İki bilim insanı adayının sıradışı öyküsü: Can Özmen & İrem Bozdağ

Can Özmen ve İrem Bozdağ, ODTÜ’de başlayan eğitim hayatlarını ABD’de sürdürmek için çıktıkları yolculuğu, ABD’nin en iyi okullarından kabul almayı nasıl başardıklarını, bu süreçte yaşadıkları zorlukları ve gelecek planlarını anlattı.

Can Özmen’in Twitter adresi için tıklayınız.

Can Özmen, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde fizik bölümü öğrencisi. Henüz 5 aylıkken SMA hastalığı teşhisi konulmuş. Spinal Musküler Atrofi olarak adlandırılan SMA, kas kaybı ve zayıflığa sebep olan ve çok sık rastlanmayan genetik bir hastalık. Can’ın hastalığı SMA Tip-2 olarak adlandırılıyor, yani başını kontrol edebiliyor fakat tek başına oturmakta zorluk çekiyor ve ayakta duramıyor. Doktorlar, fizik terapinin Can’ın hastalığına bir fayda sağlamayacağını söylemesine rağmen annesi onlara kulak asmayarak kendi geliştirdiği yöntemlerle, Can’ın hastalığının minimum düzeyde kalmasını sağlamış.

Can ve annesi.

Hastalığının seyrini, “İlkokulda birçok şey benim için normal sayılabilirdi, okul birincisiydim. Liseye geçtiğimde işler değişti, ellerimi kullanma kabiliyetimi yitirdim. Akranlarıma göre yaşamım hep daha zordu ama bu en zoruydu” diye anlatan Can bu durumu “kendim ve beynimle baş başa kalmak” olarak anlatıyor. Düşünerek kendine yeni bir evren yaratmış.

Can küçüklüğünden beri bilime merak duyan, kafasının içinde bir sürü fikir dolaşan bir çocuk olduğunu söylüyor. Bu yüzden ODTÜ’de fizik okumaya başlamış. Kendi geliştirdiği bir dil öğrenme metoduyla İngilizce hazırlık sınıfını geçen Can, ODTÜ tarafından geliştirilen ve göz hareketleriyle kullandığı bilgisayarı ile derslere katılıyor. Can’ın eğitim hayatını hayli kolaylaştıran cihaz Prof. Dr. Kürşat Çağıltay, Mehmet Durmaz ve ekibi tarafından geliştirilmiş. Can da cihazın geliştirilme sürecinde ekiple birlikte çalışmış, birçok fikir vermiş. ODTÜ’deki hocalarının ona çok destek olduğunu, rahatlığı için ellerinden geleni yaptıklarını, özellikle bölüm başkanı Altuğ Özpineci’nin kendisine çok destek olduğunu anlatıyor. Ama bazı tatsız olaylar da yaşamış. Örneğin üniversiteye ilk başladığı yıl, bir dersin hocasının kendisine “Sen burada öğrenci olduğuna emin misin? Bu zor bir bölüm” dediğini söylüyor.

Can, “hayatımda tanıdığım annemden sonra en fedakâr kadın olarak” tanımladığı kız arkadaşı İrem ile de ODTÜ’de tanışmış. Moleküler biyoloji ve genetik öğrencisi olan İrem’le tanışmaları ise tesadüf eseri olmuş: “Tanıştığımız gün ikimiz de başka işlerimiz olduğu için derse gitmeyecektik ama kader bizim için başka bir plan yapmış, işlerimiz iptal oldu ve derse gittik.”

Can ve İrem.

İlişkileri başladıktan sonra İrem, Can’ın hastalığı ile ilgili araştırmalar yapmaya ve alternatif tedavi yolları aramaya başlamış. Hatta Can’a göre, İrem hastalıkla ilgili ondan daha fazla şey biliyor. Can ve İrem üç senedir birlikteler ve bir senedir de aynı evde yaşıyorlar.

“Bir gün mutlaka bu ülke için bir şeyler yapacağız” diyen Can ve İrem, ülkedeki eğitim sistemindeki imkansızlıklar, kaynak yetersizliği ve Can’ın hastalığıyla ilgili hem kişilerde hem kurumlardaki bilinçsizlik sebebiyle eğitimlerine ABD’de devam etme kararı aldı. İlk olarak hayata geçirmek istedikleri proje aslında tüm SMA hastalarını ilgilendiriyor. Can bir korse yardımıyla dik bir şekilde oturabiliyor fakat “saçma sapan bir plastik parçası” dediği korse canını acıtıyor ve uzun süre kullanılmaya elverişli değil. İkisi birlikte, bu korse daha farklı bir malzemeden yapılabilir mi, bunu araştırmak istiyor. Can, “Öyle bir malzeme elde edebilirsek, bütün bedeni kaplayabilecek ve SMA hastalarının hareket edebilmesini sağlayacak bir proje de geliştirebiliriz” diyor.

Can ve İrem, ABD’deki okullarla görüşmek, durumlarını ve projelerini anlatmak için iki ay boyunca ABD’de kaldı. ABD serüveni, İrem’in deyimiyle bodoslama başlamış:

“ABD’ye bodoslama gittik, hiçbir şey bilmiyorduk ama durumumuzu anlatmak için okullarla yüz yüze görüşmemiz lazımdı. Bir miktar para biriktirmiştik, birçok şeyi riske attık ama ‘Şimdi yapmayacağız da ne zaman yapacağız’ dedik. Birçok okula ‘Biz geldik’ diyerek gittik, sora sora yetkili birilerini bulduk ve durumumuzu anlattık. Genelde bizi ilgiyle karşıladılar, projemizden bahsettiğimizde ise bize sağlayacakları laboratuvar imkanlarından, desteklerden bahsettiler. Bizi en çok heyecanlandıran şey bu oldu. Hatta kabul edilmesek bile gidip oranın imkanlarından faydalanabileceğimizi söylediler.”

Can’ın Boston’da çekilmiş bir fotoğrafı.

İkili Türkiye’ye, birkaç gün önce bir müjdeyle döndü. ABD’nin en iyi okullarının birkaçından kabul almayı başardılar. Henüz resmi işlemler tamamlanmadığı için bu okulların isimlerini vermeyi tercih etmeseler de Can, “Dünyanın en iyi okullarını düşünün, onlardan biri” diye ipucu veriyor.

ABD’deki eğitim hayatları gelecek eğitim yılında başlayacak, bu yüzden bir sene daha ODTÜ’de eğitim görmeye devam edecekler.

Can ve İrem’in hayallerini gerçekleştirmek için maddi desteğe ihtiyacı var. Bu amaçla Can, kişisel Twitter hesabından bir kampanya başlattı.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar