Zimbabve’nin devrik lideri Mugabe 95 yaşında öldü: Özgürlük savaşçısından diktatöre

Zimbabve’nin Birleşik Krallık’tan ayrılarak bağımsızlığını kazanmasının ardından seçilmiş ilk Devlet Başkanı Robert Mugabe 95 yaşında öldü. Mugabe, 2017 yılında darbeyle devrilene kadar, Zimbabve’yi 37 yıl boyunca diktatörülükle yönetmişti.

Mugabe ilk yıllarda, Zimbabve’ye bağımsızlığını kazandıran, siyahilere sağlık ve eğitimde eşit fırsat sağlayan, ülke ekonomisini kalkındıran bir özgürlük savaşçısı olarak anılırken; ilerleyen yıllarda ismi yolsuzluk ve insan hakkı ihlallerine karıştı ve bir halk kahramanından, nefret edilen ırkçı bir diktatöre dönüştü.

Zimbabve’nin bağımsızlığını kazanmasının ardından ilk seçimler 1980’de yapıldı ve Mugabe devlet başkanı oldu. 1987’de parlamenter sistem feshedildi ve başkanlık sistemine geçildi. 2017 yılında askeri müdahaleyle istifaya zorlanana kadar koltuğunu terk etmedi.

Mugabe, 12 şubat 1924’te İngiliz sömürgesi olan Rodezya’da doğdu. Mugabe aslında öğretmenlik eğitimi almıştı. 1960’larda politikaya atıldı, ilk önce Demokrat Parti’ye girdi, ardından rakibi Zanu-Pf olarak bilinen Ulusal Zimbabve Birliği’ni kurdu. Bu süreçte Rodezya yönetimini eleştirdiği için tutuklandı ve hapse atıldı, Zanu-Pf’nin faaliyetleri askıya alındı.

Mugabe parmaklıklar ardında olmasına rağmen boş durmadı. Ekonomi ve hukuk diploması aldı, içerideyken Zanu-Pf için çalışmaya devam etti. 1973’te hâlâ hapisteyken, aynı zamanda Zimbabve’nin bağımsızlığını kazanmasında önemli rolü olan Zanu-Pf’den başkan adayı olarak seçildi. 10 yıl sonra hapisten çıktığında daha güçlü ve etkili bir Zanu-Pf lideriydi. Siyaset sahnesinde artık elini iyice güçlendirmiş olan Mugabe, çok akıllı, utangaç ve yalnız biri olarak tanınıyordu.

Mugabe hapisten çıktıktan sonra ilk olarak Mozambik’e gitti ve oradan Rodezya’daki gerilla birliklerini yönetti. Mugabe 1970’lerde, Rodezya’daki beyaz azınlık yönetimine karşı sürdürülen gerilla savaşında saygınlık kazandı ve o yıllarda ülkesi için çarpışan bir özgürlük savaşçısına dönüştü. Fakat Mugabe’nin tek savaştığı sömürgeci beyazlar değildi. O yıllarda birçok muhalif gizemli bir şekilde ortadan kayboldu ve Mugabe karşıtı gazetelerin ofisleri bombalandı, gazetecilere işkence edildi.

Zimbabve’de Mugabe’nin öncülüğünü yaptığı sürecin sonunda, siyasi uyuşmazlıklar büyük oranda giderildi. 18 Nisan 1980’de bağımsız Zimbabve Cumhuriyeti kuruldu. Her şeye rağmen hâlâ bir özgürlük savaşçısı olan Mugabe, aynı zamanda yetenekli bir uzlaşmacı olarak da tanınıyordu. 1980’de, hem ülkedeki beyaz azınlığın hem de muhaliflerin kanına bulanmış seçim kampanyasını kazandı. Politikaları, bağımsızlık savaşını birlikte verdiği silah arkadaşları tarafından da eleştirilmeye başlandı. 

Zimbabve Cumhuriyeti parlamentosunun açılış töreni, 14 Mayıs 1980.

Mugabe Güney Afrika’da öğretmenlik yaptığı yıllarda tanıştığı Marksizmden çok etkilenmiş, ükesine döndüğü gibi, Zimbabve’deki beyaz üstünlükçü politikalara savaş açmıştı. Başkanlığının ilk yıllarında beyazlar ve siyahilerin birlikte yaşayabilmesine yönelik açık fikirli sosyal politikalar izledi. Mugabe başkan olduktan sonra beyazlara şöyle hitap etmişti: “Eskiden düşmanımdınız, şimdi arkadaşımsınız.” Mugabe belki de bu yüzden, gelecek yıllarda beyazların oy kullanmayı reddetmesini kaldıramayacak, kendini aşağılanmış hissedecekti.

Bununla kalmadı, Mugabe ülkeyi yabancı yatırımcılara açtı ve Zimbabve ekonomisini kıtanın en iyi ekonomileri arasına sokmayı başardı. 1994’te Kraliçe II. Elizabeth tarafından şövalyelikle onurlandırıldı ve birçok üniversiteden fahri doktora aldı.

Robert Mugabe ve Kraliçe II. Elizabeth.

Fakat günümüze geldiğimizde, eskinin tahıl ambarı olan Zimbabve’de nüfusun neredeyse yarısı insanı yardıma muhtaç, ülkede önüne geçilemeyen bir kolera salgını var ve enflasyon rekor oranlarda seyrediyor.

Mugabe, yıllar içinde bir özgürlük savaşçısından, bir diktatöre dönüştü.

Kazanılan bazı başarılara rağmen ilk yirmi yıllık süreçte Mugabe’nin sosyalist ekonomik reformları, ülkenin önceden en azından stabil durumdaki ekonomisini çıkmaza soktu. 2000 yılında toprak reformu başlatıldı. Mugabe, yönetime geçtiğinde ülkenin en iyi tarım arazilerinin yüzde 80’i beyazların elindeydi. Buna son vermek ve ülkenin gerçek sahipleri olan siyahileri toprak sahibi yapabilmek için, “Savaş Gazileri” isimli, Mugabe’nin kişisel milis kuvvetleri beyazlara ait çiftlikleri işgal etti. Bir yandan da muhaliflere saldırılar düzenlendi. 5 bine yakın beyaz çiftlik sahibi ülkeyi terk etmek zorunda kaldı, ülkede kalanlar da çiftliklerinde çalışan siyahilerle birlikte işkenceye uğradı ve öldürüldü.

Bu yaşananların ardından onbinlerce siyah, beyazların çiftliklerini ele geçirdi ve toprak sahibi oldu. Kanlı toprak reformu, Mugabe’nin popülerliğini artırdı ama bu iyi düşünülmemiş planın ekonomik sonuçları ağır oldu. Yurtdışı yatırımlarıyla ayakta kalan Zimbabve’ye para akışı neredeyse kesildi ve işsizlik yüzde 90’a kadar çıktı. Batı medyası Mugabe’den “ırkçı diktatör” olarak bahsetmeye, hatta onu Adolf Hitler’le karşılaştırmaya başladı. Mugabe, isminin Hitler’le anılmasından hiç de rahatsız değildi. Eleştirilere, “Hitler’in tek bir hedefi vardı. Kendi halkı için adalet, bağımsızlık istiyordu. Kendi halkının bağımsızlığının tanınmasını ve kendi kaynaklarını kullanabilme hakkını istiyordu” diye cevap verdi.

Mugabe muhalif sesleri yıllarca bastırdı. 2000 yılına kadar Mugabe’nin muhalefete karşı saldırgan tutumu, seçimlerde yolsuzluk yapması veya ekonomik sonuçları ağır olan toprak reformu hakkında konuşulması mümkün olmadı. Günümüze gelindiğinde ise Mugabe için şöyle denecekti: “O kadar harika bir yöneticiydi ki gücünü kontrol edemedi ve Zimbabve’yi dizlerinin üzerine çöktürdü.”

“Ölene kadar kendini özgürlük savaşçısı olarak gördü”

1975 ve 2007’de Mugabe ile röportaj yapmış olan ve Zimbabve’yi yakından takip eden Heidi Holland, Mugabe’nin dönüşümünde iki olayın etkili olduğunu söylüyor. Birincisi Matalebe’de kendisine karşı çıkan isyanı bastırmak için düzenlediği ve en az 20 bin kişinin ölümüyle sonuçlanan askeri harekat, ikincisi ise 1985’te beyaz Zimbabveliler’in oy vermeyi reddetmesi. Beyazlara karşı ayrımcılık yapmayan Mugabe, duruma çok sinirlenmiş ve bunun vatan hainliği olduğunu düşünmüştü. Holland, Mugabe’nin ölene kadar kendini özgürlük savaşçısı olarak görmeye devam ettiğini de belirtiyor: “Bu yüzden gazetecilerle konuşmuyordu çünkü onu diktatör olarak göstermek istiyorlardı. O her zaman, halkını vahşi emperyalizmden korumaya çalıştı.”

İlk ciddi muhalefetle 2000 yılında karşılaşan Mugabe, milis güçleri aracılığıyla seçimleri manipüle etmek için de şiddet kullanmaya başladı. 2008’de, Mugabe, başkanlık seçimlerinde ilk aşamayı kaybetti. Ardından, muhalefete karşı yapılan saldırılar, rakibinin yarıştan çekilmesine sebep oldu, Mugabe tekrar kazandı. Bunun üzerine Mugabe ortaya çıktı ve şu açıklamayı yaptı, “Beni ancak Tanrı koltuğumdan edebilir.”

2009 yılına gelindiğinde ülkede ekonomi, tarihinin en kötü günlerini geçiriyordu. Enflasyon düzeyi yüzde 230 milyondu. Merkez Bankası piyasaya 100 milyon Zimbabve Doları değerinde banknot sürdü. Bu banknot ise ancak 30 ABD Doları ediyordu. Nisan ayında, Zimbabve Doları resmi para birimi olmaktan çıkarıldı ve ülkede başka ülkelerin para birimleri kullanılmaya başlandı. 2009’da yaşanan ekonomik krizden sonra Mugabe, iktidarını Başbakan Morgan Tsvangirai ile paylaşmak zorunda kaldı. Tüm bu yaşananların ardından 2013’te, oyların çalındığı iddiasının olduğu bir ortamda Mugabe tekrar seçildi. Tsvangirai ise seçimleri kendisinin kazandığını açıkladı. Mugabe, itirazları umursamadı ve şöyle dedi: “Çok şikayetçiyseniz gidin ve kendinizi asın.”

Mugabe’nin saldırılarının tek hedefi beyaz, zengin çiftlik sahipleri ve muhalifler değildi. 2005’te Mugabe hükümeti, gecekonduları da hedef aldı. 50 binden fazla ev yıkıldı, 30 binden fazla kişi tutuklandı ve 1 milyona yakın kişi evsiz kaldı. Bazılarına göre, gecekondu mahallesinde yaşayanlar muhalefet partisine yakın oldukları için cezalandırılmışlardı.

2017’de karısı Grace’i halefi olarak atayacağı hakkında dedikodular çıkmaya başlayınca, zaten uzun zamandır Mugabe’den rahatsız olan ordu harekete geçti. Mugabe’nin diktatörlüğünün sonu böylece gelmiş oldu.

Açlıktan ve hastalıktan kırılan ülkenin First Lady’si Grace Mugabe lükse o kadar meraklıydı ki, Batı medyasında Gucci Mugabe olarak tanınıyordu.

Askeri müdahelenin ardından Robert Mugabe istifa etti, yerine yardımcısı Emmerson Mnangagwa getirildi. Mugabe’nin istifası günlerce sokaklarda kutlandı. 

Mugabe, 1960’larda özgürlük savaşçısı olarak başladığı siyasi hayatını, 2019’da ülkenin ekonomisini batıran, ırkçı devrik bir diktatör olarak sonlandırdı.

Mugabe’nin ardından Zimbabve’de işler hâlâ yoluna girebilmiş değil. Mugabe olmadan yapılan ilk genel seçimde yine Zanu-Pf kazanınca muhalifler sokağa döküldü, polis müdahalesi sonucu 10’a yakın kişi öldü. Sadece bu yıl, ekonomik kriz sebebiyle 3 bin kamu çalışanının işine son verildi. Haziran ayında hükümetin, Mugabe zamanında tedavülden kaldırılan Zimbabve Doları’na geri dönme kararı alması grev tehdidiyle karşılandı. Ülkede enflasyon şu sıralar yüzde 98 düzeyinde, bu da Zimbabve Doları’nda 2009’da yaşanan çöküşten sonra ortaya çıkan en yüksek oran.

“Mugabe Batı medyasının gösterdiği gibi birisi değil”

Tüm bunlara rağmen, çoğu diktatörün aksine, Mugabe’nin ülkesinde son ana kadar sevilen bir lider olduğunu savunanlar da var. Hatta beş yıl önce Londra Merkezli New African dergisinin baş editörü şöyle demişti: “Batı medyası onu kahvaltıda, öğle yemeğinde ve akşam yemeğinde halkını yiyen biri olarak gösteriyor ama onunla tanıştım, kesinlikle daha farklı birisi.” Birçok kişi Mugabe’ye Birleşmiş Milletler’in yönelttiği insan hakkı ihlallerini reddediyor ve onu kahraman olarak görmeye devam ediyor.

Robert Mugabe’nin diğer sömürge Afrika ülkeleriyle de iyi ilişkileri vardı. Ülkesindeki Batı egemenliğine son verip, kendi ülkelerinin ve kaynaklarının kontrolünü ele almış olması bazı Afrika ülkelerinde isyanın ilk kıvılcımı olmuştu. Mugabe’nin kullandığı Batı karşıtı retorik hâlâ birçok Afrika ülkesi için çok değerli.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar