Anayasa Mahkemesi’nden Deniz Yücel kararı: İfade ve basın özgürlüğü, özgürlük ve güvenlik hakkı ihlal edildi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Gazeteci Deniz Yücel, tutuklu bulunduğu sırada Anayasa Mahkemesi’e (AYM) bireysel başvuruda bulunmuştu. Yücel’in başvurusu bugün AYM tarafından incelendi ve beş hâkim tarafından haklarının ihlal edildiğine karar verildi. Kararda iki hâkim de karşı oy kullandı. Yücel’in avukatı Veysel Ok Medyascope’a, “AYM kararı sadece Deniz Yücel için değil, gazetecilik açısından çok önemli ayrıntılar içeriyor” dedi.

AYM, Deniz Yücel’in gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklanmasına ilişkin yaptığı bireysel başvuruyu kabul etti. Özgürlük ve güvenlik hakkı ile ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini belirtti. 

Die Welt Türkiye Temsilcisi Deniz Yücel, 15 Şubat 2017’de hakkında yakalama kararı olduğunu öğrendikten sonra İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne gitmiş, ardından 14 gün gözaltında tutulmuştu. Sabah gazetesinin RedHack ile ilişkilendirdiği soruşturma kapsamında 27 Şubat’ta savcılığa sevk edilmiş, savcılıkta daha önce yaptığı haberler soru olarak yöneltilmişti. Yücel, hemen hemen her sorunun çeviri hatası içerdiğini söylemesine karşın tutuklama istemiyle sulh ceza hâkimliğine sevk edilmişti. İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimi Mustafa Çakar, Yücel’i Almanca dilindeki haberleri ile örgüt propagandası yaptığı, halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği iddiasıyla tutuklamıştı. Yücel’in yazısında geçen bir fıkra da suçlama konusu yapılmıştı. Yücel’in tutukluluğuna yaptığı itirazlar reddedilmiş, 16 Şubat 2018’de iddianamesinin hazırlanmasıyla tahliye edilmişti. Yücel, tutuklu bulunduğu sırada AYM’ye bireysel başvuruda bulundu. 

Yücel’in avukatı Veysel Ok, AYM’nin kararını Medyascope’a değerlendirdi. Ok, “Anayasa Mahkemesi kararı geç de olsa Deniz Yücel’in haksız bir yere tutuklandığını söylüyor. Yani Deniz Yücel bir yıl boyunca hukuka aykırı bir şekilde özgürlüğünden alıkonulmuş. Bu aslında, bu işlemi yapanlar, onu özgürlüğünden alıkoyanlar bir suç işlemiş oluyor. AYM kararı sadece Deniz Yücel için değil, gazetecilik açısından çok önemli ayrıntılar içeriyor” dedi.

“Basının katkısı engellenir”

AYM kararında, Yücel’in söz konusu haklarının ihlal edildiğine ilişkin bazı tespitler şöyle sıralanıyor:

“Tutuklama kararında, başvurucunun Cemil Bayık ile röportaj yaptığı, röportaj
başlığının ‘Başkanlık Hayali Suya Düşünce intikama Sarıldı’ şeklinde olduğu ve
röportajda PKK terör örgütüne meşru bir yapıymış izlenimi verilerek örgüt lideri
Cemil Bayık’ın Cumhurbaşkanı hakkındaki söylemlerine yer verildiği ileri sürülmüştür. Öncelikle röportajlara dayalı haber bildirimi, basının kamu çıkarlarının koruyuculuğu rolünü yerine getirebilmesinde en önemli araçlardan birini oluşturur. Bir röportaj esnasında başkası tarafından dile getirilen görüşlerin yayınlanması sebebiyle bir gazetecinin cezalandırılması ya da suçlanması kamu çıkarını ilgilendiren konuların tartışılmasında basının katkısını ciddi biçimde engelleyebilecektir.”

“Fıkra metafor olarak kullanıldı”

AYM kararında, Yücel’in yazısında geçen ve suçlama konusu yapılan fıkraya ilişkin şu değerlendirme yer aldı:

“Başvurucunun 26 Ekim 2016 tarihli bir yazısında yer verdiği fıkraya atıfla kardeş olan Türk ve Kürt vatandaşlarını kin ve düşmanlığa alenen tahrik ettiği iddia edilmiştir. Öncelikle söz konusu fıkranın yer aldığı yazının Türkiye’nin dış politikasının eleştirildiği bir yazı olduğunun altı çizilmelidir. Başvurucu bu yazısında, özellikle Türkiye’nin Suriye ve Musul politikasını eleştirmiş; Türkiye’nin Suriye Kürtleri ile sorunlarını bitirip DEAŞ’a yönelik tedbirlerini artırmasını salık vermiş ve bunun yapılmıyor olmasını eleştirmiştir. Kürtler arasında anlatıldığını iddia ettiği fıkrayı da Türkiye’nin dış politikadaki tutumunu açıklamak için bir metafor olarak kullanmıştır. Sözkonusu yazı, bir bütün olarak değerlendirildiğinde politik bir eleştiri niteliğindedir ve politik söylemlerin ifade özgürlüğünün korunmasından en geniş şekilde yararlandığının unutulmaması gerekir. Değinilen fıkranın diş politika eleştirisinde bir metafor olarak kullanılmasının ötesinde, kişileri terör yöntemlerini benimsemeye, şiddet kullanmaya, nefrete, intikam almaya veya silahlı direnişe tahrik ve teşvik etme amacıyla yapıldığını gösteren bir olgu ortaya konulamamıştır. Öte yandan sözkonusu yazı Almanca yayın yapan bir Alman gazetesinde ve Almanya’ya yayımlanmıştır. Kuşkusuz bu durum yazının kamu düzeni üzerindeki etkisini de önemli ölçüde azaltacaktır.”

“Etnik temizlik” tespiti

Deniz Yücel’in PKK/KCK’ya yönelik operasyonlar için kullandığı “etnik temizlik” tespitine ise kararda şöyle değinildi:

“İddianamede tutuklama kararında atıf yapılanlara ek olarak başvurucunun 27 Ekim
2016 tarihli yazsında, Osmanlı Devleti döneminde Ermeni ve Müslüman
vatandaşlar arasında yaşanan sosyal vakıalarla ilgili olarak ‘Ermenilere yapılan
soykırım’; 24 Temmuz 2016 tarihli yazısında da PKK/KCK silahlı terör örgütüne
yönelik operasyonlara ilişkin ‘etnik temizlik’ seklinde beyanlarının mevcut olduğu
ileri sürülmüştür. Başvurucunun ‘Ermenilere yapılan soykırım’ şeklindeki söylemi
yalnızca Türkiye’de değil uluslararası düzeyde de hararetli tartışmalara neden olan
bir konuya ilişkindir. Salt böyle bir ifadenin kullanılması herhangi bir suçlamanın
konusu olmamalıdır. Etnik temizlik ifadesinin de tek başına şiddete silahlı direnişe
veya isyana teşvik etmediği, terörün övülmesi niteliğinde olmadığı açıktır.

“Gazeteci herkesle görüşür”

İddianamede ayrıca başvurucunun PKK/KCK silahlı terör örgütü üyeliği/mensubiyeti veya iltisakı nedeniyle kolluk kuvvetleri uhdesinde kayıtları bulunan 59 farklı şahıs arasında 2014-2017 yılları içinde HTS ve görüşme kayıtlarının mevcut olduğu belirtilmiş, bu suretle de şüphelinin FETÖ/PDY ve PKK/KCK silahlı terör örgütüyle irtibatının mevcut olduğunun tespit edildiği ileri sürülmüştür. Gazetecilerin haber sağlayabilmek amacıyla olabildiğince çeşitli kaynakla görüşebilmesi mümkündür. Terör örgütü üyeleriyle/üyesi olduğu iddia edilen kişilerle irtibat kurmak gazetecilik dışında başka bir amaca yönelik olarak gerçekleştirilmişse suçlama konusu olabilir. Bu durumda da irtibatın gazetecilik dışında başka bir amaçla gerçekleştirildiğinin somut olgularla ortaya konulması gerekir. Ancak soruşturma makamlarınca böyle bir olgu ortaya konulamamıştır.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus