Cüneyt Cebenoyan’ın bıraktığı miras ve devrettiği ödev

Ruşen Çakır, cumartesi sabahı trafik kazasında hayatını kaybeden arkadaşı, sinema yazarı Cüneyt Cebenoyan’ın yaşadığı trajedileri ve bunlara karşı yılmadan yürüttüğü mücadeleleri anlattı.

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. Bugün bir arkadaşım hakkında bir şeyler söylemek istiyorum: Cüneyt Cebenoyan — görmüşsünüzdür, duymuşsunuzdur. Sinema eleştirmeni, BirGün gazetesinde yıllardır yazıyordu. Ama aynı zamanda Açık Radyo’da müzik programı yapıyordu; çünkü kendisi özellikle rock konusunda bayağı uzman denebilecek birisiydi. Benim de çok eskiden beri, Boğaziçi Üniversitesi’nde okuduğum yıllardan beri arkadaşım. Ve bir trafik kazasında kendisini kaybettik. Eşi yanında sağ kurtuldu. Cüneyt’in hayatında hep trajediler olmuştur zaten. Bundan zaten değişik şekillerde insanlar bahsetti. Ama bugün Sevin Okyay’ın yazdığı yazıda söylediği gibi, o bu trajedilere boyun eğmeyen bir isimdi ve mücadele eden bir isimdi. Mücadeleyi bırakmayan bir isimdi. Bunları biraz açmaya çalışacağım. 

Önce kendisiyle tanışmamızdan biraz söz etmek istiyorum. 12 Eylül’ün ardından cezaevinden yeni çıkmıştım, 82 sonu. Boğaziçi Üniversitesi’ne girdim. Boğaziçi Üniversitesi’ni kazanmıştım. Boğaziçi Üniversitesi’nde okurken, orada aynı zamanda Sinema Kulübü’nde çalışmaya başladım, gönüllü olarak. Çok sayıda Boğaziçili, kimisini eskiden tanıdığım, kimisini orada tanıdığım isimlerle beraber Sinema Kulübü’nde de sinema ile ilgili elimizden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışıyorduk. Ve Cüneyt bu arada yoktu. Çünkü Cüneyt Boğaziçi Üniversitesi’nde okuyan bir grup arkadaşıyla beraber 12 Eylül ile ilgili yaptıkları bir siyasî açıklama nedeniyle, galiba 12 Eylül’e cunta dedikleri için cezaevine atılmışlardı. Tanımıyordum, 14 ay hapis yattığını biliyorum, o ve arkadaşları. Cüneyt’le daha sonra tanışma imkânımız oldu. Cezaevinden çıktı geldi. Ve gelir gelmez Sinema Kulübü’nde o da bizle beraber çalışmaya başladı. Çünkü Cüneyt sinemayla çok ilgili birisiydi. Ve de bizim o tarihlerde yaptığımız, yapmaya çalıştığımız amatör çalışmaların genellikle kameramanlığını da üstlenen birisiydi. Daha sonra ben gazeteciliği öne alıp okulu bıraktım, okuldan atıldım. Ama Cüneyt okudu. Ama o ilgi alanlarını –sinema başta olmak üzere– hiçbir zaman ihmal etmedi. Aynı bölümdeydik, Ekonomi’deydik. O bitirdi, ben bitiremedim. Ama ikimiz de ekonomi ile ilgili şeyler yapmadık. Cüneyt solcu birisiydi, ilk tanıdığım andan itibaren öyle biliyorum. Zaten içeri girmesi de ondan dolayıydı. Ve kendisi de her vesileyle bu solcu kimliğini savunurdu. Ama birazdan bahsedeceğim, solun içerisinde hep bir dışlanmışlık içerisinde yaşadı, PKK konusundaki tutumu nedeniyle.

PKK konusuna gelecek olursak, Cüneyt’in ablası Arkeolog Yasemin Cebenoyan 94 yılının son günlerinde, 30 Aralık’ta yanlış hatırlamıyorsam, The Marmara Oteli’nin kafesinde otururken orada patlayan bir bomba sonucu hayatını kaybetti. Aynı saldırıda Türk kültür hayatının önde gelen isimlerinden yazar, sinemacı Onat Kutlar da Yasemin’den biraz daha sonra –çünkü hastanede yaralı kalmıştı– kurtarılamadı. İki kayıp verildi. Ve bu saldırı PKK tarafından üstlenilmedi. O tarihlerde, –hâlâ daha sürüyor–, PKK birtakım saldırıları yapar ve sonuçlarına göre üstlenir ya da üstlenmezdi. Hatta PKK üstlenmeyince… (Şu anda Cüneyt’in ablası ile beraber bir fotoğrafını evlerinde görüyorsunuz, Yasemin’le beraber.) PKK üstlenmeyince o tarihlerde İBDA’cılar bir bildiri yayınlayarak bu saldırıyı üstlendiler, “Biz yaptık” dediler. Ama bunun hiç aslı yoktu. Hatta ben İslamî hareketler üzerinde çalıştığım için Cüneyt beni aramıştı ve bunu doğru olup olamayacağını sormuştu. Yani Yasemin ve Onat Kutlar’ın ölümüne neden olan bombanın İBDA’cılar tarafından yerleştirilme ihtimalini sormuştu. Ben de kesinlikle böyle bir ihtimali olmadığını ve bunu PKK’nın yaptığının bana göre kesin olduğunu söylemiştim. Ama İBDA’cıların o tarihlerde şöyle bir lafları vardı, “Provokasyonlar bize yarıyor” diye. Ortalığı karıştırmaya meraklı, böyle bir gruptu. Ve öyle bir karambole geldi. Ama daha sonra zaten Cüneyt’in de çok yakından takip ettiği dava süreçlerinde birtakım isimler itirafçı oldular. Ve bunun o tarihlerde, çatışmanın çok yüksek olduğu dönemlerde PKK’nın kör bir terör eylemi olduğu bir şekilde ortaya çıktı. Ama nedense bu dillendirilmedi. Ve sol çevrelerde özellikle bu konu geçiştirildi. Cüneyt de buna tahammül edemedi ve bunu sürekli olarak gündeme getirmeye çalıştı. Bunun takipçisi oldu. Bu terör eyleminin PKK ile beraber anılmasını ve PKK’nın bu konuda sorumluluğunu kabul etmesini nafile bir şekilde bekledi. Ve bunu yaptığı süreçte de kendi çevresinden insanlar tarafından dışlandı. Genellikle, “Ya, tamam, olmuş olabilir” dendi ve bir sorgulama yapılmadı. Tabii burada vahim olan olay şu — açık konuşmak gerekirse ki gerekiyor: Yasemin Cebenoyan iyi yetişmiş bir arkeologdu, bir kadındı. Ama orada Cüneyt’in kardeşi olmasaydı belki de biz adını bile şu anda hatırlamıyor olacaktık. Cüneyt’in kardeşi olması ve Cüneyt’in bu olayı sürekli gündemde tutması… Ama Onat Kutlar benim de çok sevdiğim, çok saygı duyduğum, çok iyi bir yazardı, sinemacıydı. Türkiye’de Sinematek’in kuruluşuna ön ayak olmuş birisiydi. Ve diğerkâmdı. Yani kendisi gibi olmayan insanlara karşı hep empatik ve sempatik yaklaşan birisiydi. Bu anlamda da Kürt sorunu konusunda da gerçekten barışçı çözüm yanlısı politikaları destekleyen birisiydi. Ve orada pisi pisine bir PKK bombasına kurban gitti. Ve arkadaşları, sevenleri nedense bu olayın peşini, izini sürmediler. Yani Cüneyt’in gösterdiği gayretin onda biri o tarihte Onat Kutlar’ı bilen, seven, ona önem veren insanlar tarafından yerine getirilmiş olsaydı, belki de Türkiye’de Kürt sorununun gidişatında bambaşka birtakım noktalara bile gelebilirdik. Ama böyle bir “kol kırılır yen içinde” gibi bir mantıkla bu olay geçiştirilmek istendi. Onat Kutlar ve Yasemin Cebenoyan’ın orada körü körüne ve pisi pisine hayatlarını kaybetmiş olmaları, iki ayrı değerin hayatlarını kaybetmiş olmaları, “Savaş durumlarında olur böyle şeyler” basitliği ile bir şekilde üstü örtülmek istendi. Ve bu anlamda Cüneyt gerçekten çok takdire şayan bir şekilde sürekli bunu gündemde tutmaya çalıştı. En son olarak da Fatih Akın’ın Suriye’deki YPG ile ilgili yaptığı ya da yapmakta olduğu filmle ilgili dile getirdiği eleştiriler nedeniyle de yine tepkileri çok ciddi bir şekilde üzerine çekti. Ama yılmadı. Son âna kadar da bu konuda sürekli olarak konuştu. Hiçbir şekilde susmadı. Ve bu anlamda da bu yayının başlığı olarak bize bıraktığı bir ödev olarak da bu önümüzde duruyor. Yani bu savaş ya da şu ya da bu çatışma vs., hiçbir şekilde terörün sivillere yönelik, masum insanları hedef alan terörün kimden gelirse gelsin asla ve asla mazur görülemeyeceği, görülmemesi gerektiği konusunda Cüneyt bize gerçekten önemli ve takdire şayan bir miras bıraktı, böyle bir şeyi bıraktı. Aynı zamanda bu bir miras, ama devrettiği bir ödev olduğunu düşünüyorum. 

Cüneyt’in bu olayın ardından yaşadığı bir başka büyük trajedi var. O da depremde annesi, babası ve oğlunu birlikte kaybetmiş olması. Çok iyi hatırlıyorum o günleri. Çünkü CNN Türk‘ün yeni açıldığı dönemlerde ikimiz de orada çalışıyorduk. Henüz faaliyete geçmemişti CNN TÜRK. Ama işe gidip geliyorduk. Deprem günü herkes zar zor da olsa bir şekilde ulaşmıştık CNN‘e. Ve çok doğru dürüst bilgi akışı yoktu. Kafeterya gibi bir yerde oturduğumuzu hatırlıyorum. İşte Sakarya’da deprem olmuş, Gölcük’te olmuş derken, ben de gayri ihtiyari bir radyoda “Galiba Yalova’da da olmuş” diye söyledim. Ve bunun üzerine Cüneyt’in birden nevri attı. Çünkü bilmiyordum, oğlu Ali, annesi ve babasının yanında yazlıktaymış. Ve Cüneyt oradan kalktı. Ve en son kendisi ile Levent Camii’nde annesi, babası ve oğlunun cenaze töreninde karşılaştık. Çok büyük bir acıydı kendisi için, eşi Ayşegül için. Ve o dönemden sonra da… Çok önemli, çok büyük bir travmaydı yaşadıkları. Ama daha sonra karı koca karar verdiler bunu yenmek için. Bunu yenmek adına bir çocuk daha yaptılar. Elif, bir kız, şimdi yanılmıyorsam 14-15 yaşlarında olsa gerek. Elif’le beraber hayatlarını sürdürüyorlardı. Ve yeni bir trajedi Cüneyt’in başına geldi. Seydişehir’de bir trafik kazasında cumartesi sabah erken saatlerde kendisini kaybettik. Gerçekten birçok yönüyle bir hayat insanı ve kültür insanı, değerli bir arkadaştı. Özellikle Boğaziçi’nde Sinema Kulübü yıllarındaki yakınlığımız, o dönemlerden çok iyi biliyorum, sonra başına gelenlere rağmen hep ayakta kalmanın çok zor olduğunu biliyorum. Herkes tahmin eder. Bildi, son âna kadar bunu sürdürdü. Kendisiyle en son karşılaşmamız Nick Cave’in konserindeydi. Ve orada hatta sahneye o da çıkmıştı, ben de çıkmıştım ve cep telefonuyla onun fotoğraflarını çekmiştim. O tarihi anda en son buluşmamız olmuştu Cüneyt’le. Ve Cüneyt şu anda, cenazesi Zincirlikuyu Camii’nde şu anda herhalde kılınmakta olan namazın ardından defnedilecek. Gerçekten iyi bir insandı, iyi bir arkadaştı, iyi bir babaydı onu biliyorum, iyi bir eşti onu biliyorum. Ve iyi bir aydındı. Ve iyi bir solcuydu. Burada aslında Türkiye’de solun en büyük gafletlerinden birisini sürekli onlara hatırlatarak, hatırlatmaya çalışarak bu dünyaya veda etti. Orada annesi, babası, oğlu ve ablasıyla herhalde kavuşur, temennim odur. Kendisini hep saygıyla, sevgiyle hatırlayacağım. İyi ki kendisini tanımışız. Burada tekrar söylemek istiyorum: O mirası, o deneyimi, onun mücadelesini bir şekilde sürdürebilmek lâzım. Çünkü Türkiye iyi bir ülke, güzel bir ülke. Ama güzel bir ülkede kötülüklere izin vermemek gerekiyor. Ve her türlü kötülüğe karşı, ne olursa olsun, kimden gelirse gelsin kötülüğe karşı durabilmek gerekiyor. Cüneyt onu bize gösterdi. Bunun faturasını çok ciddi bir şekilde ona ödettirmeye de çalıştılar. Ama o böyle bir faturayı kabul de etmedi. Ve gerçekten helâl olsun, çok gerçek bir duruş sergiledi. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar