Hürriyet Gazetesi’nde toplu işten çıkarma: Tabuta çakılan son çiviler

Hürriyet Gazetesi’nde bu hafta 40’ı aşkın gazetecinin işten çıkarılması, Türkiye’de artık anaakım medya diye bir şeyin kalmadığının tescili olduğu kadar, eski medyanın da bir tür ölüm ilanı gibiydi. Peki yeni medya nasıl oluşacak?

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba, iyi günler. Bu hafta Hürriyet gazetesinde peş peşe işten çıkarmalar oldu, 40’ı aşkın meslektaşımızın işlerine son verildi. Bunların önemli bir bölümü yıllardır Hürriyet’te değişik servislerde görev yapan ve bayağı da kendilerini kanıtlamış isimler. Bu arkadaşlarımızın sendika üyesi olduğu, gazeteciler sendikasının Hürriyet bünyesinde toplu sözleşme için yetki almak üzere olduğu söyleniyor. Olayın bu boyutu önemli, ama diğer boyutu da tabii ki Hürriyet gazetesi bambaşka bir şey oldu, olacaktı zaten, bekliyorduk ve bunun ilânı oldu. Daha önceden de Demirören Grubu’nun satın almasıyla beraber çok ciddi işten çıkarmalar bekleniyordu, ama işin içerisinde tabii ki iş hukuku gereği ödenmesi gereken çok yüklü tazminatlar olduğu için bunları olabildiğince geciktirdileri söyleniyordu. Belli ki bir aşamada artık çok da fazla uzatmadan kafalarına göre bir temizliği yapmak istemişler. Devamı da gelebilir, çok az sayıda istifa eden olduğu duyuluyor, onun dışında büyük ihtimalle orada çok da heyecanla çalışmamakla birlikte haklarını kaybetmek istemeyen gazeteciler hâlâ orada durmaya çalışıyorlar. Zaten şu anda işlerinden çıkarılanların büyük bir kısmı için de bu geçerliydi, çünkü istifa etmeleri halinde birçok haklarının –özellikle maddî hakları, tazminatlarının– yanma durumu vardı. Dolayısıyla ayrılmak yerine işten çıkarılmayı beklediler ve şimdi o süreç başladı. 

Peki, Hürriyet gazetesinde yaşananlar ne anlama geliyor? Aslında yayının başlığında söylediğim gibi: “Tabuttaki son çiviler”. Tabut derken iki ayrı tabuttan bahsediyorum: Birisi, Hürriyet’in kendisi tabii. Hürriyet alenen bir yaşayan ölü halinde. Daha önce Demirören Grubu’na satıldığı andan itibaren bu duruma gelmişti, şimdi bu alenileşmiş durumda. Ama bir diğer husus da Türkiye’de eski medyanın tabutuna çakılmış son çiviler. Çünkü Hürriyet, Türkiye’de “medyada bir sembol”dü, “medyanın merkezi”, “amiral gemisi” dendi, başka şeyler dendi; ama Hürriyet, ben kendimi bildim bileli, belli bir tarihten itibaren Türkiye’de anaakım medyanın yörüngesini belirleyen yapı oldu. Değişik dönemlerde birtakım rakipler çıktı –bir dönem Sabah gibi, bir ara Milliyet gibi– ama Hürriyet eninde sonunda Türkiye’de ilk akla gelen gazete oldu. Bu, Hürriyet’in iyi bir gazete olduğu anlamına gelmiyor; Hürriyet hiçbir zaman iyi bir gazete olmadı, Hürriyet her zaman için Türkiye’de sistemden yana bir gazete oldu — Hürriyet ve onun bünyesinde, yakınında olan diğer iştirakleri diyelim, televizyonlar, diğer gazeteler, dergiler, bazı dönemlerde Hürriyet Grubu dergiler de çıkarmışlardı. Bunlar aslında anaakımın merkezinde yer alan, ama Türkiye’deki var olan düzenin –ki bu düzenin hep demokrasiyle, özgürlükle sorunu olmuştur– savunucusu olan önemli bir parçasıydı Hürriyet. Kimi dönemlerde bazı iktidarlardan hoşlanmadı ve onları karşısına aldı, onların üzerine yürüdü, savaşa girdi ve bazen o savaşlardan galip de çıktı; ama en son girdiği, Erdoğan’a karşı verdiği savaştan bariz bir yenilgiyle çıktı. Doğan Grubu’nun elindeki Hürriyet, uzun bir süre bu savaşı en alt düzeyde sürdürmeye çalıştı, tam tâbi olmadan götürmeye çalıştı, uzun bir süre hâlâ kendi gücünü kullanmasının mümkün olduğunu düşündü, ama sonunda pes etti ve Demirören Grubu’na teslim etti. 

Demirören’le beraber işin renginin iyice değiştiği anlaşılıyor, ama bu Doğan Grubu’nun dönemindeki Hürriyet’in de iyi bir gazete olduğu anlamına gelmiyor. Fakat şöyle bir husus var — onu özellikle vurgulamak lâzım: Dünyanın her yerinde –Türkiye de böyle– bu tür anaakım medya kuruluşları, televizyonlar vs. her ne kadar sistemin sürmesini isteseler de, bazen eleştirel pozisyon takınmakla beraber esas olarak güçlerini kendi yaptıkları işten alırlar. O da nedir? Çok satan gazete yapmak, çok izlenen televizyon yapmak ve buralardan hem satış geliri hem de ilân geliriyle para kazanmak. Yani anaakımın esas işlevi yaptığı işle para kazanmak ve o yaptığı işten elde ettiği güçle de siyasî olarak olaylara belli şekillerde müdahale etmeye kalkmak. Bu müdahaleler genellikle sistemin kuyruğuna takılıp onun istediği şekilde hareket etmek oldu. Hürriyet’te de böyle oldu, diğer anaakım iddialı yayın organlarında da böyle oldu; ama şimdi başka bir döneme girmiş durumdayız; artık Erdoğan’ın kontrolüne girmiş olan medyanın para kazanmak diye bir derdi yok, ilân geliri diye bir derdi yok; daha doğrusu, ilân geliri diye bir derdi var, ama ilânı kendi yaptığı işle bir anlamda hak etmiyor, siyasî iktidarın yönlendirmesiyle kimi zaman baskısıyla elde ediyor, siyasî iktidar sayesinde elde ediyor. Ama satışlar çok ciddi bir şekilde düşüyor ya da izlenmeler çok ciddi bir şekilde düşüyor, ama bunların çok da fazla önemi olmuyor. Eskiden bu çok da düşünülmezdi ya da akla gelmezdi; yani bir gazetenin satışlarının düşmesi ya da televizyonun izlenirliğinin düşmesi o işletmelerde kriz nedeni olurdu ve bunların çözümü için kimi zaman birtakım çok sert değişikliklere gidilirdi, ama şimdi böyle bir dert yok. Çünkü şimdi gazeteler tek bir kişinin okuması için, televizyonlar tek bir kişinin izlemesi için çıkarılıyor — o kişi de Erdoğan. Yani siz izleyiciler ya da okuyucuları memnun etmek için gazetecilik yaptığınız zaman ülkeyi yöneten tek adamın rahatsızlığını pekâlâ çekebilirsiniz. Çünkü çoğu durumda hangi haberin hangi yorumun onu rahatsız edeceğini kestirmek çok da mümkün olmayabilir. Bazı durumlarda –özellikle satıştan önce Doğan Grubu– bir şekilde bunu yürütebileceğini düşündü. Yani hem bir taraftan gazete olarak ya da televizyonlar olarak etkilerini sürdürüp ama aynı zamanda da siyasî iktidarla sorun yaşamamayı düşündüler; ama olmadı, çünkü Erdoğan zamanında bu anaakım iddialı medya kuruluşlarından çok çekmiş birisidir, alınacak bir intikamı da var; bunu da biliyor ve bunu fazlasıyla aldı. Erdoğan öyle azla yetinen bir yönetici değil, her şeyi istedi, tam bir biat istedi ve bu biatı da elde etti. Şu anda bütün büyük medya kuruluşlarının hepsi Erdoğan’ın yörüngesine girmiş durumda. 

Buralar çölleşti: Buralar aslında Erdoğan’ın da pek işine yaramıyor. Şöyle söyleyebiliriz; Erdoğan bugünkü Hürriyet’le ne yapabilir, kimi nasıl ikna edebilir? Kendi tabanını belki, ama zaten kendi tabanının bir yığın gazetesi vs. var. Ama Hürriyet’in Hürriyet olduğu için bir değeri vardı — ya da diğer gazeteler, Milliyet ve diğerleri, televizyonlar. Bunlar 10-15 yıl önceki Hürriyet olmadıkları için, hatta beş yıl önceki Hürriyet olmadıkları için diğer var olan iktidar yanlısı yayın organlarının bir parlak kopyası –parlak derken renk anlamında söylüyorum– olmaktan öteye gidemedikleri için Erdoğan’ın da işine pek yaramıyorlar. Yani buralardan kamuoyunu oluşturmak çok kolay değil. Ne oluyor sonuçta? Medyada bir çölleştirme operasyonu, “Bana sorun çıkarabilecek medya kuruluşu yerine, işime yaramasa da bütün medya benim denetimimde olsun” anlayışı ve bu anlamda da eski medyanın son çivileri çakılmış oluyor böylece. Tabutun çivilerinin bir başka boyutu da var; çünkü Demirören Grubu, medyaya girdiğinden beri sürekli cenaze kaldırıyor –maalesef, biraz sert olabilir ama–; örneğin benim de yıllarca çalıştığım Vatan gazetesini aldılar ve kısa bir süre sonra kapattılar, internet sitesi olarak devam ediyormuş ama kim, nasıl izliyor bilmiyorum. Sırada Milliyet’in olduğu söyleniyor –ki bir zamanlar “basında güven” sloganıyla çok önemli yerlere gelmiş, Türk basın tarihinde gerçekten önemli bir yeri olmuş Milliyet gazetesi şu anda, uzun bir süredir, Demirören’ler aldıktan sonra tam anlamıyla yaşayan ölü zaten–, onun da kapanması telaffuz ediliyor, onun da sadece internet sitesine dönüşeceği telaffuz ediliyor. 

Hürriyet böyle olur mu? Herhalde en son olur, ama olmayacağı anlamına gelmez. Bir de tabii önemli olan olay şu: Artık o tür medyanın zaten ömrü tamamlanıyor. Gazeteler artık dünyada çıkmayacak anlamına gelmiyor, dünyada hâlâ gazeteler çıkıyor, bazıları hâlâ çok etkili, ama bu gazeteler kendi ayakları üzerinde duran gazeteler. Mesela New York Times, Washington Post, Guardian ilk aklıma gelenler; Fransa’da Le Monde, Libération çok ciddi krizler yaşıyor, nasıl ömürlerini sürdürecekleri belli değil. Ama New York Times’ın ayakta kaldığını görüyoruz, Washington Post Amazon tarafından satın alınarak etkili bir şekilde varlığını sürdürüyor; Guardian bambaşka bir yöntemle, okuyucuların katkılarıyla ayakta durabilen bir gazete. Ama bunların her birinin şu özelliği var: Özellikle New York Times ve Guardian örneğinde olduğu gibi çok güçlü internet sitelerine sahipler ve internet siteleri basılı gazeteyi öldürmüyor; tam tersine birbirini besliyor. Türkiye’deki geleneksel medya bunun hayli ötesinde, böyle bir şansları yok. İnternet üzerinden yaptıkları yayınlara baktığınız zaman, tam okunacak “bir şey yok”un ötesinde, çoğu utanç verici, her anlamda utanç verici içeriklerle –içerik demeye bile bin şahit lâzım– bunlarla gidiyorlar. 

Peki ne olacak, ne gelecek yerine? Eski medya ölüyor, çok sayıda gazeteci zaten işsizdi, yenileri katılıyor, daha da katılacak. Bunların bazıları bir süredir bizlerin burada yaptığımız gibi sosyal medya üzerinden yeni medya mecralarında varlıklarını sürdürmeye çalışıyorlar, çalışacaklar. Bunun çok ciddi sorunları var, çünkü yeni medya tam şekillenmedi. Dün CHP’nin büyükşehir belediye başkanlarının İzmir’deki toplantısında onlarla yeni medya üzerine sohbet etme imkânım oldu, orada da kendilerine söyledim; ortada “yeni medya şudur” diye bir şablon yok, kim “var” diyorsa yalan söylüyordur, inşa halindeki bir süreç bu. Yeni medyanın inşasına tanık oluyoruz ve yeni teknolojilerle beraber bu sürekli yenileniyor, değişiyor, bazı şeyler ânında eskiyor. Böyle bir süreçte kim daha akıllı, yaratıcı ve atik olursa kalıcı işlere imza atabilir ve burada belediye başkanlarına da söylediğim gibi artık büyük sermaye grupları ve devletten ziyade yerel yönetimlerin ve sivil inisiyatiflerin, vatandaş inisiyatiflerinin daha öne çıkacağı bir döneme tanık oluyoruz, yaşıyoruz, bunun içerisinden geçiyoruz. Ama tabii burada gelir imkânları çok sınırlı olduğu için, finans imkânları çok zorlu olduğu için kolay olmayacak bu. Fakat bunların yolları bulunacak, bulunuyor; mesela biz Medyascope’ta beş yıldır yapıyoruz. Fark etmişsinizdir, bir aydır cumartesi günleri de yayın yapmaya başladık, inşallah çok geçmeden pazar günleri de yayın yapmaya başlayacağız. Çünkü bir ihtiyaç var, talep var. Kimi zaman talebi kendimizin de yaratması gerekiyor, eski medyanın her anlamıyla bir çöp olduğu, cenaze olduğu yerlerde birtakım diri gazetecilik faaliyetlerinin olması gerekiyor. Onların icrası da artık yeni medya, yeni teknolojiler, sosyal medya vs.. Şunu özellikle vurgulamak istiyorum: bizim Medyascope’taki serüvenimizi insanlar genellikle medyadaki baskılara falan bağlarlar, benim HaberTürk’ten atılmama vs. Tabii ki bunlar önemli oldu, gerçekten ateşleyen şey bu oldu; ama bunların sayesinde yeni medyanın içerisine bir şekilde dahil olduk. Normalde aslında cesur olup hiç bu şeyleri beklemeden kendimiz eski medyayla bağımızı koparıp doğrudan yeni medyanın içerisine atlamalıydık, biraz mecburiyetten oldu, doğrudur, ama isabetli oldu. Meslek hayatımda bir kere işten atıldım, o da hakikaten benim için en hayırlı an oldu; eğer atılmamış olsaydım hâlâ o “yaşayan ölü” kurumların içerisinde ben de imkânları iyi olan ama doğru dürüst yazamayan, söyleyemeyen, söylediklerinin içi boşalmış bir insana dönüşecektim. Bir şekilde, sağ olsunlar, isimlerini vermek isterdim, ama vermeyip şereflendirmeyeyim, atarak bizim önümüzü açtılar, eksik olmasınlar. Biz bu anlamda erkenden yola çıktık, bazı meslektaşlarımız yeni yeni buraya dahil oluyorlar. Onların içerisinden hepsi olmayabilir, ama yaratıcı olan, başarılı olabilecek, gerçekten yeni şeyler yapabilecek olanlarla beraber, onların da katkısıyla beraber Türkiye’de bu yeni medyanını inşasını daha hızlı ve daha verimli kılabiliriz. Dolayısıyla Hürriyet gazetesine ve diğerlerine yapılabilecek tek şey Fatiha okumaktır, ömürleri bu kadarmış. Kimler onları kontrol ediyorsa tepe tepe kullansınlar, kullanılacak bir şey yok. Hâlâ oralardan sağa sola ahlâk bilmem ne dersi vermeye kalkan, özellikle köşelerdeki her devrin insanlarına da Allah bin selamet versin diyelim. 

Evet, her zamanki gibi, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.  

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar