalabalığın içinde Atatürk posteri taşıyanlar, sol yumruğunu havaya kaldıranlar, zafer işareti ve ülkücü işareti yapanlar yan yana. İmamoğlu’nun buradaki gündeminde de benzer konular var: Provokasyon, iktidar ve “bir avuç insan.” Otobüsün çevresini saran vatandaşlar, konuşması boyunca İmamoğlu’nu sloganlar ve alkışlarla destekliyor.

Fatih’ten ayrıldıktan sonra bir otele geliyoruz. İmamoğlu, programını henüz yarılamamış bile, önünde Bağcılar, Kartal ve Sultanbeyli durakları var. Haliyle biraz dinleniyor. Fırsattan istifade ben de biraz soluklanıyorum. Sahi, her günü böyle mi geçiyor? Danışmanlarına İmamoğlu’nun oruç tutup tutmadığını soruyorum, tutuyormuş.

Bir saatlik molanın ardından İmamoğlu otel lobisinde görülüyor. Lobide bekleyen Japon turist kafilesi, İmamoğlu’nu tanıdıklarından mı, yoksa bir grup takım elbiseliyi gördüklerinden mi, bilmiyorum, heyecanlanıp fotoğraf çekmeye başlıyor. Bu ilgi İmamoğlu’nun hoşuna gidiyor, onlarla ayak üstü şakalaşıyor. Ardından yeniden yola koyuluyoruz, bu sefer durağımız Bağcılar.

“Cumhurbaşkanımız cezaevine girdiğinde, mağdur olduğu için oğlumun adını Tayyip Erdoğan koymuştum. Şimdi, siz mağdur olduğunuz için sizi destekliyoruz”

Araçlar Bağcılar’ın gösterişsiz, hatta biraz köhne bir ara sokağında duruyor. Sesi duyan mahalle sakinleri pencerelere çıkıyor, kimisi de aşağı iniyor. İmamoğlu’nun aracından inmesiyle kalabalıktan zılgıtlar yükseliyor. Beyaz tülbentli kadınlar, yaşlılar, gençler ve çocuklar İmamoğlu’nun etrafını sarıyor. İmamoğlu, burada Kastamonu-Taşköprülü bir ailenin evinde iftar yemeğine davetli. Saadet Partili ailenin 19 yaşındaki oğlunun ismi Tayyip Erdoğan. Meğerse çocukları, Recep Tayyip Erdoğan’ın cezaevine girdiği 1999 yılında doğmuş. Ailenin babası, isim koyma mevzusunu “Cumhurbaşkanımız cezaevine girdiğinde, mağdur olduğu için oğlumun adını Tayyip Erdoğan koymuştum” sözleriyle anlatıyor ve ekliyor: “Şimdi, siz mağdur olduğunuz için sizi destekliyoruz.”

İmamoğlu, bu ziyaretin videosunu daha sonra kendi YouTube kanalında da paylaştı.

İmamoğlu, iftarının ardından tekrar sokağa iniyor. Sokaktaki vatandaşlar onu yine zılgıtlarla karşılıyor. Herkes telefonuyla fotoğraf çekiyor, pencerelerdeki insanlar “Ekrem başkan” diye slogan atıyor. Çocukların derdi ise çok başka. Ekrem İmamoğlu’nu belediye başkanı olarak kabul etmiş olmalılar ki kendi taleplerini dile getiriyorlar ve hep bir ağızdan “halı saha, halı saha!” diye bağırmaya başlıyorlar.

Tüm bunlar yaşanırken, kucağında sevimli bir kız çocuğuyla yanıma bir kadın yaklaşıyor, Kürtçe sohbet etmeye başlıyoruz. Eşi cezaevindeymiş, kızıyla tek başına geçinmeye çalışıyormuş. AKP’li yöneticiler, seçim döneminde erzak yardımıyla kapısını çalmış ama kabul etmemiş çünkü kendisini bir koliye satmazmış. 31 Mart’ta olduğu gibi 23 Haziran’da da oyunu Ekrem İmamoğlu’na verecekmiş.

Bağcılar’dan sonra İmamoğlu önce Kartal’da düzenlenecek Gümüşhaneliler gecesine, ardından Sultanbeyli’de kanaat önderlerinin buluşmasına katılmak üzere tekrar yola çıkıyor. Bense bu yoğun İstanbul turunu Bağcılar’da noktalıyorum.

İmamoğlu’nun peşinde geçirdiğim bu 10 saat, bana, kazandığı bir seçim yarışına yeniden girmek zorunda bırakılmasının alanlardaki performansını pek de düşürmediğini gösteriyor; aksine İmamoğlu, kısıtlı zamanını, İstanbul’daki her vatandaşa dokunarak ve büyük bir azimle onlara derdini anlatmaya çalışarak geçiriyor. Gün boyu ufak tefek, cılız tepkilerle de karşılaşıyor ama genel olarak İstanbullular onu görmekten, hiç değilse varlığından memnunlar. Sanıyorum, insanların bir şekilde sevmeye, sevildiklerini ve ciddiye alındıklarını görmeye, yeniden umut etmeye ihtiyaçları var.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus